Son Dakika Haberleri

Bugün “ihanet”le suçlananlar, yarın “ihanet”le suçlayabilirler -1-

S uçla ilgili kararları mahkemeler verir. Dini yükümlülükler emanettir. (Ahzab/72) Yöneticilikler emanettir. (Nisa/58, Enfal/9) Emanetlere sahip çıkmamak hıyanettir. Emanet ve hıyanet birbirlerinin zıddı kavramlar...

Başımıza her çeşit musibetlerin/belaların artarak yağdığı gerçeğini artık herkes görebiliyor. Ancak bunların sebepleriyle, çözümüne ilişkin görüşlerimiz farklılaşıyor. Sorunlar neden artıyor, çaresi nedir, nerededir? Emanet-hıyanet, dost-düşman, güvenlik-korku... gibi zıt kavramları neye, kime, hangi kıstaslara/kriterlere göre cevaplandırmalıyız ki, doğru çözüme ulaşabilelim. En büyük sorun da aynı kavram ve kelimelere aynı anlamı yükleyemeyişimiz; kavram kargaşamız... Öyle olunca iletişim de uzlaşma da sağlanamıyor... Biz Müslümanlar elbette ki inancımız gereği bu soru/n/lara Kur’an ve sünnet ışığıyla bakmak durumundayız. Yoksa “vahiy” penceresinden bakamazsak, kendi nefsi (hevai) penceremizden bakar, hem şaşarız hem de şaşırtırız. Amacımıza da ulaşamayız. Akıl vahye, nefis akla tabi olacak ki gerçeğe ulaşabilelim, onu görebilelim. Vahiy ve akıl ışığı olmadan görebilmek ne kadar mümkün? Kitabımız “Furkan” değil midir? İşte hem manen, hem de maddeten yaşadığımız çeşitli sıkıntılarla ilgili birkaç ayeti kerimeyle cevaplar: “Kur’an’dan yüz çeviren kavim için dünyada dar bir geçim vardır.” (Taha/124) “Sizin başınıza gelen herhangi bir musibet, kendi ellerinizle kazandığınız (günahlar) nedeniyledir...” (Şura/30) “De ki: O (Allah) size üstünüzden veya ayaklarınızın altından (çeşitli afetlerle) bir azap göndermeye veya (karşı) gruplar halinde sizi birbirinize katıp, kiminize kiminizin hıncını tattırmaya gücü yetendir...” (En’am/65) “Ey müminler! Eğer siz Allah’a (O’nun dinine- hükmüne) yardım ederseniz (O da) size yardım eder ve ayaklarınızı sabit tutar...” (Muhammed/7) Ayrıca; Rum/41, Araf/94, Nisa/115 ayetleri bize bu konuda ışık tutuyor.

Yine Nahl/112’de: “Güvenlik/emniyet, huzur/asayiş, refah nimetlerinin itaat ve şükürle sağlanıp, korunabileceği; isyan ve nankörlük halindeyse açlık/yoksulluk ve korku belalarının bizi kuşatacağı” bildirilmektedir. “Korkudan güvende olmak, imanına zulüm (şirk) bulaştırmayanların hakkıdır.” (En’am/82) “Allah’a ve Resulüne muhalefet/düşmanlık ederek hudutlarına karşı sınır koyanların zillete düşürüleceği” tehdidi zikredilir. (Mücadele/20)

Bizler Müslümanlar olarak, Kitap ve sünnet emanetlerine hıyanet ettiğimiz için güveni de izzeti de yitirdik.

Konumuzla ilgili birkaç hadisi şerifi de zikredelim:

*”Ölçüde/tartıda (ticarette) hile yapıldığında açlık musallat edilir.” “Kamu malı çalınırsa kalplere düşman korkusu atılır.” “Zina yayılırsa hastalıklar, ölümler çoğalır.” “Vahiyle değil, heva ile hükmedilirse öldürmeler çoğalır.” “Ahdini bozarsa düşmanlarını musallat eder.”

*”Emanetlere hıyanet, nifak alametlerindendir.” “Ahir zamanda emanetler ehillerine verilmeyecek.” “Kur’an’a tutunanı Allah (C.C.) yüceltir; terk edeni de parçalar, zillete düşürür.” Efendimiz (S.A.V.) terkisindeki İbn-i Abbas’a: “Dinle sana nasihat ediyorum: Allah’ı (dinini) koru ki, O (C.C.) da seni korusun...” “Fuhuş yayılınca deprem olur.” “Zina ve faiz yayıldığında azaba müstehak olurlar.” (S.A.V.)

Hz. Ali (K.V.) ise: “Emanetlere riayet rızkı celbeder; hıyanet ise fakirliği/yoksulluğu...” buyurmuş.

Sülemi tefsirinde Cüneyt (R.A.): “Kulların en güzeli O’nun sınırlarını muhafaza edip, ahdü vefa üzere olanlardır...” İbn-i Abbas (R.A.) tefsirinde: “Önceki asırlarda yaşayan kavimler Allah’a vasiyetlerini korumadıkları ve O’na verdikleri sözde durmadıkları için helak olmuşlardır. (Suyuti-6/490)

5 temel değer (din, can, akıl, nesil, mal) ancak İslam hukukuyla korunabilir. Faiz temelindeki ekonomiyle/ticaretle mal/servet güvenliği mümkün müdür? Allah’la savaşanlar kazanamazlar. Canlar ancak kısasla korunabilir. Zekat da malın sigortasıdır. Hem temizler hem de bereketlendirir. Dinimizi/emanetleri korursak, Allah da bizi korur, korunuruz. Allah’ın dinine yardım edersek, Allah’tan yardım görürüz. Yine farzlar dinimizi korur, haramlar da bozar. Nimetlere şükür, nimetleri artırır; nankörlük de azaltır.   

