Reklamı Kapat

Müjde…

“Medar-ı maişet motoru” tekliyor son dönemlerde. Yani, geçim meselesi zorladıkça zorluyor. İnsanlar, güce odaklı medya eliyle “gerçek gündem”den uzaklaştırılmaya, gereksiz polemiklerle, saçma sapan kör döğüşleriyle ve fi tarihinden kalma “kötü örneklerle” oylanadursun, “çorbanın kaynaması” giderek zorlaşıyor. İnsanlara korku pompalayanlar, “geçinememe”nin ne menem bir şey olduğunu bilmiyor herhalde.

Türkiye’nin hiç eskimeyen gündem maddelerinden olan geçim meselesi, gündelik hayatın her zerresine sirayet etmiş, her sohbetin baş köşesine kuruluş durumda. İnsanlar fiilen ekonomik zorluk halinde ve buna yönelik tedbirler bekliyorlar haliyle. Ancak adamakıllı tedbirler yerine, birtakım “günah keçileri”, birtakım gereksiz polemikler ve pompalana korkularla bu durum geçiştirilmeye çalışılıyor. Günü kurtarmaya ve seçimi atlatmaya yönelik pansuman tedbirler ise ilerisi için umut vermiyor.

“Biz gidersek şöyle olur, böyle olur” türünden korkuları pompalamak, belki seçim kazandırır. Ancak ekonomik yönden bağımlı ve zorda olan toplum için daha fazlasını ortaya koymak gerekmez mi? Bankalara mahkum bir hayat süren, gelirini ve geleceğini rantiyeye ipotek eden milyonların vebali göz ardı edilecek bir detay mıdır?

Yanlış ekonomi politikalarının bugünkü krizi hazırladığını kabullenmemek ve vahim tablo ortada olduğu halde hala bundan bir ders almamak, içinde bulunulan durumun ileride daha da kötüleşmesine yol açıyor. 4-5 sene önce yapılan uyarıların dikkate alınmamasının bugünkü durumu ortaya koyduğunu yaşayarak gördük halihazırda.

Zaten kıt ve pahalı olan kaynakların son derece yanlış tercihlerle inşaat gibi üretken olmayan alanlara kanalize edilmesinin neticelerini yaşıyoruz. İnsanlara iş imkanı sunan ve üretime yönelik hamleler yerine betona harcanan kaynakların sıkıntısını bugün çok ciddi bir şekilde çekiyoruz. Merkez Bankası’nın Hazine’ye “kâr aktarımını” 3 ay önceye çekmesi, seçime kadar bir ferahlama sağlar ama ondan sonrası ne olacak diye düşünmemiz gerekmez mi?

Son 3 senedir esnafa yönelik uygulanan “Nefes Kredisi” bile durumun vahametini gösteriyor. Zordaki işletmelere kirasını ödeyebilmesi, personel maaşlarını verebilmesi, velhasıl-ı kelam “çarkları çevirebilmesi” için kredi veriliyor. Kredinin faizini Hazine, yani vatandaş ödüyor. Normal şartlarda yeni yatırım yapmak, işini büyütmek için krediye ihtiyaç duyan işletmelerin “çarkları çevirebilmek” için “nefese” ihtiyaç duyması bir şeylerin fena halde ters gittiğini göstermez mi?

Kredi kartı vadelerini, duruma göre artırıp veya azaltmak günlük politikalardan olabilir sadece. Vatandaşın düşen talebini, taksit sayısını artırarak veya KDV indirimleri marifetiyle bir yere kadar yükseltebilirsiniz. Meselenin esas noktası olan “düşen alım gücüne” yönelik ne gibi çareler üretilmektedir, buna bakmak lazım.

Kredi kartı borcunu ödeyemeyen insanlara, kamu bankalarına “görev zararı” yazdırma ve bunu da halka ödetme pahasına “düşük faizli kredi” vermek, borcu borçla ödemekten başka ne işe yarayacak? Kamu bankalarından “kredi kartı borcunu ödeme kredisi” alan vatandaş, o borcu da ödeyemezse ne olacak peki? Vatandaşı, bankalara mahkum eden ekonomik yapıyı değiştirmek inçi neler düşünülüyor diye sormak lazım gelmez mi?

Sosyal yardım alan 2.5 milyon hanenin elektrik faturasını ödemek ilk bakışta “sosyal devlet uygulaması” izlenimi verse de, aslında 10 milyon kişinin elektrik faturasını bile ödemekten aciz olduğu bir manzaraya işaret etmez mi? Bunu “müjde” diye mi, yoksa “acı gerçekler” kabilinden mi değerlendirmek gerekir?

İnsanların evlerine ekmek götürme mücadelelerinin giderek zorlaştığı gerçeğini görmeyip/göstermeyip, bunun nedenlerini ortadan kaldırmaya yönelik çalışmadıkça “müjde” diye ortaya konan acayipliklerle avunur dururuz sadece.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Burak Kıllıoğlu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


İstanbul Markaları

Milli Gazete, İstanbul ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

0 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Meclis lokantasında yemek ücretlerinin artırılmasını doğru buluyor musunuz?