Son Dakika Haberleri

Utanma, vurma, savunma üstüne kim alınırsa üstüne vardı da mı kaybettiler?

Kaybede kaybede geldiğimiz yıllardan birinin henüz başındaki ayları yaşadığımız bu zaman diliminde, yaklaşmakta olan bir seçim dolayısıyla muvafık (iktidar yanlısı) insanlarda yok olduğuna inandığımız insani bir duyguyu konu edeceğiz ilk olarak.

Ülkemizde yirmi yıla yakındır hükumet olan bir parti günlerinde neler kaybettiğimizin listesini tarihin sayfalarından buraya taşıyacak değiliz. Birini konu edeceğiz bu kayıplarımızın. En önemli saydığımızı.. Utanma duygusunun yok edilmesini yazacağız.

Dünkü gazetemizin birinci sayfasında tam metni var; iktidar organlarınca gösterimi yasaklanan “Sülün Osman” reklam filminin.

Sinema seyircilerine “Sülün Osman”ı hatırlatmış Saadet Partisi, sattığı değerlerimiz üstünden..

“Sülün Osman” halkın, meramını örneklendirerek hedeften vurmasını sağlayan biri olma özelliğini koruduğunu ve gelecek her nesle bir mizah insanı olarak kalacağını, muhatap olduğu son yasakla zapta geçirmiş oldu.

Bu ülkede bir muhalefet partisinin, muhalefetini, kanunlar dahilinde gösterme, seslendirme, duyurma, bağırma, haykırma hakkını önce tetikçileri yok sayarlar, ihbar ederler, ler, ler, ler..

İşte o ihbarcılardan biri, Saadet Partisi’ne “Karamolla’nın Partisi” derken, Genel Başkanı’na da ne demiş olduğu “Cibilliyeti”nin yönlendirmesi icabı ortaya çıkmış.

İşte o ihbarcıyı gazetemizin internet sitesi, artık niye muhatap aldı ise, FETÖ’ye saygı davetcisi, FETÖ’ye saygı terbiyecisi yazar olarak duyurmuş okuyucularına.

Karamolla demek, Karamolla’nın partisi demek cibilliyetine göre eleştiri imiş. Eleştirdim, diyor. “Zira”sını yazdığı cümleyi sayın Cumhurbaşkanı affeder mi, orasını biz mesele etmeyiz.

Cumhurbaşkanı’nı Sülün Osman’a benzetme gayreti..

Nerden vardın bu kanaate, sorusunu yöneltirler mi, o dahi bizim meselemiz değil. Lakin cevabını da bulmak ve bilmek isteriz.

Sülün Osman tramvayı, Galata Kulesi’ni, Dolmabahçe’nin saatini sattı, Galata Köprüsü’nden geçenlerden para aldı, geçmeyenlerden almadı, cümlelerini duyan biri, hangi gerekçe ile burda benzetme gayreti var diyebilir?

Bir ihtimal geliyor bizim aklımıza. Onu açıklayacağız ama, bugün ne Bülent Arınç’larını ne de Melih Gökçek’lerini doğrudan yahut mizahla anlatmak hiçbir AKP muhbir ve katibinin kimyasını bozmazken..

“Parsel, parsel satma” konusunu mu çağrıştırdı acaba akıllarına, Sülün Osman’ın parça, parça satmış olması..

Partilerinin kurucusu Arınç’ı ve görevden almış olmalarına rağmen destek almak umuduyla gözlerinin içine baktıkları Gökçek’i atlayarak, belki de yargıya teslim edilmediklerinden, en üst makamdan bahsedilmesi, özür kabahat ilişkilerinin son örneği olsa gerek.

Savunmacılarından belli olur, belli olanlar..

Reklam filmi dediğin Sülün Osman’lı olsa bile.

Utanma duygusu zaiyatları ise artık sonra.

Duracakları yer ve vuracakları yer

“Erdoğan’ın son günlerde sık sık tekrarladığı –muhalefet/PKK işbirliği- mesajı seçim gününe kadar seçmenin beyninde yer edecek.”

Kaybedeceklerine inandıkları seçimi, açıkladıkları bu taktikle lehlerine çevireceklermiş. Kalemci katipleri böyle diyor. Adını da koymuşlar: Muhalefeti PKK üzerinden vurmak.