İktidar korku ve nefret üreterek sırtımızda yük olmaya devam ediyor. Böylece korkudan ve nefretten beslendiği için güveni de, sevgiyi de azaltıyor/öldürüyor. Muhalif, eleştirel görüşleri bastırmaya, sindirmeye çalışıyor. “Hıyanet”, ”düşman” yaftalamaları/karalamaları, kutuplaştırma/çatıştırma söylemleri halkımızın huzurunu iyice dinamitliyor.

Tefrika ve tehdit siyaseti yürütülüyor. Her yerde “beka sorunumuz var” tehditleriyle sorunlar örtülüyor. Herkeste korku çeşit çeşit... Kimseye, hiçbir kuruma, tüzel kişiye güven kalmadı. Hemen hemen her yönden, her alanda sıkıntılarımız giderek artıyor, çeşitleniyor... Depremler, seller, göçükler, kazalar, yolsuzluk, suçluluk, hastalık, adaletsizlik, yoksulluk, güvensizlik, korku, fuhuş, faiz, uyuşturucu, alkol, gelir dengesizliği, işsizlik, nefret, düşmanlık, tefrika, çatışma, saygısızlık, sevgisizlik ve nihayet beka sorunumuz... Asıl tehlike ve tehdit sevgisizlik ve güvensizliktir, adaletsizliktir.

Sorunlar, musibetler sebepsiz de değil, çözümsüz de... Sebepler ne, çare nedir?

Halkımız/milletimiz kutuplaştırılarak, hasımlaştırılarak devletimizin/ülkemizin bütünlüğü sağlanabilir mi?

Siyasi iktidarın görevi korkuları gidermek, her alanda iç barışı, birliği, güvenliği, adaleti sağlamak değil midir? O ise tam tersini yapıyor. Sorunlarımız gittikçe çeşitlenerek artıyor. Çözüm yerine sorun üretiyor. Muhalefet söylemini bile kendisi üretiyor, taklit de ediyor. Ve her yönden musibetlerle sıkıştırılıyoruz. Nereye kadar?

Merhamet/sevgi olmadan adalet mümkün müdür? İman ne kadar mümkündür? Mü’min isminde hem iman/inanç, hem de emniyet/güven anlamları var. “Güvenilirliği olmayanın imanı da yoktur.” (S.A.V.) Kim, kime ne kadar güveniyor?! “Birbirinizi sevmedikçe iman etmiş olmazsınız.” (S.A.V.) Sevgi de güven de imandan... Tüm değerlerimiz sömürülüyor, itiraz edenler tehditlerle sindirilmek isteniyor, halk kutuplaştırılıyor. Demokrasilerde/partilerde karşıt görüştekiler birbirlerinin düşmanları mıdır, rakipleri mi? Sevgiden, adaletten kısmeti olmayanlar nefretten, tefrikadan, düşmanlıktan ümitle iktidar sürdürmek peşinde olabilirler. Halkı ayrıştırmak, düşmanca söylemler, suç değil mi? Değilse, olmalı değil mi? Neredeyse iç savaş kışkırtıcılığı yapıyorlar... Bu bir akıl tutulması değil midir?! İktidar halka güven ve umut veremiyor. Tehdit ile hain ve düşman üretiyor.

TCK 216. Maddesi, “Halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılamayı” suç saymış olmasına rağmen, bu madde bir kısım siyasetçiler için gündeme getirilemiyor. Bu, yarın da getirilmeyecek, işletilmeyecek anlamına gelmiyor. Maddede amaç, kamu güvenliği ve iç barışın korunması ise siyasilerin aykırı beyanlarının da madde kapsamında değerlendirilmesi gerekmez mi? İfade/düşünce özgürlüğünün sınırı nereye kadar? “Hain” veya “düşman” ifadelerini düşünce özgürlüğü çerçevesinde mi değerlendireceğiz? Bu ve benzeri yaftalamalar düşüncede/görüşte acziyetin ifadeleri değil midir?

Ya Allah’ın sevdiklerine “düşman” veya “hain” diyerek yaftalıyorsak halimiz nice olur? Karaladığımız/ yaftaladığımız kimselerde bu özellikler yoksa bu vasıflar bize dönmez mi? Düşmanlarımıza bile “adaletle” muamele emredilmiyor mu? Biz kullarına Allahu Teala’nın koyduğu ölçülere/kriterlere aykırı kriter/hüküm/görüş, ilke koymak hak ve yetkimiz var mıdır? Bu kulluk haddimizin aşılması rububiyet/hükümranlık sınırlarının ihlali/şirk/tağutluk/zulüm değil midir?

Beka tehlikesi/sorunu varsa, bu ancak içerde birlik ve adaletin sağlanmasıyla aşılabilir. Halkın kutuplaştırılmasıyla, zulümle de beka sorunumuz büyür.

Tevbelerle/istiğfarlarla yeniden Kitap ve sünnet emanetlerimize sahip çıkmaktan başka kurtuluş yolu yoktur, vesselam...

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Bahaddin Elçi - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz

01

İlhan Avcı Antalya - Mızrak artık çuvala sığmıyor. Kimin kiminle beraber harekat ettiğini inkar edilse de görüyor müşahade ediyoruz......

Yanıtla . 0Beğen 14 Şubat 08:27

Şehir Markaları

1 yıllık yayın süresi ve makul bütçesi ile markanızı şehrinizde parlatın, bu tanıtım fırsatını kaçırmayın!

0 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket 2019 yılı için belirlenen asgari ücret hakkında ne düşünüyorsunuz?