Çatal kazık yere gitmez

Dedemin bir sözü vardı, “Çatal kazık yere gitmez” uzun yıllar beraberimde taşıdığım bu sözün anlamını bu aralar biraz daha kavradığımı söyleyebilirim. Öyle alelade bir söz değil. Bütün işlerin tıkandığı, hedefe ulaşmayı engelleyen bir durumu ifade ediyor. Ne zaman bir çatallaşma ile karşı karşıya kalsam bu söz derinlerden çıkıp gelir. Bütünü kaybetmeyi, bütünsel düşünme ve eylemeyi engelleyen her durum için geçerli bir tabir. Bugün farklılıkları öldüren, ötekileştiren ve o ötekileştirmeyi nefret derecesinde yürüten bir zamanın içerisinden geçiyoruz. Farklılıkların tevhit içerisinde rahmet olabilme kabiliyetini elden alan bir durum bu çatallaşmalar. Yaşanan daha en başta muhatabını dinlemeye, anlamaya çalışmadan kendi zihinsel kurgusu içerisinde boğmaya niyetli yaklaşımlar; konuşmanın, düşünmenin, birlikte üretmenin yerine daha en başından muhatabının yok olması üzerine kurulu bir zihinsel, eylemsel bocalamanın neticesidir.

Bugün dünyanın her yerinde insanların en çok eksikliğini duyduğu şey kendisini dinleyecek, anlamaya çalışacak bir muhatap bulamayışları yani muhatapsızlıktır. Bugün bu kadar ölüm, kaos, yangın, çölleşme hep muhatapsızlıktan. Anlayış eksikliğinden ileri gelmektedir. Dil üzerine birçok düşünür düşüncelerini dile getirmiştir. Dil o kadar önemlidir ki, insanların bir toplum olabilmelerini sağlayan en başat unsurdur. En küçüğünden en büyüğüne bütün toplulukları bir araya getiren onların dilsel birliğidir. Söyleme biçimi farklılaşsa da anlamayı sağlayacak ortak öğeleri muhafaza ettikçe iletişim de kolaylaşacaktır. Onun için bugün hele bu kadar iletişim kanallarının çoğaldığı bir zamanda insanların iletişememesi, anlaşamaması ve daha çok tartışması anlaşılır şey değil doğrusu. Lacan’ın kelimeleri tarifi tam da meramımızın açıklığa kavuşmasında faydalı olacaktır. Lacan’a göre: “Kelimeler, Truva Atı gibidir: hem büyük ve güzel bir hediye, hem içinde felaket ve yıkılış taşıyan bir düşman gibidir.”

Modern dünyanın geldiği nokta itibarı ile bütün inançlar, bütün düşünceler ve bunlardan neşet eden hareketler bu seküler dünyanın argümanlarından oldukça fazla etkileniyor. Ondan ötürü zamanımızda yaşanan her şey bir dönüşümün parçası olarak duruyor. Tartışmalar, hareket tarzları ve yaşama biçimleri bu durumdan etkileniyor. Onun için bireylerin bu gidişatın getirdiği bireysel duyguların açtığı kaygı kaosu tetikliyor. İster bir gruba ait olsun, ister bir başına bir yola revan olmuş olsun kaygılarının kaynağı dünyanın mevcut düzenin oluşturduğu hızlı değişimlerdir. Ki bu değişimler artık sınır tanımamaktadır. Bu yüzden insanlar kendilerini gerçekleştirmek için öteki oluşturmaya bir yerde kendini mecbur hissediyor olabilir. Bu da hareketlerin içerisindeki bütünlüğü, amaç ve hedef birlikteliğini zedeliyor. Böylelikle aksak bir yürüyüş, beyhude bir uğraşı ve neticesinde ağır yorgunlukları da beraberinde getiriyor. C. Taylor’un, “modern kırgınlık” diye tarif ettiği şey aslında yaşananların en güzel ifadesi olsa gerek. Bu bakımdan sözlerin mesafeleri açmasına fırsat vermeden “bütüncül” düşünmeye ve yekpare hareket etmeye her zamankinden daha çok ihtiyaç var. Hevesleri kelimelerin sırtına yüklemenin kimseye hayır getirmediği aşikârdır.

