Neyin nesi...

ABD konusunda ya kafalar haddinden fazla şekilde karışık ya da bilhassa böyle bir algıya oynanıyor. ABD konusunda siyasi iktidarın kafası net mi değil mi? Öncelikle bunu bir anlamak gerekiyor.

“ABD bizim neyimiz olur?” sorusunun cevabı nedir? “Dost”, “stratejik ortak”, “ebedi müttefik” mi mesela, ki çok sık tekrarlanan sözler bunlar… Yoksa “darbelerin destekleyicisi” bir kan emici vampir olarak mı değerlendiriyoruz?

Venezuela’daki son çalkantı ve Maduro karşıtı tuhaf kalkışmanın ardından ABD ve AB’den gelen “sıcak” mesajları fırsat bilip, “işte ABD darbecilerin yanında” diye atlayanları da görüyoruz. Aynı kimseler, daha birkaç hafta önce Trump ile yapılan telefon görüşmesi ardından varılan “tarihi öneme sahip anlayış birliğine” övgüler düzmekle meşguldüler. Üstüne üstlük, Trump’ın Türkiye’yi ekonomik olarak tehdit eden twitinden bir gün sonra varılmıştı bu “tarihi öneme sahip anlayış birliği”ne… ABD neyimiz oluyor; “anlayış birliğinde” olduğumuz müttefikimiz mi, yoksa “tüm kötülüklerin anası” bir baş belası mı? Kafalar karışık hala.

Venezuela’daki ABD destekli siyasi darbe girişiminin ardından, “anlayış birliğine vardığımız” müjdesini hararetle savunanların yön değiştirmelerine şahit oluyoruz. Mesela Irak işgali için 1 Mart tezkeresini çıkarmaya çalışanların safında olanların, birden bire “Dünyada bir yerde ABD varsa, bizim yerimiz onun karşısıdır” türünden romantik isyankar ve fazlasıyla boş aforizmalar üfürmelerine şahit olmak durumunda kalıyoruz.

Mesela devletin resmi haber ajansı, anında nabza göre şerbet veriyor ve “Washington’ın siyasi oyun alanı: Darbeler” başlıklı haber analiz yayınlıyor. Venezuela’daki çalkantının “ABD’nin ‘siyasi oyun alanı olarak kullandığı darbeleri’ bir kez daha gündeme getirdiği” söyleniyor mesela. ABD’nin dünyanın başına bela olduğu gerçeği ve “demokrasi”, “özgürlük” vs palavralarıyla her türlü işgal, kargaşa, isyan, çalkantıyı körüklediği bilinmiyordu peki “dost ve müttefik” olduğu ısrarla söylenirken Bu soruyu sordurmamak için kasıtlı bir “anti ABD” bombardımanı yürüyor gibi.

“ABD’den dost olmaz” uyarılarına kulak tıkayıp, üstüne üstlük bir de ısrarla “dost ve müttefik” noktasında durmak bir vebali de beraberinde getirmez mi peki? 1 Mart tezkeresinin vahameti, aradan geçen 15 senede daha iyi ortaya çıkmışken, hâlâ ve hâlâ ABD’yle ortak çıkarlara sahip olunduğu boş hayaliyle oyalanmak neyin nesidir? Trump’ın Türkiye’ye yönelik tehdidinin üzerinden gün geçmeden nasıl oluyor da hangi mantıkla bir “tarihi öneme sahip anlayış birliği”nden bahsedilebiliyor? Bu koşullarda  samimi ve içten bir ABD karşıtlığı mıdır ortadaki, yoksa konjonktürel bir jest mi??

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı’nın yabancı bir basın yayın organında yayınlanan makalesinin başlığı bile hala “ikircikli” bir durumu işaret etmiyor mu? “Suriye’deki ABD çıkarlarını sadece Türkiye koruyabilir” (OnlyTurkey can protect US interests in Syria) ifadesinin neresinde ABD karşıtlığı, ABD’nin yanlışlarına karşı durma tavrı vardır? “ABD destek verirse Suriye’de DEAŞ’ı temizlerim” önerisinde bulunmak, ABD’yle “ortak çıkarlara” sahip olmanın bir gereği midir yoksa? ABD’nin çıkarının yapay devletçiklerle bölgeyi tarumar edip Büyük İsrail’e yol açmak olduğu ortadayken, ABD’nin bizimle “ortak amaçlara” sahip olduklarını düşünebilmek nasıl mümkün oluyor?

Bir taraftan ABD’nin “Suriye’deki çıkarlarını korumaya” niyet edip, diğer taraftan da Venezuela meselesinden hareketle “darbeci ABD” pozları vermek birbiriyle çelişiyor. Allah aşkına, bu ABD gerçekten bizim neyimiz oluyor?

 

 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Burak Kıllıoğlu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Şehir Markaları

1 yıllık yayın süresi ve makul bütçesi ile markanızı parlatın.

0 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Meclis lokantasında yemek ücretlerinin artırılmasını doğru buluyor musunuz?