Son Dakika Haberleri

Devlet zerzevat satar mı?

Çok enteresan hadiseler yaşıyoruz. Geçtiğimiz Ağustos ayında yaşanan ve adı bir türlü konamayan devalüasyonla gizlenemez bir hal alan ekonomik krizin varlığını kabul etmeme ve sebepleri üzerine konuşmama tavrı şaşırtıcı şekilde sürüyor.

Hemen her sektörün ve aslında toplumun her kesiminin olumsuz yönde etkilendiği gelişmelere, birbirinden kıymetli firmaların “zordayız” anlamına gelen konkordato ilanlarına, iflaslara, kart borçlusu vatandaşlar için kamu bankalarının başlattığı (ve tabii ki halkın kesesinden karşılanacak) “borç ödemek için düşük faizli borçlanma” kampanyalarına, devlet yardımı alan vatandaşların elektrik faturalarının ödenmesine vs rağmen ısrarla sorunun adı konmuyor ve birtakım sektörlerde KDV indirimleri, borç yapılandırmaları türünden pansuman tedbirlerle sorun geçiştirilmeye çalışılıyor. “Günü kurtaralım, yeter” mantığı ile sorunlar biraz daha ileri bir tarihe doğru öteleniyor.

Son yıllarda atağa kalkan gıda enflasyonunun gerçek sebeplerine odaklanmak yerine, geçici tedbirlere başvuruluyor. Veyahut sanki ekonomi ve tarım politikalarını onlar yürütüyormuş gibi önce depoculara, sonra marketlere, daha sonra da halde al sat yapanlara “günah keçisi” muamelesi yapılıyor. Daha doğrusu, halkın tepkisi bu kesimlere yönlendiriliyor.

Halbuki, özellikle soğan ve patates fiyatlarının yüksekliğinden hareketle birkaç ay önce depocular hedef gösterilirken (ki şu ifade bile başlı başına bir kara komedi aslında), “fırsatçılıkla” suçlanıp depolara “baskın verilirken”, tarım uzmanlarının açıklamaları nedense göz ardı edilmişti. İşin doğası gereği, bu ürünlerin depolarda beklemesi gerektiği, hatsallık yüzünden ürünün az olup fiyatın arttığı ve Nisan ayına kadar yeni ürün çıkmayacağından ötürü ileriki aylardaki kullanım için depolardaki ürünlere ihtiyaç olduğu dile getirilmişti. Zaten depoculuk, hatta hükümetin de teşvik ettiği “lisanslı depoculuk” diye bir sektör de var. Bu mantıkla depoculuk sektörünün tamamına “fırsatçı” muamelesi yapmak gerekir, ki meselenin garabeti buradan da anlaşılıyor

Geçen birkaç ayda sebze meyve fiyatları çeşitli sebeplerle ürünün az olmasından dolayı daha da tırmandı. Çift haneli rakamları görmek sıradan hale geldi neredeyse. Tarım ülkesi olarak nitelenen Türkiye’de sebze fiyatlarında 12, 13, 15 lira gibi fiyatları görür olduk. Elbette ki bu durum, halihazırda ekonomik sıkıntılardan, yüksek enflasyondan, gelirinin erimesinden ve geçim sıkıntısından her geçen gün daha da rahatsız olan vatandaşın tepkisine neden oluyor. Yaklaşan seçim öncesi ekonomik sıkıntıları “göstermemeye” uğraşan siyasi iktidar ise çözümü yine bir “günah keçisi”nde buluyor. Yeni sorumlu depocular ve marketlerden sonra halciler oluyor bu sefer de.

Çözüm olarak ise tanzim satış, yani “devletin sebze meyve satması” bulunuyor. İşin enteresan yanı, “devlet ayakkabı satmaz” felsefesini şiar edinmiş, devletin halihazırdaki fabrikalarını “devlet ekonomiden elini çekmeli” felsefesiyle satan bir iktidarın bunu yapması. Böyle yapınca, o sektördeki işletmelere en büyük rakip olarak çıkıyor devlet ve aslında bir haksız rekabet de oluşturuyor. Ama asıl önemlisi, meseleye kalıcı bir çözüm getirmek yerine yine günü kurtarmaya yöneliyor.

Çünkü devlet üreticiden doğrudan tüketiciye satacak. Ancak üreticiden çıkış fiyatı herkesin yakındığı maliyetler yüzünden yüksekse, tanzim satışta da yüksek fiyattan satılacak. Mesele sadece aracılar ve komisyoncular olsaydı, son günlerde gördüğümüz 10-15 liralık etiketleri sürekli görmemiz gerekirdi. Üreticinin “üretememe” sorunu yine görmezden geliniyor. “Haldeki teröristler” gibi acayiplikler havalarda uçuşuyor.

  1. yüzyılın ilk çeyreğini yaşadığımız şu günlerde tarihe bir ibret vesikası olarak geçecek gelişmeler yaşıyoruz aslında. 40 sene önceki tüp kuyruğundan bir türlü bugüne gelemeyenler, vatandaşa bir nevi karne (kilogram sınırlaması var çünkü) ile sebze meyve satmak zorunda kalıyorlar.

Her fırsatta serbest piyasa ekonomisinden, liberal ekonomiden dem vurup da devlet eliyle patlıcan, biber satacak duruma gelmenin tek bir açıklaması olabilir herhalde. Hiçbir olumsuz gelişmeden sorumlu olmayıp sürekli birilerini kamuoyunun önüne atmak, olsa olsa yönetememektir.

Son olarak; vatandaşın satın almaya gücü yetmediği için devletin tanzim satış işine girerek zerzevat satması ekonominin iyi olduğunu mu gösterir, yoksa kötü olduğunu mu?

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Burak Kıllıoğlu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz


Şehir Markaları

1 yıllık yayın süresi ve makul bütçesi ile markanızı şehrinizde parlatın, bu tanıtım fırsatını kaçırmayın!

0 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket 2019 yılı için belirlenen asgari ücret hakkında ne düşünüyorsunuz?