Müslüman’ın Farkı

Bu makaleyi okuyan kardeşim, 7 bine yakını çocuk, 5 bine yakını kadın olmak üzere 15 bine yakın Müslüman’ın şehit edildiği Gazze’de, gökten kurşun yağarken, denizden cehennem silahlarının lavları kavururken, karadan tankların insan cesetleri üzerinde yürürken, elinde tuttuğunuz o canilerin, katillerin, eşkıyanın, terör devletinin generali, subayı, askeri, kızları, kadınları…sizin elinizde esir olsa ne yapardınız?

Aslında bütün dünya bu soruyu kendine sordu.

Cevabını da kendine verdi.

İşte çağımızın kahraman Gazze Mücahitleri, bütün dünyaya Müslümanla gavur arasındaki farkı gösteriverdiler.

ABD, AB, İngiltere ve ABD’nin Filistin’deki karakolu, yirmi birinci asrın en son model silahlarıyla karadan, denizden ve havadan Müslüman avına çıktığı bir anda, on beş bin Müslüman’ı şehit ederken Müslüman Filistinli Mücahitler, ellerindeki İsrailli esirlerine nasıl davrandıklarını esir değişimi yapılırken televizyondan gördük.

Amerika’nın Filistin karakolunda görevli Yahudilerin serbest bıraktığı Müslüman esir, ayakta duramayacak kadar bitkin, kaç aydır veya yıldır yıkanmadığı, önünü göremeyecek kadar kör, serbest bırakıldığının sevincini anlayamayacak kadar düşkün halde basının önünde teslim edilirken,

Müslümanların bıraktığı İsrailli esirlerin saçları, yüzleri, elbiseleri tertemiz, yüzleri güleç  ve kendilerini serbest bırakanlara el sallayarak, “Gönlümüz sizde kaldı; yeniden kaçırın bizi” der gibi bir hava vardı.

Müslüman’ı, hamaseti, hissi, vicdanı, galeyanı değil, hamasetini de, vicdanını da, hissiyyatını da, galeyanını da yöneten imanı yönlendirir.

İman ettiği, yoluna canını koyduğu kitabı Kur’an-i Kerim’de esirlere nasıl davranılacağını şöyle haber verir:

“(Çok) Sevmelerine rağmen, yemeklerini fakire, yetime ve esire yedirirler.

Biz ancak Allah rızası için yediririz, sizden bir karşılık ve teşekkür istemeyiz” (derler). (İnsan Süresi, Ayet 76/8-9)

Gazze’nin her tarafından gelebilecek yardımlara karşı kapalı olduğu, suyun kesildiği, elektriklerin çalışmadığı, yiyecek maddelerinin olmadığı bir zamanda yediğinizden en sevdiğinizi kanlı-kinli düşmanınızdan aldığınız esire vereceksiniz.

Bundan böyle sadaka verirken, iyilik yaparken dikkat edin.

“Sevdiğiniz şeylerden Allah için infak etmedikçe asla iyiliğe erişemezsiniz. (Allah için) her neyi infak ederseniz şüphesiz onu Allah bilir.” (Bakara Süresi, Ayet 2/92)

Verilmesi meşru olanların, tarafımızdan en çok sevilenlerinden vermemiz gerekmektedir.

Vereceklerimiz de yetimler, fakirler ve de esirler olacaktır.

Esir: bir harp esiri olabilir, bir maddi imkânı olmayan olabilir, bir borçlu olabilir.

Batılı siyasiler, askerler ve gazeteciler, Bosna’daki Hıristiyan Sırpların, Müslümanlara saldırmasından sonra ele geçirdikleri Müslüman esirlere hayvanca muamele ettiklerini gördüler.

Fakat Müslümanların esir aldığı Sırplara, insanca ve Müslümanca muamele ettiğini de gördüler de, kızarmayan yüzleriyle sadece geriden seyrettiler.

Müslümanlar ise, esirlerine en güzel yemeklerini yedirirler.

Biz, bize yakışanı yaparız.

Âşıka, “Ama o seni sevmiyor” demişler.

Âşık, “Asıl olan benim onu sevmemdir” demiş̧.

Sevgili Peygamberimiz:

“Layık olana da olmayana da iyilik yapınız. İyilik, layık olana isabet ederse o zaten layıktı. Eğer layık olmayana iyilik isabet ederse o zaman sen, iyilik yapmaya layık bir insansın” buyurmuş̧. (İmam Şafii, Sünenü me’süra, hadis no 386, K. Zekar, bab sadakatü fıtr, Şihab, Müsned 1/436, hadis no 747 Kelabazi, Bahr’ul fevaid ev Mean’il- Ahbar 1/244)

Böyle söyleyen Peygambere ümmet olma şerefinden daha büyük bir makam mı var dünyada?

 “İyiliğe karşı iyilik, her kişinin işidir, kötülüğe karşı iyilik er kişinin işidir” der hep iyilikler yapmaya, iyiliğin dayanağı olarak Kur’an-ı ve tabiatı almaya gayret gösteririz.

Bize haksızlık edenlerin hakkını yemeyelim. Bizi saymayanı sayalım. Kaypaklık yapanların kayıp gidip cehenneme düşmesini engellemek için gerekirse para, şan, şöhret, şehvet, makam, unvan, rütbe, kayanın önüne engel olarak kendimizi atalım.

Kızgın iken de, sakin iken de doğru ve güzel sözden ayrılmayalım.

Zenginken de, fakirken de iktisatlı olalım.

Meydanlarda veya kapı arkalarında tek başına olduğumuzda bile Hakk’ın rızasına ve halkın faydasına aykırı işlerden uzak duralım.

Konuşmamız zikir, susmamız fikir, bakışımız ibret için olsun.

Bu dünyada biz, bize yakışanı yaparak halka hizmete, Halika ibadete devam edelim.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mahmut Toptaş - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Erdoğan tarafından 'yüzde 5' ek zamla duyurulan 10 bin TL'lik emekli maaşı sizce yeterli mi?
Tüm anketler