Devlet, Vatandaşın Güvencesi Olmalı

            Vatandaşların haklarını koruyacak ana mekanizma devlettir. Bu bakımdan vatandaşların devlete güvenini sarsmamak gerekiyor. Bazı okuyucularım, “Bu da nereden çıktı, devlete güvenmemek olur mu?” diye sorabilirler. Ne var ki, bu köşede sıkça dikkat çekmeye çalıştığım aylık ve yıllık açlık, yoksulluk sınırı ya da asgari ücretin belirlenmesinde ölçü alınan rakamlar konusunda ister istemez kafalarda çeşitli sorular oluşuyor. Bunun ana sebebi de çeşitli sendika ve kurumların tespit ettiği rakamlar arasında ortaya çıkan farklılıklar ister istemez güven sorununu gündeme getiriyor. Hemen belirteyim ki ülkemizde yaşanan pahalılık ve enflasyon konusunda hemen her ay birtakım rakamlar açıklanıyor ve bu rakamlar arasındaki büyük fark ister istemez yapılan zamlar konusunda bir güvensizlik duygusu oluşturuyor. Hâlbuki vatandaşın devletine duyduğu güveni kaybetmemesi, yapılan zam miktarından daha önemli geliyor bana. Aylık açıklanan rakamların gündemde kalması fazla olmasa da yıllık rakamlar ister istemez gündemi uzun süre meşgul ediyor. Çünkü açıklanan rakamlar, yapılan zamlar konusunda belirleyici oluyor. Bu bakımdan açıklanan rakamlar arasında yüzde yüzlere varan farkların ortaya çıkmasının bir güven sorununa yol açması doğaldır.

            Bu noktada sürekli olarak tartışılan rakamlar, TÜİK ile ENAG’ın açıkladığı rakamlar arasındaki farklılık oluyor. TÜİK bir devlet kurumu olduğu, bu sebeple de çalışanların ve emeklilerin aylıklarına yapılan zamlarda TÜİK rakamların genellikle esas alınması çoğu zaman dar ve sabit gelirlilerin yaşantısında ciddi sıkıntılara yol açıyor. Çünkü yapılan ücret artışı çoğu zaman derde derman olmadığı için ortaya çıkan açığı kapatmak için birtakım yanlış uygulamalar söz konusu oluyor. Bu arada iktidar bir de bazı alanlarda ortaya çıkan fiyat artışlarını engellemek için gerçeğe uygun düşmeyen kararlar da aldığında insanımız tam bir ekonomik çöküntü yaşıyor. Söz gelimi kiralarda birdenbire ortaya çıkan yüzde yüz, yüzde 200’den, bazen daha da fazla fiyat artışları ortaya çıkınca iktidar da kendine göre bir karar alıp ülkede yıllık kira artışlarını yüzde 25 ile sınırlandırdı. Bunun uygulanması aslında mümkün değildi ama ev sahipleri ile kiracılar zaman zaman birbirlerine girseler de uygulama hâlâ sürdürülüyor. Hâlbuki bir ülkede kiralar söz gelimi bin liradan 5-10 bin liralara çıkmış ise bu ortamda kiralardaki yıllık artışın yüzde 25 ile sınırlandırılması devlete duyulan güveni sarsmaz mı?

            Çünkü devletin aldığı karara göre yıllık kira artışı yüzde 25 ile sınırlandırılmış olduğu için kiracılar daha fazla zam yapmaya yanaşmıyor. Ev sahiplerinin de enflasyon sebebiyle aldıkları kira hiçbir dertlerine çözüm olmuyor. Netice itibarıyla toplumun bir kesimini korumak maksadı ile alınmış bir karar derde derman olmak bir yana, yeni dertler gündeme getiriyor. Sonuç olarak biz yaptık oldu mantığından kurtulmanın yolu her ay ilan edilen rakamların ortaya çıkışında belli ölçülerin belirlenmesi ve araştırmaların bu ölçüler dahilinde yapılması gerekiyor. Böyle olmayınca ister istemez devlet de enflasyonu düşürdük diyebilmek için resmi kurumun açıkladığı rakamlar ölçü olarak alınıyor ve zamları ona göre yapıyor ama ölçü alınan kalemler gerçeği yansıtmadığı için sorunlara da doğru teşhis koymak ve çözüm üretmek mümkün olmuyor. Sonuç olarak enflasyonun altında ezilen kitleler ücretlerinde yapılan zammın gerçeği yansıtmadığını yaşayarak görüyor ve söz konusu rakamlara güven kalmıyor. Bu durum ise ister istemez vatandaşın devlete duyduğu güvenin sarsılmasına sebep oluyor. Böyle bir durum, yapılan uygulamalara zemin hazırlamadığı gibi dertlere çözüm de getirmiyor. Sonuç olarak sürekli olarak topumun büyük bir kesimi eziliyor, ülke imkânları bir avuç insanın havuzuna akıyor.

 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Abdülkadir Özkan - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.

01

Vatandaş - Hz.Isa bedenen ölü bir insan. Kuranı Kerimde şehitler hakkında ne hukuk var? Onlara öldü demeyin diyor değil mi? Onlar Rableri tarafından riziklandiriliyor. Ama biz mahiyetini bilmiyoruz. Şehitlerin nedenleri ölü değil mi? Ölü. Şehitlerin ruhu bedenlerine geri dönüp (bu dünyada -ahiret hariç) canlanacaklar mi? Canlanmayacaklar. Hz.Isa da aynı. Insan oldugunde yani ruh geri gonderilmedinde beden de bir sure sonra olur. Teknik gelisti insan bitkisel hayatta belli bir sure yasiyor ama ruh geri donmediginde vucut sistemi iflas edip beden oluyor. Insan oğlu bilmediği konuda (kurani kerimde açıkça bildirilerle haric) neden ahkam kesiyor? Kendilerini Allahın yerine mi koyuyorlar?

Yanıtla . 0Beğen . 1Beğenme 06 Aralık 14:12


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Erdoğan tarafından 'yüzde 5' ek zamla duyurulan 10 bin TL'lik emekli maaşı sizce yeterli mi?
Tüm anketler