Mesnevi’nin Diliyle Kur’an

Tabiatı yaratan Allah, Kur’an’ı indiren de Allah.

Güneş, Allah’ın bir mu’cizesidir.

Bütün insanlık, güneşin bir dakikalık yakıtını karşılayamaz.

Bütün insanlık, güçlerini birleştirseler güneşin ışığını kapatamazlar.

Mevlâna, Kur’an’ı güneşe benzetiyor. Güneş, ışık ve ısısını eşit şekilde verir ama insanlar, kuşlar, çiçekler, denizler, yıldızlar... Kendi kabiliyetleri oranında ihtiyaçları kadarını alırlar.

Bütün kitapların anası olan bu Kur’an’ı, yüz insan okusa, yüzü de ayrı şeyler hissederler.

Yüz ayrı çiçeğin güneşten ayrı ayrı renk aldığı gibi.

“Bir de güneş gibi apaydın olan ve “Ümmü-l-kitap” olan (bütün kitapların anası olan ve bütün kitapların manasını kendinde toplayan) yüz dilli Kur’an’a bak.” 4/2897

“Kur’an-ı Kerim’in yedi türlü manası vardır. Âlim de, cahil de ondan kendilerine göre nasiplerini alırlar.” 3/1905

“Kur’an’ın bir zahiri var, bir de zahirin altında kat kat batını vardır.

O batında akılları hayran bırakan üçüncü bir batını vardır.

Kur’an’daki dördüncü batınsa gizlidir. Onu Cenab-ı Hak’tan başkası bilemez.

Yedinci batına kadar birer birer bu böyledir.

Bu Mustafa (S.A.V)’nın sözüdür, şüphe etme.

Kur’an’ı sadece zahiri sanma.

İblis de Adem’i ancak toprak olarak görmüştü.

Kur’an’ın zahiri, insanın terkibine benzer. Sureti görünür ama can gizlidir.” (3/4287-4292)

Günümüz ateist, materyalist kâfirlerini şaşırtan şeylerin başında Kur’an’ın Allah kelamı değil, kendileri gibi bir insan sözü olduğu kanaatinde olmalarıdır.

Hatta kendileri gibi olduğunu bile kabul etmezler.

Onu yalnız Arapça sözlerden meydana gelen bir eski kitap kabul ederler.

“İnsan, Musa’nın asasına, İsa’nın nefesine benzer.

Görünüşte Musa’nın asası bir ağaçtır.

Ama ağzını açınca kâinatı bir lokmada yutar.

Görünüşte İsa’nın nefesi sözden ve sesten ibarettir. Ancak onunla ölüler dirilir.” (3/4302-4305)

Sapıklar, Kur’an’da sadece laf ve söz görürler. Çünkü dalâlet sahipleri böyledirler. (3/4260)

Güneşin ışıkları, nurlarla doluyken körün gözü, onda sıcaklıktan başka bir şey hissetmez. (3/4261)

Beş yaşındaki çocuğa Mecnun’un Leyla’ya olan aşkını dile getiren türküyü dinletebilirsiniz ama Mecnun’un aşkını anlatmanız mümkin değildir.

“Kur’an’ı küçük çocuklar da okur ama emir ve yasağı anlamaya güçleri yoktur.” (3/4271)

Sinek de bir haftalık ömründe havada uçarken, şahine kafa tutmaya kalkabilir ama şahin bu sinek vızıltısına hiç aldırmaz.

Gökyüzünde geceleyin dolunay yoluna devam ederken köpeklerin ulumaları dolunaya hiç zarar vermez.

“Ey azgın köpek, ne havlıyorsun? Kur’an’ı kınayarak isyankâr olma. (3/ 4326)

Dolunay, geceleyin gökte dolaşırken, onun yürüyüşünü köpeklerin ulumaları engelleyemez.

Bu köpekler, “Kur’an okunurken susunuz” emrine karşı sağırdırlar. Kıskançlıklarından dolunaya havlar dururlar. (3/ 1485-1486)

Kur’an’ı yine Hakim ve Habir olan Allah açıklar. (Hud Sûresi, ayet 1) Aklımızın, ilmimizin, fikrimizin erişemediği yerlerde “Benim aklıma sığmıyor, öyle ise doğru değildir” diyerek inkâr kolaylığına giderek zorlaştırmak yerine aklını, ilmini ve fikrini geliştirme tarafına gitse ve Kur’an’ın: “Eğer bilmiyorsanız zikir (Kur’an) ehline sorunuz.” (Nahl Sûresi, ayet 43, Enbiya 7) ayetine göre hareket etse daha iyi olurdu. Mevlâna bakınız ne diyor:

Kur’an’ın manasını, yine Kur’an’dan sor. Veya Kur’an’a âşık olandan sor.

