Bize ne oluyor?

Eskiden, “Kahrolsun Amerika”, “kahrolsun İsrail” deniliyordu. Bir duyarlılık ve hassasiyet vardı. Herkes DAVA diyordu. Dava şuuru vardı. Davasının delisi insanlar vardı. İslam devletinden bahsediliyordu. Edep vardı, muhabbet vardı, büyük küçük, saygı sevgi vardı. Karz-ı hasen vardı, paylaşım vardı, yardımlaşma ve dayanışma vardı, huzur vardı. Sebze ve meyveler bile farklıydı, tadı, kokusu güzeldi. İmkânsızlıklara rağmen medreselerden daha  kaliteli âlimler yetişirdi. Öğretmenlerin bir ağırlığı, bir kişiliği, bir saygınlığı, kamuoyunda önemli bir karşılığı vardı. Adalet ve hukuk bu kadar yerlerde sürünmüyordu. Helal haram lokmalara dikkat edilirdi. Kimsenin ekinine, ziraatına zarar vermemek için, hayvanlarının ağzını bağlayarak yürütürlerdi. Faiz belası, her dönemde var olmuştur, ancak bu kadar yaygın ve normal bir hal almamıştı. Eskiden siftah yapmayan esnafa, komşu esnaf tarafından müşteri gönderilirdi. Komşu esnaflar arasında bir dayanışma mevcuttu. Günümüzdeki hırs ve kanaatsizlik, bu oranda yoktu. Bu kadar bencillik, aşırı dünya sevgisi yoktu. Kul hakkına daha çok riayet edilirdi...

 Ne oldu bize, nereye gidiyoruz, niye bu hale geldik dersiniz? Kendimize gelelim artık diyorum. Özümüze, dinimize, milli değerlerimize, şeriatımıza sahip çıkmanın zamanı gelmedi mi yoksa? Hep beraber düşünelim, bu ciddi gaflet ve sıkıntıları gidermenin yollarını birlikte araştıralım, okuyalım, üretelim, bir araya gelelim, daha çok birbirimizi sevip sayalım, malımızla ve canımızla cihad edelim, gaflet uykusundan kurtulup bir an önce kendimize gelelim diyorum. Geçmişte münkere karşı bir tepki, bir müdahale azmi vardı. Allah (cc)’ın hoşnut olmadığı bir söz ve eylemi Müslümanlar gördüğü zaman sessiz kalmazlardı; ya elleriyle, ya sözleriyle ya da en azından kalpleriyle, vücut diliyle müdahale edip buğz ederlerdi,  tepki göstererek o mekânı terk ederlerdi.

Geçmişte hayasızlığın bu hale gelmemiş olması, büyük oranda müminlerin duyarlılığı ve tepkisi sayesinde olmuştur. Şu anda hayasızlık diz boyu, edep, terbiye, ar ve namus ayaklar altında. Ahlaki yozlaşma zirve yapmış durumda. Başka bir açıdan olaya baktığımızda, insanımızın, bilerek -bilinçli bir şekilde- cahil bırakıldığını görüyoruz. Bir başka yönü de, Müslümanların aç ve işsiz bırakılıyor olması meselesidir. Ayrıca bahaneler uydurularak, altyapısı da hazırlanarak ümmet birbirine düşürülüyor, ihtilaflar körükleniyor. Kürt-Türk, Alevi-Sünni... gibi. Böylece cahil ve maddeten fakir bırakılan bir İslam toplumu, daha kolay kullanılabilir bir hale geliyor, daha kolay birbirine düşürülmüş oluyor. Basın ve medya başta olmak üzere, pek çok araçla algı operasyonları yapılıyor, inanç, ibadet ve kültürel meselelerde, projeler üretiliyor maalesef. Milletin ruhu duymadan bütün bunlar yapılıyor, yaptırılıyor. İslam’ın ılımlısını, cihatsız ve hukuksuz bir Müslümanlığı, kendi kurulu düzenlerine zarar vermeyecek bir İslami anlayışı, hadissiz, sünnetsiz bir Kur’an Müslümanlığını, inancı tahrif edilmiş, ahiret anlayışı zayıflamış, cihat ruhundan uzaklaşmış, infak ve isar nedir bilmeyen, dünya sevgisine, heva ve hevesine teslim olmuş, kalbine “vehn” hastalığı yerleşmiş, gafil, cahil, fakir ve kukla bir toplum inşa etmek istediler ve maalesef büyük ölçüde bunda da muvaffak oldular.