Bu taktiklerinin üstünde iyi durmak gerek.

Muhalefeti önemsemediklerini, bir gün bizi yerimizden ederler, iktidar olurlar hesabına almadıklarını, muhalefetsiz demokrasi istediklerini acaba böyle mi anlatıyorlar?

PKK üzerinden vuracaklarına göre, PKK’yı hedeflerine yardımcı yapmış olmuyorlar mı? Vurulacak muhalefet uzakta.. Üzerinden vurmalar gerçekleştirilecek PKK yakında olmaz mı, bu taktiğin izahında.

HDP’nin üç büyük şehirde aday çıkarmaması, iktidar katiplerinin kozu imiş. Bakın, gördünüz mü, muhalefeti destekleyeceklerinden dolayı adayları yok.

Devletten aldığı seçim yardımını harcamamak için birkaç küçük ilçe dışında aday göstermeyen MHP’ye alkışı esirgemeyenler ve seçimleri demokratik bir yarış gerekliliğinden soyutlamak isteyenlere bir soru sorsak, hedefe koyarlar bizi.

Zorda kalındığında kullanmak fiili oraya kadar mı düştü? Gibi bir soru mesela.

Yarın, öbür gün halef-selef olunması mümkün siyasi partili insanlarla arasına seçim döneminde devletin mücadele ettiği bir ihanet teşkilatını sokmak/koymak iktidar partisine ne kazandıracak?

Bir partinin üç şehirde aday göstermemesinden, seçimde kullanılan gizli oyların gizliliğinin olmadığını, tüm muhalefet oylarına oy muamelesi değil, bir ihanet belgesi gibi bakılacağını iddia ediyorsa bir iktidar partisinin köşebaşları, umutları tükenmiş demektir.

Halbuki bir iktidar, ürettiği ile öğünür, hizmetini öne çıkarırdı.

Acaba ne oldu da bu kural dahi değişti, ya da ortaksız olmuyor mu?

 

Sözü olan savunur olmayan ise savrulur

Geçen hafta tartışılan “Beraat” kelimesine bu hafta “Nurettin Soyer” yazıcılarından bir süsleme sanatı yapıldı. 

MSP davasını anlatan tanık gazetecilerden Fehmi Çalmuk 05.02.2019 tarih ve “Milli Görüş’ü en iyi Nurettin Soyer anlamıştı” başlıklı yazısında, destek taşı atmış, çoktan paydos çekilen AKP inşaatına.

“Yakın zamada Milli Savunma eski Bakanı İsmet Yılmaz’ın gündeme getirdiği beraat tartışmasının ilk çıkış noktası ise Konya MSP milletvekili Tahir Büyükkörükçü’dür. Nurettin Soyer’in hazırladığı iddianame için Büyükkörükçü şu sözleri belirtmişti:

- Bu iddianameyi vasiyet edelim de mezarımıza koysunlar. İnşallah bizim beraatımız olur.”

İhtilalcilerin mahkemelerindeki şanlı bir müdafaayı, iktidarın bütün nimetlerini tatmış birinin oy isterken yaptığı ticari teklifle benzeştirmek, kıyaslamak, yanlışlığına düşmesi bir gazetecinin, iktidarın yaydığı korkuların rahatsızlığından kıvrandığını ispat eder.

Nurettin Soyer’in suçlama maddelerini de yazmış tek tek. Laikliğin ihlali, dinin siyasete alet edilmesi, 163. Maddenin çiğnenmesi, islami düzen kurmak gibi soyut, belgesiz ispatsız iddialar.

Ülkesini fabrikalarla donatmış ve yıllarca Başbakan yardımcılıkları yapmış birine, satılan fabrika, kıyı, orman, köprü, yol sorusu mudur sorulan? Hayır!

İsteyene istediğini vermekle mi suçlanmıştır? Hayır! Parsel parsel satmışlar mı yönettikleri şehirleri? Hayır! Hocaefendi dediklerinin dizinin dibine oturup ağlamışlar mı plaketini aldıklarını kayıtlara mı aldırmışlar? Hayır!

