Okuyup da ne olacak?!

Tabi ki kitap, dergi ve gazetede KDV kalksın. Hatta zaruri, zorunlu ve hayati olan alımlarda KDV hiç konulmasın. İnsanlar kemer sıktıkça kütüphaneler boşalıyor, gazete tirajları düşüyor ve de dergiler birer ikişer yayınlarına son veriyorsa kalksın KDV! Hatta gelsin BDV (Bedava demek). Kültür dünyamız gerçekten hareketlenir mi? Ben o kadar iyimser değilim. Çünkü bildiklerim var. Ben bu bildiklerimi en zor zamanlarımda cebimdeki son kuruşu kitaba ödeyerek elde ettim. İşte onlar:

Bir; Kitapların ucuzlaması ile kitap okuma oranı arasında ciddi bir ilişki yoktur.

İki; Okumayan bedava da olsa kitap ya da dergi okumamaya devam edecektir. KDV kalktığı için ne okuyucu ne yayıncı karşılıklı bir memnuniyet yaşayacak değildir.

Üç; Kitap okumanın ve de okumamanın sosyolojik ya da sosyokültürel sebeplerine inmek gerekir. Toplumumuzun tipik karakteri okumayı da okumamayı da kararında bırakmamak hep uç noktaya taşıyarak tiryakiliğe taşımaktan yana olmuştur.

Dört; Tabi ki kitaplar makul ücrette olmalıdır. Fakat yeme içme gibi değildir okumak, bedava gidip beslenebileceğin kütüphaneler vardır. Hatta kitap evlerinde bile raflar arasında dolaşarak sayfalar arasında bilgi atıştırabilirsiniz.

Beş; Dergi henüz bizde ihtiyaç derecesine yaklaşmış bile değildir. Gazete ise dijital ortamlardan takip edilir olduğundan öyle koltuk altına kıstırılıp da taşınan bir şey değil artık.

Altı; Kitabın itibarı fikir ve düşüncenin itibarı korunarak sağlanabilir. Herkesin her şeyi herkesten en iyi bildiğini iddia edip ortalıkta dolaştığı bir dünyada kitabın tesis edeceği bir kafaya sahip olmak ne denli konforlu bir şeydir?

Yedi; Yapay ve plastik ihtiyaçları bir kenara itip kitap okumayı gerektirecek ihtiyaçları her yaştaki insana hatırlatmak zorundayız.

Sekiz; Bırakın diğer kitapları ebedi hayatımız için asli aydınlanma rehberimiz olan Kur’an’a bile “okumama geleneği” ile yaklaşırken, diğer kitaplara yaklaşımımızın daha farklı olduğunu düşünmek biraz fazla iyimserlik olmaz mı?

Dokuz; Bugün bir ürün kendisi değilse müşteri bulabilme avantajına sahip oluyor. Kitaplar da böyle. İçerik ve üslup olarak kitap olmayan kitaplar satış rekorları kırarken, okumakla hedeflediğimiz şeyin ne olduğunu bir kez daha düşünmek zorunda değil miyiz acaba?

On; Her ulvi meşgalenin piyasaya yönelik bir yüzü var artık. Tebliğin bile bir tarifesi var. Öğrenci okulda bilgiyi not için alıyor öğretmeninden. Kitabı o nota ulaşmak için okuyor. Kitap okuyan kişiler de kaybettiklerini aramak için bu yolculuğa çıkıyor değiller. Bilgili olmanın tecime elverişli bir tarafı var çünkü. Şu sorunun karşısında apışıp kalmayan var mı? “Okuyup da ne olacak?!” 

ACELE MAZERET ARANIYOR!

