Reklamı Kapat

Dünden Bugüne

“Türk padişahı Ahmet’in oğlu Abdülhamit’in saltanatının on birinci yılında, zafer kazanmış olan Ruslar, Kırım’ı alıp İstanbul’a giden kıyılara bayraklarını diktikleri sıralarda, Osmanlı İmparatorluğu’nda yolculuk yapıyor; eskiden Suriye ve Mısır krallıkları olan eyaletlerde dolaşıyordum.

Bütün dikkatimi toplum olarak yaşayan insanların mutlulukları üzerinde toplayarak kentlere giriyor, içinde oturanların göreneklerini inceliyordum; saraylara sokuluyor, yönetenlerin ne yol tuttuklarına bakıyordum; köylerde dolaşıyor, toprağı eken insanların yaşam koşullarını inceliyordum. Her yerde yoksulluk gördüğümden dolayı, üzüntü ve nefret içinde, yüreğim parçalanıyordu.

Her gün, yolumun üstünde, boş bırakılmış tarlalar, terk edilmiş köyler, yıkılmış kentler buluyordum: Çoğunlukla eski anıtlarla, tapınak, saray, kale, yıkıntılarıyla, sütunlar, su kemerleri, mezarlarla karşılaşıyordum; bu görünüm, ruhumu geçmiş zamanlara dalıp onları düşünmeye sürükledi; içimde ağırbaşlı ve derin düşünceler uyandırdı.

Asi ırmağı kıyılarındaki Humus kentine vardım. Burada, çöllerin ortasındaki Tüdmür (Palmyre) kentinin çok yakınında olduğunu anlayınca, herkesin anlata anlata bitiremediği anıtlarını gözlerimle görmeye karar verdim.(…) Kulübelerini tapınağın önündeki alana kurmuş yoksul Arap köylülerine konuk oldum. Bütün bu yapıtların güzelliklerini birer birer anlayabilmek için, birkaç gün burada kalmaya karar verdim.”

Alıntıladığım satırlar; Fransız düşünür ve tarihçi Constantin-François Volney (1757-1820)’in “Mısır ve Suriye’de Gezi” (Voyage en Egypte et en Syrie,1787) adlı eserinin Millî Eğitim Bakanlığı yayınları arasında “Harabeler” (Les Ruines) olarak çevrilmiş kitabının “Yıkıntılar” başlığıyla yeni basımından alındı (çev. Samim Kazım Akses, Cumhuriyet, İstanbul 1999, s. 13-14). Anjou’da doğan Volney, Ancenis ve Angers kolejlerini bitirmiş, Paris Tıp Fakültesi’nde okumasına rağmen felsefe ve ilahiyat öğrenimi görür. Filozof d’Holbach ile Madam Helvetius’un evinde toplanan aydınlar topluluğuna katılır. 1782’de Doğu ülkelerini tanımak amacıyla uzun gezilere çıkar, Lübnan’da inzivaya çekildiği bir manastırda Arapça öğrenir, Mısır, Suriye ve Osmanlı İmparatorluğu’nun güneydoğu illerini dolaşır. Fransa’ya döndükten sonra izlenimlerini yazar. XVI. Louis tarafından Korsika’ya tarım genel yönetmeni olarak gönderilir. 1789’da Parlamento’ya seçilir, 1792’de kralcılıkla suçlanarak tutuklanırsa da, 1794’te öğretmen okullarına tarih profesörü olarak görevlendirilir. 1795’te de Amerika gezisine çıkar.

Adı geçen Yıkıntılar’ın, On Birinci Bölümü’nde, “Eski devletlerdeki derin değişmelerin genel nedenleri”ni Volney şöyle açıklamaktadır:

“Bununla birlikte, hırs, insanlar arasında genel ve sürekli bir çatışma yaratmaktaydı. Bireylerle toplulukları durmadan karşılıklı istilalara sürükleyen bu çatışma, zincirleme devrimlerle, yatışmayan bir kargaşaya yol açtı.

İnsanlar önceleri, yabanıl ve barbar durumdalarken, bu yılmayan yırtıcı hırs onlara yağmayı, zorbalığı, öldürmeyi öğretti; uygarlığın ilerlemesi de bu yüzden, uzun zaman yavaşladı.

Daha sonra topluluklar kurulmaya başlayınca, kötü alışkanlıkların bıraktığı iz, yasalara ve hükümetlere de geçerek, onlardaki kurumları ve amacı bozdu. Adalet düşüncelerini, budunların (milletlerin, İK) ahlakını çürüten keyfi, yapay haklar çıktı.

Böylelikle, bir adamın bir başkasından daha güçlü olması, doğanın aksaklığı olan bu eşitsizlik, doğanın yasası sayıldı. Güçlü, zayıfın yaşamını elinden alabilecek durumda olduğu halde almadığından, onun, kendisi üzerinde aşırı bir mülkiyet hakkı ileri sürdü; bireylerin köleliği de, ulusların köleliğini hazırladı.

Ailenin başı, evinde etkinliğini kesin olarak kullanabildiği için, yalnızca zevkleriyle sevgilerini kendisine davranış ölçüsü yaptı; eşitliğe, adalete bakmadan, mallarını verdi ya da geri aldı. Babalık baskısı da, siyasal baskının temellerini attı. Çalışma ve zaman, bu temeller üzerine kurulan topluluklarda zenginlikleri çoğalttığından, yasalar yüzünden rahatı kaçan hırs da, çabasını hiç eksiltmeksizin, daha kurnazlaştı. Birlik ve uygar barış görünüşü altında, her devletin içine gizli bir savaş soktu. Bu savaşta birbirine karşıt meslek, sınıf, aile öbeklerine ayrılan yurttaşlarsa, durmadan yüksek iktidar adı altında, tutkularının dilediği gibi her şeyi yağma etmek, herkesi köleleştirmek olanağını elde etmeye baktılar. Her biçime giren, ama nedenleri ve amacı hep aynı olan bu istila ruhu, durmadan, uluslara acı verdi.” (Volney, age, s. 51-52)

 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İsmail Kıllıoğlu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.

01

Vatandas - Habil ne ise biz de oyuz. Kabil ne ise biz de oyuz. Insanoğlu zerre kadar değişmemiştir.

Yanıtla . 1Beğen . 0Beğenme 27 Aralık 11:53


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Erdoğan tarafından 'yüzde 5' ek zamla duyurulan 10 bin TL'lik emekli maaşı sizce yeterli mi?