Konya’da Kudüs Mitingi düzenlemek… Savcısı bunu suç sayarken, ihtilalcibaşı, uluslararası toplantılarda Kudüs’e o mitingle sahip çıktıklarını ifade ederek öğünüyordu.

Bugün herkeste bir Nurettin Soyer telaşı var. Oğlu bir partiden belediye başkanlığına aday olunca hatırlanmış.

Şimdiye kadar neden hatırlamadınız?

Oğlu olmasa idi yine hatırlamayacaktınız.

Bir hesap sorulması gerekli idiyse, neden Özal’ın dört eğilim günlerinde bir eliniz yağda, bir eliniz balda iken yapmadınız bunu?

Kendisinin Genel Kurmay Başkanı olmasına tek itirazcının Erbakan olduğunu bilen K.Evren’in, ihtilalinin mahkemelerinde bir Nurettin Soyer kullanmasına, Erbakan’ın müdafanamesi ile hakimleri yanına çekerek karşı durması, onu hayal kırıklığına uğratması gündem yapılmalıdır bugün, eğer o savcı tavrına itiraz edilecekse…

O partinin adayının babası şu şu siyasiler için şöyle cezalar istemişti, diyerek bugün yakınmaya duranlara, o cenahtan şu soru sorulduğunda ne diyecekler?

- Sizin avukatlarınız nerde? O savcının mesnetsiz suçlamalarına ve işkencelerine karşı neden hukuk mücadelesinde yoksunuz?

MSP’nin ve rahmetli Erbakan’ın o destansı mücaedelesinin çok boyutlu olduğunu, yine o tanık gazetecinin yazdıklarıyla belgeleyelim.

İddianame okunurken MSP’lilerin bu tavrından mahkeme hakimleri kadar Nurettin Soyer’de irkiliyordu. Duruşma hakimi, havanın güneşli olduğu bir Cuma günü Savcı Nurettin Soyer’e 49 sayfalık iddianamenin okuması için söz verdiği sırada ani bir gürültü koptu. Gök gürültüsü ve dolu adeta mahkeme salonunu yıkıyordu. Askeri Savcı Nurettin Soyer okuduğu iddianameyi kendisi bile duymuyordu Erbakan ve MSP’lilerin ağzı kımıl kımıldı. Dua ediyorardı. Nurettin Soyer gürültüden iddianameyi okumayı bıraktı ki korkuyla hakimin gözünün içine baktı. Hakim dayanamadı. Erbakan’a seslendi:

- Sayın Erbakan lütfen mahkemeyi manevi baskı altına almayın!

Bu kısmı özellikle aldık buraya. FETÖ’ye çok gözyaşı dökmüş bir AKP kurucusunun, kitap yazıyorum içine bu sahneyi koyacağım, demesine  itirazımızın olduğu bilinsin istediğimizden…

 

Manavlı belediye, hediyesi fileye

“Belediyeler ucuz sebze-meyve satacak.”

İktidara en yakın gazetenin birinci sayfa haberlerinden biri de bu.

Devlet ekmez, dikmez diyerek tarımı, devlet üretmez diyerek sanayii, devlet beslemez diyerek hayvancılığımızı iptal eden iktidarın son duyurduğu icraatı bu.

Sebze-meyve ticareti.

Şehirlerimizin az nüfuslu olduğu yıllarda CHP belediyelerinin “Tanzim satış” mağazaları vardı. Hatta bu ticaret işine iyice abanarak “Tansaş” adıyla genişleyen belediyelerimiz olmuştu.

Belediyelerde siyasi kadrolar değiştikten sonra tarihe karışan bu mağazacılık türünü, bugün sadece iktidar yetkililerinin hatırlaması dikkate şayandır.

Ne oldu da günlük ticaret düşünür oldular?

Manav esnafını ortadan kaldırarak marketlere müşteri yollamalarından umduklarını mı bulamadılar?

Hangi ebattaki bir belediye tezgahında kaç kişi çalışacak? Sıfatları ne olacak? Portakal uzmanı, hıyar uzmanı, lahana ekspertisi, elma tanıtımcısı, patlıcan çeşidi ayırımcısı vesaire vesaire...

Ara sıra okurduk yahut kendi tv’lerinde haber olurdu. Bazı belediyelerin halkın karnını doyurduğuna dair haberler.