Onun için kelimeler ağzımızdan çıktığı anda muhatabına bir “müjde”, bir “hediye” olarak ulaşmıyorsa ve daha fena olanı zehirli bir ok gibi muhatabını yaralıyorsa buradan iyi manada bir maksut elde edilemez. Onun için kelimelerin bir Truva Atı gibi yıkıcı özellikleri vardır. Elbette yıkım sadece muhatabını etkilemez, sahibini de etkiler. Bu bakımdan sözün izzetini korumak gerekir. Büyük cümlelere, büyük aforizmalara gerek yok, yalın ve sahici bir dil, iyi niyet ve samimiyetten zuhur eder. Sözün sahibinin niyetini, samimiyetini ve sözün sahiciliğini elbette sözü sarf edenin davranışları ele verir. Onun için davranışlar sözler için doğrulama görevi üstlenirler. Onun için nasıl bir dünya tasavvur ediyorsa insanlar onların tasavvurlarını dillerinde, ifadelerinde ve sözcüklerinde görmek mümkündür. Wittgenstein’ın ifadesi ile, “Dilin sınırları, dünyanın sınırlarını” gösterir. Konuşurken, yazarken bu durumu gözden kaçırmamak gerekir.  Hz. Ali’nin nezih ifadesi ile “kişi dilinin altında gizlidir.” Bu vesile ile “tılsımı bozacak” her söz ve davranış, “zehir” taşımak anlamına gelir ki, bu da “bir” olmayı engeller. Hasılı, “Çatal kazık yere gitmez.”  Hoşça bakın zatınıza…

TAŞ GEMİ

“Kış geldi” kar yağdı,/ Her yere soğuk saldı.

İki taraf olsak, /  Kartopu oynasak.

Yaz gitti, güz gitti, /Yine geldi kış baba.”

(1953-Kış, İsmet Özel)

Not: Bu hafta Ruhi Su var. Uzun bir liste var. Listenin başında Yunus Emre’den bestelenen “Yalancı Dünyaya Konup Göçenler” var. Tabi bir de “Sivastapol”u, Ruhi Su yorumu ile dinlemek ayrıcalık ve tabi “Geçti Dost Kervanı” olmazsa olmaz. Gerisi sizin zevkinize kalmış.  İyi dinlemeler.

Bize kadar:

1- Unutma! Her şey bir gün geri döner. Döndüğünde giden değildir çünkü dönüşür.

2- Bir de şunu unutma! “İnsan her şeye alışabilen bir varlıktır” demiş, Dostoyevski.  Görmüyor musun nelere alışılmıyor ki!

3- Bak güzel bir ölçü var burada. İmam Şafii Allah ondan razı olsun ne güzel söylemiş. “Sözü eleştir ama sözü söyleyene saygı göster.”

4- “Kendini kusursuz görme ey dost! Çünkü bu başlı başına kusurdur” der, Beydaba. Ne güzel bir ölçüdür bu, güzel yaşamak için…

5- Bir duvar yazısında şöyle diyor: “ Bizi soyan yoksul ve göçmen değil. Buralı ve zengin…”

6- Ersan Bilgin’in hazırladığı “Müstakim Bir Hayat: Nedim Urhan” biyografisi, ilmek ilmek örülmüş bir hayatın izlerini sürmeyi sağlıyor. Her hayat bir ibret ve nasihattir. Tabi alabilene. Kitap MGV Yayınları’ndan…

Dağarcık

“Özgürlüğün mucizesi, başlayabilme yetisindedir. Bu yeti de, her insanın, ondan önce de var olan ve ondan sonra da sürecek olan dünyaya doğuşuyla, kendisinin de yeni bir başlangıç demek olması vakıasıyla mukayyettir.” HannahArendt’ten tadımlık)

Tekke

“Allah’ım; bize var olan nesnelerin özünü kavrarken isabet etmeyi, ikircikli noktalarda yanlışa düşmemeyi nasip et. Bizi, âdet haline gelmiş yanlış yollardan uzaklaştır,  doğru yolda sabitkadem kıl.” (Tüsterî, İşaratŞerhi’nin ilk cümleleri)

Bir lahza:

“-‘İnsan bir defa birine geç kalır. Ve bir daha hiç kimse için acele etmez’ demişti Yaşar Kemal. Epey yüreğime bastırmıştım bu sözü.” (Kış Uykusu’ndan)

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mehmet Biten - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Asgari ücret 2 bin 825 TL oldu! Zamdan memnun musunuz?