Reklamı Kapat

Biz Yunus okuyoruz, ya siz?

Ne varsa sade ve yalın olanda var. Yunus gibi derken bile tıkanan yollar açılıp trafik rahatlıyor. Böyle bir ‘sehl-i mümteni’ye hepimiz muhtacız. Ne kadar yalınsa o kadar yalandan uzak. Ne kadar sade ise o denli gürültüden âzâde. “Söz ola kese savaşı / Söz ola kestire başı” derken Yunus acaba bu rahat söyleyişi kendini zora koşup yokuşlarda yorgun düşen insanlığı o büyük ‘vuzuh’a mı çağırıyordu? “Abartmayın” der gibi sözü dağdaki çobandan okuldaki hocaya kadar herkesin seviyesine mi eğmeye çalışıyordu. Hiç kuşkusuz Yunus’un bu sözü eğmesinde eğretilik değil ‘eğitim’ dediğimiz şey vardır. Kim ki sözü Yunus gibi böyle elif kıvamında söylerse savaşlar geldiği yere geri gider. En çok da söz savaşları başlamadan bitmiş olur. Kendine telkin verirken de aynı zarafeti kullanmaktan yüksünmez. Şu mısralarda batırmaya hazır ne iğne vardır ne de çuvaldız: “Derviş Yunus bu sözü eğri büğrü söyleme / Seni sigaya çeken bir Molla Kasım gelir.” Yunus’un şiirinde her saniye uyanık bir vicdan, derin bir duyuş mevcut. Bu yüzden “Yunus gibi” derken bütün insaf, izan, edep ve erkân sıfatlarını kastediyoruz. “Bizim Yunus” her ne kadar Taptuk Emre’nin dergâhına kabulün bir sırrı olsa da karmaşadan anlatamadığımız halimizin tercümanı demektir. Şimdi bizim Yunus’u biz gibi anlayamayan bazı zevat, Yunus’taki anlamı boğmak için dilinde urgan taşıyabilir. Tarih boyunca çakma Yunus’lar boşuna peyda olmamıştır bu coğrafyada. Bunun da cevabını Yunus’tan asırlar sonra onun nefesini terennüm eden Şeyh Galip’ten alalım: “Zannetme ki şöyle böyle bir söz / Gel sen dahi söyle böyle bir söz.”

CENAZEDE CAN ÂZÂDE

Ölüm karşısında sözün tükenişi bir insan için ne büyük çaresizlik. Taziye dediğimiz şey iki cümleyi geçemiyor. Tam orada duruyorsunuz. Çünkü bir cümle daha kursanız acıyı depreştirip bir lüzumsuzluk girdabı içerisine girebilirsiniz. Geriye tek bir şey kalıyor: Sessizlik. Ölen insandan geriye doğru inişler yaparız. “Ne iyiydi”, “Ne cesurdu”, “Ne fedakârdı” gibi daha bir yığın gönül alma cümlesi art arda gelir. İyi de gönlünü almaya çalıştığınız kişi aranızda yok ki! Bile bile niye söylenir bu cümleler? Yaşarken ertelenmiş cümleler olduğu için bir türlü hırs ve kaprislerden fırsat bulup da sözü sahibine ulaştıramamışızdır. Cenazeler insanın sinik halidir. Kendine tabutla kaldırım arası bir saçak altı arar kalabalıklar. Anlam dünyamızdan bir cümle kaymıştır. Cümlemizden anlam bütünlüğünü bozan bir kelime düşmüştür. Hepsine zamanla alışırız. Her vakaya sebep ya da fail bulmaya alışkın olan insan ansızın gözler önünden kayıp giden yakınları için “çözeriz merak etmeyin” kabilinden bir söz bulamamaktadır. Dil çekmecesi kurcalanır durur. Hangi kelimeye dilimiz değse kekremsi bir tat. Cenazelerde en çok da kendi zavallılığımıza ağlarız. Fındık kabuğunu doldurmayacak sebepler için kırdığımız kalpler gelir aklımıza, sonra ödenmemiş borçlar, dilenmemiş özürler, edilmemiş teşekkürler. Ölen toprağına kavuşur, kalanlar cenaze dönüşü asfalt yolda bir ‘keşke’nin peşine takılıp giderler. Bu en yakın süpermarkete kadar sürer. Marketten içeriye girince kadınlı erkekli yalan reyonuna doğru hücum başlar. Bu hengâmede bütün melekleri kaçırmışızdır.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Hüseyin Akın - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Özel araçlarda sigara yasağı uygulamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?