“Filan semtin insanlarını, filan belediyesi balık kızartmasına doyurdu.”

“Filan belediye halka bedava karpuz dağıttı” gibi.

Bir yandaş daha kayırıldı derdi böyle haberlere muhatap olanlar. Bilirlerdi ki kaldırım işi herkese göre değil, yahut yetişemeyenler var.

Artık böyle haberleri duymayacağız ama, şöyle haberleri duymaya hazır olun. Filan belediyenin marketinde satılmak üzere gelen iki kamyon meyve çürük çıktı. Ya da Rusya’dan iade edilen sebze ve meyveler filan belediye tanziminde değerlendiriliyor.

Belediyelerin yarın aşevleri kurup elinde kalan sebzelerden yemek, meyvelerden marmelat, hoşaf, komposto yapmaya durmayacağını kim iddia edebilir?

Nerden çıktı bu manavlık işi. Daha yeni yapmadınız mı hal kanununu gibi bir sorunun ne yeridir, ne de zamanı.

Neden mi?

Her şey tespit edilmiş. Rafları hazırlanmış, terazileri konmuş, elemanları tespit edilmiş.

Bakan diyor ki: İstanbul’da 50, Ankara’da 30 noktada başlıyoruz!

Gerekçesini de duyuruyor gazetesinin o haberinin yanında:

“Fırsatçılıkla hareket eden birilerinin, milletimizin sofrasına el uzatmasına izin vermeyeceğiz.”

Bir çeyrek asra yakındır iktidar olan bir partinin sorumlusu diyor ki: Fırsatçılıkla hareket edenler var.

Nasıl üremişler yahut neden fırsatçı olmayı tercih etmişler?

Hem de size rağmen mi?

Milletin sofrası...

Milletin parklarını düşünmekten sonra sıra sofrasını düşünmeye gelmiş. Yirmi senede ancak gelmiş...

Milletin işyerlerinin kapanması, milletin sofrasını ilgilendirmiyor olmalı ki, fabrikaları satıp, manav tezgahları kurmayı yeğliyorlar.

Cevapsız sorular

En yandaş gazetenin sürmanşetinin altındaki başlık aynen şöyle: “Başkan Erdoğan, Türkiye – ABD ilişkilerini değerlendirdi: yaşanan sıkıntıları, sınamaları, direniş testlerini başarıyla atlattık.”

Sınava sokulan neden hep biziz?

Maliyeti ne oldu bu sınavın, bize ve müslüman ülkelere?

Başarıyla atlatamayanların başlarına ne geldi?

Sorduk sadece

*

Devlet Bahçeli’nin bir parti lideri için “Sayın........, incir ağacından oklava, darı unundan baklava, senden de bir halt olmaz, olamaz” demesini de makalesinde işleyen Mahmut Toptaş hocamız “Halt etmek” üzerine güzel bir yazı kaleme almış geçtiğimiz salı günü.

Siyesi rakibine “senden bir halt olmaz” diyen bir siyasi insan, kendisinden bir halt olduğunu mu ilan etmiş oluyor.

Hani cem’in ünlü karikatüründe anlatılan gibi... Ben başkalarına öyle demesem, benim öyle olmadığım nasıl anlaşılacak?

*

Sorduk işte.

Dün gece TV 5’in konuğu Saadet Partisi Genel Başkanı sayın Temel Karamollaoğlu’na sorulan sorulardan biri de “Sisi’ye iade edilen Mısırlı genç”le ilgili idi.

Karamollaoğlu’nun cevabındaki kadar hukuk bilgisi olmayan yöneticilere sahip olduğumuzu da öğrendik o anda. Vali’mizin cevabını aktardı gazetecinin biri.

-Sehven yaptık demiş!

Sehven vali olmuşların sehven yapmalarınnın hesabı yok mu? Bir can var ucunda. Soralım dedik.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Necati Tuncer - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz


Şehir Markaları

1 yıllık yayın süresi ve makul bütçesi ile markanızı şehrinizde parlatın, bu tanıtım fırsatını kaçırmayın!

0 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket 2019 yılı için belirlenen asgari ücret hakkında ne düşünüyorsunuz?