 Kültür ve medeniyet inşası konusunda bu ümmet, uzun zamandan beri, hatta asırlardan beri neredeyse hiçbir şey yapmadı, bir cehd ve gayret göstermedi. Dinimizce haram olan, iyi karşılanmayan pek çok şey mübah hale geldi, normalleşti. Helal haram duyarlılığı, birçok Müslüman’da kalmadı. Hacısı, hocası, uleması, ümerası toplumun büyük çoğunluğu, bu olumsuz durumu kanıksadı, bunların karşısında sessiz kaldı, tepkisiz hale geldi, duyarsızlaştı, nemelazımcı oldu. Zina suç olmaktan çıkarıldı, faizin her türlüsü meşru hale geldi, aileler büyük bir hızla parçalanır oldu, Batı kültürü bizlere hakim oldu. Şapkası, kılık kıyafeti, müziği, folkloru, hukuku, alfabesi... bize zorla empoze edildi. Bunun için her türlü baskı ve zulüm reva görüldü. İskilipli Atıf Hocaları burada yâd etmek isterim. Ruhları şâd, mekânları cennet olsun. Yakın tarihimizde, bu baskılardan dolayı rahatsızlık duyan binlerce insana, idam, sürgün dahil olmak üzere, pek çok zulüm ve ağır cezalarla cezalandırılan pek çok insan saymak mümkün. Münkere, tahribata karşı bir tepki, bir gayreti diniyye vardı. İlim ve irfandan, medeniyetten, uygarlıktan, teknolojiden ise nasiplenmedi bu ümmet. Bilgiden ziyade, Batı  kültürü zorla kabul ettirilmek istendi. Halbuki medeniyet evrensel, kültür ise millidir. Biz ise tersini yaptık. Bilgi almadık, cahil kaldık, cahil bırakıldık, yabancı kültürü aldık özümüzden, geçmişimizden bilinçli bir şekilde koparıldık. Giyinme konusunda rezil bir hale geldik. “Kasiyatunariyat” diye Kur’an-ı Kerim’de bir ayet vardır. “Giyinik çıplaklar” demektir. Açık saçık olmayan hanımlar bile, İslami bir tesettüre bürünmüş değiller. Eskiden kadınlarımızın, analarımızın ve bacılarımızın bir saç telini bile kimse göremezdi. Seslerini bile, namahremlere duyurmazlardı. Haya abidesi insanlardı onlar.

Olması gereken şey, ilim ve hikmetin nerede olursa olsun alınması, dış kültürün  ise alınmamasıydı. Böylece toplumu arzu ettikleri gibi şekillendirdiler. Bugün itibarıyla İslam toplumu, Batı emperyalizminin çarkı altında eziliyor, inim inim inliyor maalesef. Kültür emperyalizmi almış başını gidiyor. Tarih şuuru kalmadı. Değerlerimizin birçoğunu yitirdik. Güçlü aile bağlarımız vardı, çok gevşedi. Boşanmalar moda oldu, sıradanlaştı. Böylece aile yapımız da çökmeye başladı  maalesef. Sağlam bir toplum, ancak sağlam ailelerden oluşur. Bunun idrakinde olan şer odakları, İslam ümmetini dejenere etmek için bu alana da el atmış bulunuyor. Özellikle medya kullanılarak bu tahribatlar yapılıyor. Daha neler neler...

Sözün özü şu: Eğer kurtulup kendimize gelmek istiyorsak, onurlu bir hayat yaşamak istiyorsak, iki cihanda da mutlu ve bahtiyar olmak istiyorsak, bismillah deyip işe hemen başlamak gerekir: Ye’se düşmeden, iki günümüzü eşit tutmadan hızlı hareket etmek zorundayız. Cehalet belasından, ne yapar yapar bir an önce  kurtulmak, eğitime her şeyden daha fazla önem vermemiz gerekir. Eğitimde seferberlik başlatılmalı, milli eğitime, yani bize ait olan eğitime dönülmeli, özümüze, dinimize, kültürümüze ait olan eğitim verilmelidir. “Fulbright” antlaşması gibi önümüzü kesen antlaşmalar, hemen yırtılıp çöpe atılmalıdır, İbni Haldun’lar, Biruni ve Harezmi’ler... okutulmalı, bilgili, dindar, vatanını milletini seven, tefekkür eden, okuyan, üreten, paylaşan, dünya ve ahiretini birlikte düşünen aydın, mücahit, abid ve salih nesiller bir an önce yetiştirilmelidir. Ayrıca fakirlikten kurtulmak ve işsizliği bitirmek için yeni hamlelere ihtiyaç vardır. Ağır sanayi hamlelerine, ziraat ve tarımsal alanda büyük ve milli projelere şiddetle ihtiyaç bulunmaktadır. Milli  ve yerli üretime, maden ve yeraltı zenginliklerimize sahip çıkarak, büyük ekonomik hamleler başlatarak, ekonomik başarılar elde edebiliriz. Müslümanlarla birlikte hareket edip, diğer bütün ülkelerle de iyi ilişkiler geliştirmek suretiyle, kardeşlik ve dostluk tohumları atılabilir. D-8 gibi, atılmış “İslami birlik” temelleri güçlendirilmeli, genişletilmelidir. Unutmayalım ki en büyük güç, bizim birlik ve beraberliğimizdir. Aynen bilgi ve teknoloji gücü gibi, iş güç sahibi olup, zengin olma gücü gibi. Aklımızı başımıza alıp, aramızdaki hain ve gafilleri de def ederek, hemen işe koyulmalıyız. Dünyamızı da ahiretimizi de mamur etmenin başka yolu yoktur. Gayret bizden, muvaffakiyet Yüce Allah’tandır.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Abdurrahman Sevgili - Mesaj Gönder



Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz

02

Ayhan Sarıkamış - Önceden medreseler kapalı. Başörtüsü, cübbe, sakal, şalvar devlet eliyle yasaktı. Şimdi elhamdulillah karışan yok eden yok. Sizi tutan mı var? Buyrun herşey serbest cihadı kendi iç aleminizde yapın ve imanı zayıf yada olmayanların imanına kuvvet verecek şekilde çalışın. Bazıları evinden çıkmıyor hep nefsi nefsi diyor sonra niye benim yeğenim öyle, niye bu millet böyle! Önce siz bir Cihad edin. Ve etrafınıza ışık saçın. Zulümat değil....

Yanıtla . 0Beğen 16 Şubat 17:07
01

Hayri Abay - kasiyatun ariyat hadıs tir. ayet değildir (Müslim, Cennet,53)

Yanıtla . 0Beğen 12 Şubat 16:18

Şehir Markaları

1 yıllık yayın süresi ve makul bütçesi ile markanızı parlatın.

0 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Seçim ittifaklarını faydalı görüyor musunuz?