Her konuda çok konuşuyoruz. En çok da eğitim konusunda. Herkes eğitimden anlıyor gözüküyor. Tartışmaya bir başlandı mı kimse lafı kimseye bırakmıyor. Üstelik içi boş cümleler. Vatandaş aynı cüretkârlığı din konusunda da sergiliyor. Bu konuların uzmanı ya da uzman dokunulmazlığı falan yok. Eğitim bir probleme dönüşüp de “mesele” halini almamış olsaydı, bu kadar uzun cümleler kurmaya gerek kalmayacaktı herhalde. Eğitemediklerimizi konuşuyoruz. Eğitim ile eğitilmemeye bağışıklı hale gelmiş insanları masaya yatırıyoruz. Tabi hiçbirisi masadan kalkamıyor. Geriye şu cümle kalıyor yadigâr: ‘Arkadaş, bu eğitim meselesi çözülmez!’ Çözüm yollarından bahsetmiyorum, sorun sarmalından bahsediyorum. Sorunlar sorun olduklarının bile farkında değiller bu alanda. Neden acaba? Hemen söyleyeyim: Eğitimin sorunlarını eğitimin içerisinde arıyoruz da ondan! Tahtada, tebeşirde, duvarda, kapıda, tablette, laboratuarda, öğretmende, öğrencide, velide… Buna çok fazla inanmıyoruz aslında. Bir teşhis koymamız gerekiyor ve ancak boyumuz bu problemleri işaretlemeye yetiyor. Hâlbuki eğitimin sorunları eğitimin dışında yığınak yapmıştır. Toplumun eğitim dışındaki bütün problemleri gelip okul kapısına hatta sınıf kapısına dayanmıştır. Dışarıda kaybettiğimizi içeride arıyoruz. Kaybettiğimiz şeyin ne olduğunu bilmeden arayışa geçiyoruz çoğunlukla. Zira kaybettiklerini kazanç hanesine yazmış olanlar kalkıp da onun ardından fener tutup iz süremezler. Eğitimin sorunu evdir, ailedir, sokaktır, sokaksızlıktır, kitle iletişim aygıtlarıdır, şiirsizliktir, türküsüzlüktür, yanlış başarı tanımıdır, kendi gök kubbemizin kayıp gitmesidir üzerimizden, ahengimizi yitirişimizdir.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Hüseyin Akın - Mesaj Gönder



Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz

01

Abduirrahman Serdar - Eğitimin temel iki derse ihtiyaıcı var :

- Geniş kapsamlı - yurttaş, adam yetiştirecek - YURTTAŞLIK DERSİ (sürekli),

- KİTAP OKUMA DERSİ ve Güzel(im) Türkçe (sürekli)

Bilhassa ne.... ne kalıbı, birbiri (çoğullaştırılmıya çalışılıyor), ve yersiz, lüzumsuz, kulağı tırmalıyan - Arabça ve Batı dillerinin etkisi ile - ÇOĞUL takıları. En edip geçinenler de, devlet adamı geçinenler hep bu hatayı tekrarlıyor. Yazık, çok yazık, ikaz eden diksiyoncuları da yok

Okuyup da ne olacak ? deyesi geliyor insanın. gerçekte. Zira, Bakanlık ve hükumetler okutmuş olmak için okutuyor. Bir iş becersin, bir baltaya sap olsun, diye değil.

Bugün Yöneticilerce, eğitimin iki amacı var :

- AB standardlarını temin için diploma dağıtmak

- Devlette yığınla - ihtiyaç olmiyan - masa memurluğu tesis ederek, işsizi azaltmak

Devlet, uşaklarından bıkmış bir baba edası ile vasıflı vatandaş, kaliteli insan, kaliteli müslüman yetiştirme endişesi taşımıyor. Esasen, kalite nedir ? Bilen de kalmadı. Teknik ve dijital bazı alanlarda kalite belki hatıra geliyor. Onlar ise, insanoğlunu yaşatmıya yetmediği gibi, maddi ve manevi yönden ölümünü hazırlıyor.

Evet, olur-olmaz, önüne gelen, DİN bilir, EĞİTİM bilir yarışında. Bir müslüman memleketinde, bu konularda Allah ve Resulü ne buyuruyor, acaba ? diye düşünen mü'minim diyen insana da rastlıyamıyorsun. Atalarımız bu işi nasıl yürütmüş, deyip, araştıran da yok.

(Menderes dönemi dahi kaliteli insan yetiştirebiliyordu.

Harf İnkilabı, Başbakan İSMET'gillerin amaçladığı gibi, eski İstanbul efendileri ile yeni yetme ayak takımının arasını unutulacak derecede açmış. Yazık, hayıflanmamak elde değil.

Yanıtla . 0Beğen 12 Şubat 12:30

Şehir Markaları

1 yıllık yayın süresi ve makul bütçesi ile markanızı parlatın.

0 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Seçim ittifaklarını faydalı görüyor musunuz?