Meselelere Müslüman’ca Bakmak…

Zalim İsrail’in 7 Ekim Aksa Tufanı operasyonu sonrasında Gazze’ye yönelik insanlık dışı bir etnik temizlik başlatmasının üzerinden tam 2 ay geçti. Bu iki ay boyunca 7500’ü çocuk, 5000’i kadın olmak üzere 17000 civarında insan İsrail’in teröristleri tarafından vahşice öldürüldü. Bu süreçte İslam ülkeleri tarafından “şiddetli” kınamalar dışında hiçbir somut adım atılmadı. Eski Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez hocamızın, “Tüm İslam ülkelerinin yönetiminde esir düşmüş bir Cem Sultan var” şeklinde ifade ettiği gibi maalesef İslam ülkelerinin yöneticilerinin kendi iradeleri ve inançlarının gereğini yapabilecek dirayetleri olmadığı bu süreçte açıkça görüldü. Ülkemiz açısından bu sürecin en üzücü, hatta kahredici yanı ise bunca zulme rağmen Türkiye’den İsrail’e yapılan ticaretin devam ediyor olmasıdır. Maalesef ülkemizden katil İsrail’e çelik, barut, silah malzemeleri, petrol ve hatta katil İsrail askerlerinin kullanımı için termal elbiselerin gönderildiği belgelerle ortaya konulmuştur. Yani Türkiye bir yandan mazlum Gazze halkıyla birlikte ağlarken, diğer yandan onların katilleri ile ticaret yapmaya devam etmektedir. Bu süreçte maalesef bazı kardeşlerimiz bir yandan Filistin davasını en ateşli şeklide savunurken, diğer yandan iktidar siyasi olarak zarar görmesin diye katillerle ticaret yapılmasını hukuki ve reel politik koşulları öne sürerek savunmaktadır. Bu kardeşlerimiz tarafından uluslararası ticari anlaşmalardan vazgeçmenin mümkün olmadığından tutun da İsrail’le ticareti kesmenin kendi firmalarımıza zarar vereceğine kadar birçok savunma geliştirilmektedir. İsrail’le yapılan ticareti savunmak adına ortaya konulan birçoğu tartışmalı ticari ve hukuki gerekçelerin ne kadar doğru olduğu bir yana, işin asıl konuşulması gereken boyutu bu savunmaların, ortaya konulan gerekçelerin İslami bakış açısından yoksun olmasıdır.

Her şeyden önce bir Müslüman yaşananları İslami bir perspektiften değerlendirmek mecburiyetindedir. Müslüman bir kimsenin böylesine önemli bir meselede şartları ve koşulları değerlendirmeden önce, “Bu durumda Allah benden ne yapmamı istiyor, Allah ne emrediyor?” sorusunun cevabını vermesi ve ona göre hareket etmesi gerekir. Bunun en güzel örneğini Gazzeli Müslümanlar vermektedir. 17 yıldır açık hapishane durumunda olan Gazze’de, belki de dünyadaki en elverişsiz koşullar altında yaşayan Filistinli direniş grupları, içinde bulundukları koşullar altında Allah’ın kendilerine zalimlere karşı cihat etmeyi emrettiği gerçeğine dayalı olarak her türlü yokluk ve sıkıntıya rağmen, zalimlere karşı gerekirse yerin 30 metre altında tüneller kazarak cihat etmektedirler. Onlar bu koşullar altında Allah’ın emrinin gereğini canları pahasına yerine getirirken, bizlerin koşulları, ekonomik veya hukuki gerekçeleri dayanak göstererek zalimlere bir anlamda destek olmamız veya bunu yapanları dünyevi bir takım gerekçelerle savunmamız kabul edilemez. Her şeyden önce düşünmemiz gereken tüm bu zulümler yaşanırken olanlara şahit olan Müslümanlar olarak Allah indinde muhatap olacağımız çetin hesap olmalıdır. Geçtiğimiz günlerde sosyal medyada da gündeme gelen, büyük İslam âlimi İzz bin Abdusselam’ın (r.a.) kendisine, “Efendim ben haçlı ordusunun elbiselerini dikersem o zalimlere ortak olur muyum?” sorusuna verdiği, “Sen zalimlere ortak olmazsın, sana iğne iplik sağlayan kişi zalimlere ortak olur, sen ise zalimin ta kendisi olursun” şeklindeki cevabı aklımızdan çıkmamalıdır. Aslında zaten bizim imtihanımız şartlar bize göre uygun değilken zulmü durdurma noktasında bir adım atacak inancı ortaya koymak üzerine değil midir? İnanıyoruz ki şartlar uygun olursa her Müslüman yaşanan bu zulmü durdurmak için imanının gereğince atılması gereken adımları atardı. Aslolan, bize imtihanı kazandıracak ve Allah’ın yardımına nail olmamıza vesile olacak olan ise şartlar ne olursa olsun Gazzeli Müslümanlar gibi Allah’ın emri gereğinde zulmü durdurma adına ne gerekiyorsa onu yapmaktır.

Bunun dışında geliştirilecek her savunma Müslüman’ca bir bakış açısına uymayan, Batı’nın maddeci, pozitivist bakış açısına göre geliştirilmiş argümanlara dayanır ki bu savunmaların Allah indinde hiçbir geçerliliğinin olmadığı/olmayacağı açıktır. Bir Müslüman’ın partisini, liderini, kurumunu vb. savunmak adına Allah indinde geçerliliği olmayan gerekçeler üretmesi Müslüman’ca bakış açısına uymadığı gibi, kendisini aldatmaktan başka bir anlam da ifade etmez. Bu yanlış aynı zamanda, partimizi, liderimizi veya farklı aidiyetlerimizi Allah’ın rızasının ve Mescid-i Aksa davasının önüne koymak gibi bir anlama da gelir ki bu bir Müslüman’ın içine düşebileceği en büyük yanlış olur. Kaldı ki akıllı bir Müslüman, hem bizim hem de ülkelerimizi yöneten yetki sahibi yöneticilerimizin bugün yaşanan zulümlerden mutlaka hesaba çekileceğini bilir. Hem kendi vebalini atmak hem de yöneticilerimizin Allah indinde muhatap olacakları hesabı kolaylaştırmak adına somut olarak ne gerekiyorsa onu yapmalarını sağlamak için mücadele eder. Zira aksi durum hem bizim hem de yöneticilerimizin hüsrana uğramasına neden olur Allah muhafaza buyursun...

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Muhammed Maruf - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Erdoğan tarafından 'yüzde 5' ek zamla duyurulan 10 bin TL'lik emekli maaşı sizce yeterli mi?
Tüm anketler