Ki o, Kur’an’a candan kurban olmuş, ruhu Kur’an’ın kendisi kesilmiştir.

Gülde yağ tamamen mahvolsa, ister onu gül, ister yağ diye kokla. (Nahifi tercemesi, Amil Çelebioğlu sadeleştirmesi, Sönmez Neşriyat, 5/3137-3139)

 Saman ve arpayla beslenen kurban olur. Hak nuruyla beslenense Kur’an olur. (5/2487)

Yarı tarafın misk, yarı tarafın pisliktir.  Pisliği azalt da miski artır. (5/2488)

Beden mi’desi seni samanlıktan yana çeker, gönül mi’desi ise güzel koku (Kur’an)’dan yana çeker (Nahifi tercemesi, Amil Çelebioğlu sadeleştirmesi, Sönmez Neşriyat, 5/2485)

Sarımsak yiyenin ağzı koktuğu gibi, uyuşturucu kullananın tenini ve huyunu kötü yönde etkilediği gibi okuduklarımız bizi daha çok etkiler. Çünkü yediklerimiz vücudumuz tarafından dışarı atılıncaya kadar bizi etkiler. Okuduklarımız ölünceye kadar etkilediği gibi öldükten sonraki ahiret hayatımızı da etkiler.

Mi’den, reyhan ve güllerle ülfet etsinde peygamberlerin hikmet ve gıdası feth olsun. (Nahifi tercemesi, Amil Çelebioğlu sadeleştirmesi, Sönmez Neşriyat 5/2484)

Ey oğul, âlemi ağzına kadar ilim ve güzellik dolu bir testi bil.

Bu ilim ve güzellik, cana ve tene sıkışmamış olan Allah’ın, güzellik deryasından bir damladır. (1/2963-64)

Ma’na kapısını çal ki, açsınlar. Fikir kanadını aç ki seni doğan kuşu yapsınlar. (1/2973)

Hakkın sözü eğri görününse de o doğrudur. (1/2989)

Eğrilik bizde. Şaşı gözlü teki çift görüyorsa kabahat gözdedir, görülende değil.

Hakkın sözünün tefsiri yine hakkın sözüyledir. (Kur’an, Kur’an’la tefsir edilir.) Zan sahibinin görüşünün peşine düşme. (6/2315)

Vahiyden (Kur’an ve sünnetten) olmayan söz, heva ve hevesten ibarettir. Toza toprağa benzer, havada yok olur gider. (6/4702)

Eğer bu söz hoşuna gitmediyse, doğru bulmadıysan “ve-n-Necmi” sûresinin başlarından oku da vaziyeti anla. (6/4703)

Necm Sûresi’nin üçüncü ve dördüncü ayetlerinde: “O (peygamber) hevadan konuşmaz. O, kendisine vahyolunan vahiyden başka bir şey değildir.” buyurmuş. Mevlâna da bu ayeti şöyle ifade ediyor:

Hazreti Muhammed’in konuşması heva ve hevesten değildi. Hakkın hikmet vahyini içeriyordu. (6/4704)

Ey Ahmet (S.A.V) Madem sende vahy esas oldu, bu araştırma ve kıyası, cisim ehline (materyalistlere) bırak. (6/4705)

Kur’an ve sahih sünnetin olduğu yerde onlara karşı olan, çelişen fikirler, ballı kaymağın, kuzu etinin olduğu sofraya domuz eti koymak gibi bir şey.

Bu helal ve temiz yiyeceklerin olmadığı yerde zaruret nedeniyle domuz etinin yenmesine Şeriat izin verir.

Ka’be’nin içinde kıble aranmadığı gibi, Kur’an ve sahih sünnetin olduğu yerde bunlara zıt fikirlere iltifat edilmez.

“Haram zaruret halinde helal olur.” Vuslat Kâbe’sindeyken kıble aranmaz. (6/4707)

İnsanı, Rabbinden alıkoyan her türlü düşünce hevadır. Heva, hava gibidir. Uyum sağlayamayanları berhava eder. Havayı ve hevayı yaratan Allah’a iman edenleri de başı üstünde taşır.

Not: Cilt ve beyit numaraları, Nahifi’nin Mesnevi tercemesi, Amil Çelebioğlu sadeleştirmesi, Sönmez Neşriyat’ın numaralamasıdır.)

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mahmut Toptaş - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Erdoğan tarafından 'yüzde 5' ek zamla duyurulan 10 bin TL'lik emekli maaşı sizce yeterli mi?
Tüm anketler