Reklamı Kapat

Adana Mutabakatı

Rusya Devlet Başkanı Putin, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 23 Ocak’taki Moskova ziyaretinde Suriye özelinde tartışmaların seyrini değiştirecek bir açıklama yaptı. Olayların başladığı 2011 yılından bugüne kadar çok da gündeme gelmeyen, Türkiye ile Suriye arasında 1998 yılında imzalanan “Adana Mutabakatı” vurgusu ile herkesi şaşırttı. ABD ile Türkiye arasında ciddi olarak konuşulan “Güvenli Bölge” tartışmalarına da, bu açıklama ile yeni bir boyut kazandırmış oldu.

Tabi bu hatırlatmanın Putin tarafından yapılmış olmasının birçok açıdan önemi var. En az ikisini dikkate alırsak, Putin bu açıklamayla en başta Türkiye’ye; ‘Amerika’ya mecbur değilsin. Zaten Suriye yönetimi ile böyle bir mutabakatın var. Kendi sınır güvenliğini sağlamak istiyorsan bu sana yeter’ mesajını verdi. Diğer taraftan da Şam yönetiminin resmen muhatap alınması gerektiğini dolaylı bir dille de olsa Türkiye’ye iletmiş oldu. Türkiye tarafından Putin’in bu açıklamasına verilen destek de ilginçti. Çünkü kapalı kapılar ardında iletişim kanallarının açık olduğuna dair işaretler olsa da, Putin’i onaylayan değerlendirmeler yapılması, bundan sonraki aşamalarda Şam yönetiminin muhatap alınabileceğine dair mesaj olarak algılandı.

Peki, böyle bir mutabakatın arka planında neler vardı, buna neden ihtiyaç duyulmuştu, kısaca hatırlamaya çalışalım.

Suriye baba Esad döneminde, PKK’nın kendi topraklarını her açıdan kullanmasının önünü açmıştı. Hatta Abdullah Öcalan Şam’da Suriye yönetiminin koruması altındaydı. Örgütü 19 yıl buradan yönetmişti. Hafız Esad, eğitim kampları oluşturmaktan tutunuz da, her türlü propaganda imkânına, hatta Türkiye’yi hedef alan terör eylemleri gerçekleştirmesine kadar PKK’ya açıktan destek vermişti. Bu duruma Türkiye önce sert diplomatik tepki mekanizmalarıyla karşı koydu. Suriye ise hem Fırat’ın sularının paylaşımı, hem de Hatay konusundaki ısrarı nedeniyle temeli olmayan iddialar ortaya atıyordu.  Baba Esad bu hedeflerine ulaşabilmek için açık açık PKK’yı kullanıyordu. Türkiye açısından bardağın taştığını gösteren son damla, dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Atilla Ateş’in 16 Eylül 1998 günü Hatay’da yaptığı konuşma oldu. Ateş, ‘‘Suriye’ye karşı sabrımız kalmadı. Beklediğimiz adımlar atılmazsa, Türkiye her türlü tedbiri almaya hak kazanacaktır’’ diye tam da sınırda bir konuşma yaptı. Bu konuşma zamanlama açısından iyi planlanmış ve altyapısı doğru kurgulanmış bir konuşmaydı. Suriye bu açıklamayı doğru okudu ve işin ciddiyetini o zaman anladı. İşte Adana Mutabakatı da Hafız Esad’ın Türkiye’yi anladığının somut göstergesi olarak ortaya çıktı. Orgeneral Ateş’in konuşmasından yaklaşık 1 ay sonra 20 Ekim 1998’de Türkiye ve Suriye arasında Adana Mutabakatı imzalandı. Buna göre;

Suriye, Türkiye’nin güvenliğini tehlikeye atacak eylemlere ve terör örgütüne silah, lojistik, propaganda ve mali destek sağlanmasına izin vermeyeceğini ilan etti. Aynı zamanda PKK›yı ve uzantılarını da terörist örgüt olarak kabul ettiğini de duyurdu.

Bununla birlikte Beşar Esad ise 18 Aralık 2017’de “ABD destekli PKK/PYD vatan hainidir” diye bir açıklama yaptı. Bu açıklama Şam yönetiminin Adana Mutabakatı’na duyduğu sadakatin sonucu olarak tabi ki ortaya çıkmadı. Ancak gelinen nokta itibarıyla Beşar Esad’ın bu açıklamasını da dikkate alırsak, Putin’in çıkışı ile birlikte Suriye’de taşlar yerinden oynayabilir. Şayet Türkiye açıklamaya ilk verdiği destekte olduğu gibi bundan sonraki süreci bu mutabakatın ruhuna göre planlayabilirse, beklenmedik,  farklı gelişmelerin olması mümkün hale gelebilir. Belki de bu mutabakat sorunun çözümü adına iradenin bölge ülkelerinin eline geçmesine önemli katkılar sağlayabilir.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mustafa Kaya - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.

01

Abdurrahman Serdar - ADANA MUTABAKATI da nereden ÇİKTI ? Mutabakatın tarafı Rusya mı ki, onu

PUTİN buluyor ve açıklıyor, açıklatıyor ? ! Muhtemelen SURİYE iletmiştir ? Peki, bu kadar ileri bir teknoloji çağında bunca yıldır bizim DIŞ İŞLERİ Bakanlığı uyuyor mu idi ? Bu nasıl bakanlık, bu nasıl hükumet ?

Yani, dağ fare mi doğurmuş ? Az gittik - hesabı verilemeyecek bunca ölümlere neden olduk.- uz gittik, hep PATANAJ mı yaptık ? Sil ve başa dön mü yapacağız, o da elimizden, dilimizden gelirse. Vay anam, vay. Vay halimize, dış işlerimiz nasıl da çalışıyormuş, meğer.

Dünyadaki EN KIYTIRIK bilgilere, haberlere ulaşan TRT nerede imiş,

ne yapıyormuş. Her mensubu para kotarmak için yrı ayrı UYDURUK ÜNVAN taşıyan ve böylece, EN AZ alanı - istisnaları dışında - 15-20 milyondan aşağı ücret-maaş almıyan, hatta, bazılarının, CUMHURBAŞKNından da fazla - 100-150 milyon - ücret alan ve programlara, uyduruk dizilere MİLLET KESESİNDEN Milyonlar harcıyan TRT KURUMUNA, Elektrik faturalarımızdan kesilen -TRT katkı - payları iptal edilmedikçe, hiçbir PARTİYE asla OY vermiyeceğim. Merhum Hasan Celalin de anlattığı gibi, bir ÇİFTLİK KÖY de burada VAR, Halkın haberi yok. Ya vekillerinin ? Onlar zaten, maaşları hariç, her bi şeyden habersiz. Vatandaş uyan, sen sefalette, onlar SEFAHETTE. Bu hayat böyle gitmemeli.

Bir zamanlar HOSTESLER de böyle UÇUK maaş alır, üstelik HALKINA, hatta Vekiline hava atardı. TRT'nin arpalıkları kesilmelidir. Ne emek veriyorlar, millete, aziz HALKIMA ; ne hayırları var ki....... THY gibi, TRT'ye de bir neşter vurulmalı.

Yanıtla . 1Beğen . 0Beğenme 27 Ocak 18:02


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Asgari ücret 2 bin 825 TL oldu! Zamdan memnun musunuz?