Din ve itikat kavramlarındaki anlam kaymaları üzerine

İslam âlimleri, dini; “insanı, dünyada ve ahirette saadete ulaştırmak üzere gönderilmiş ilahi kurallar manzumesi” olarak tarif etmişlerdir. Yani bu durumda din, sadece inanç veya bir duygudan ibaret olmayıp ahlak da dâhil daha birçok kuralları ihtiva etmektedir.

İnanç (itikat) ise İmam Maturidi’ye göre bilgi ve kabuldür. Yani bir kimse; “Ben, Allah’a inanıyorum” derken; “Allah’ı biliyor ve kabul ediyorum” anlamını ifade etmektedir. Zira İslam’ın beş şartından ilki olan “şehadet” kelimesi; görme, itiraf, şahitlik, kabul ve bilgi anlamlarını içermektedir.

Zaten dinimizin adı olan “İslâm”ın ilk ve asıl anlamı da “teslim olmak”tır.

Bu din ve inanç tanımına göre bir Müslüman; Allah’ı bilir, emirlerini kabul eder, bunlara göre yaşamaya çalışır ve bir gün tüm bunlardan hesap vereceğini bilir.

Peki, modern ve postmodern dönemde din ve inanç anlayışı da acaba böyle midir?

Veya tüm dinlerin din ve inanç algıları aynı mıdır?

İsim vermek yerine genel olarak birçok dinin inanç anlayışı; güvenmek ve hissetmek anlamlarını ifade etmektedir. Yani birçok din, inançtan bilgi ve kabulü anlamaz. Hatta bazı dinlerde inanç ile akıl ve bilgi arasında çelişki bile vardır.

Mesele meşhur Hıristiyan filozof Augustine şöyle diyor: “İnanıyorum, çünkü akla yatmıyor.” Başka bir Hıristiyan filozof olan Anselmus, bu ifadeyi yumuşatmak için; “Anlamak için inanıyorum” demişse de yine de bu ifadelerden itikat ile bilgi arasında bir uyuşmazlık olduğu anlaşılmaktadır.

Oysa İslam dini için böyle bir durum söz konusu değildir. Zira İslam dininin hükümleri ile aklıselim arasında bir uyum olduğu kabul edilir. Zira İslam’ın hak olduğuna getirilen en büyük delil, “fıtrata ve hakikate uygunluk”tur.

İnancın sadece güven veya bir duygu olarak kabul edilmesi; din tanımını da değiştirmektedir. Zaten inanç ile akıl arasında bir çelişki olduğunu savunanların ahlak kuralları ile inanç kuralları arasında bir çelişkinin olduğu sonucuna varmaları da normaldir. Bu yüzden inancı, histen ibaret kabul eden ve akılla çelişebilir gören düşünceler; dini de sadece psikolojik duruma indirgemişlerdir.

Yani böyle bir durumda dindarlık, sadece kişisel bir durumdur ve genel olarak insana kendini iyi hissettirmek için gereklidir. Tabi ki bu görüşü savunanların tüm iddiaları aynı değildir. Fakat ortak nokta; dinin, günlük hayatta kural koyan bir sistem olarak kabul edilmediğidir.

Postmodern dönemde ise inanç ve din, daha da belirsiz ve sübjektif hale getirilmiştir. Hatta burada “kişisel din” algılarından söz edilebilir. Örneğin bir kimse, deist veya başka inançlara sahip olduğunu ya da inançsız olduğunu iddia edebilir. Ama yine bu kimse iyi geliyor diye Kur’an-ı Kerim okuyabilir. Ya da güvende hissettiriyor diye namaz kılabilir. Ya da tecrübe olsun diye hacca gidebilir.

Yani burada amaç, hayata dine göre şekil vermek veya Allah’a hesap vereceğini bilmek değildir. Amaç, özgür olmak ve iyi hissetmektir.

Peki, bunları niye anlatıyoruz?

İlk sebep, ben dindarım veya ben de inanıyorum diyen her insana sempati duyan duygusal bir tarafımızın olmasıdır. Oysa bu akli bir tutum değildir; tamamen duygusal bir tavırdır. Zira inanıyorum ya da dindarım diyen insanın, inanç ve dinden ne anladığını bilmek gerekiyor.

Örneğin ABD doları üzerinde yazan “in God we trust” ifadesindeki dindarlıktan ne anlıyoruz? İlk bakışta bu görüşe sahip kimselerin ekonomide ilahi emirleri dikkate alacağını düşünüyoruz. Fakat biraz kafa yorduğumuzda aslında buradaki kastın; “Tanrı bizim yanımızda ve dünyayı biz yönetiyoruz” olabileceğini söylemek çok da hakikate muhalif değil gibi duruyor.

Aslında modern ve postmodern dönemin “tanrı” kavramından ne anladığı üzerinde de biraz düşünmek gerekiyor.

İnanç ve din kelimelerindeki anlam kaymalarına değinmemizin bir diğer gerekçesi de şudur:

Maalesef Müslüman toplumların içinde de inancı bir duygu; dini de bireysel tercih veya tavır olarak kabul edenlerin sayısı artar gibi görünüyor.

Özetlemek gerekirse Müslüman olmak;

  • Müslüman’ca düşünmeyi,
  • Müslüman’ca yaşamayı,
  • Müslüman’ca çalışmayı,
  • Özetle yaptığı her işi Müslüman’ca yapmayı gerektiriyor.

Son olarak burada din kelimesinin; özel olarak “İslam”; genel olarak ise hak-batıl tüm sistemleri ifade için kullanılabildiğine değinmek istiyoruz. Yoksa burada diğer inanç sistemlerine de din demek, onları hak olarak veya İslam’la aynı gördüğümüz anlamına gelmiyor.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Turgut Akyüz - Mesaj Gönder



Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz

01

Huseyi̇n Şaşmaz*uzun - Zira İslam’ın hak olduğuna getirilen en büyük delil, “fıtrata ve hakikate uygunluk”tur.

Yanıtla . 0Beğen 26 Şubat 09:46

Şehir Markaları

1 yıllık yayın süresi ve makul bütçesi ile markanızı parlatın.

0 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Seçim ittifaklarını faydalı görüyor musunuz?