Toprak saçarak başına…

“Padişahın öyle yol vurucu, öyle hilekâr bir veziri vardı ki hile ile suyu bile düğümlerdi.”

Mesnevisinde anlatmakta Mevlana.

Dünyanın en saf ve temiz aşkını naklettiğinde genç kız, o cümleyi anımsadım.

Delikanlının haberdar olmadığı.

İyi de nerede bu aşk, diye güya kızı zayıf bırakacak sorgum.

Muhatabının bilemediği sevda garip değil mi diye hafife aldığımda.

İçerleyip de

“Bende ya” dedi.

“Onun bilmesine gerek var mı?”

Bir hilebazın atmaca gibi kapıp kaçtığı aşkı, suyu bile düğümleyebilme becerisi gösteren vezirin neslinden zalim bir kadın, habersiz aşığı alıp götürmüştür yâd ellere.

O temiz kalpli kıza acı kalmıştır, geçmeyen sızı, katı katran dayanılmaz ağrılar. Muhatabının haberi olmadan döktüğü gözyaşları.

Çektiği acı, yıkılan gururu, epey zaman genç yüreğini sarssa da.

O, en büyük aşkı, arkadaşı ve yoldaşını; mecnunun peşinden giderek bulmuş sonunda.

“Yaşanması gerekirmiş onca acının ki, daha büyük bir aşkın kapısı aralanabilsin” deyip, sevdasının matematiksel dökümünü çıkardı.

Ah be çocuğum,

Devir, devire devire gidenlerin.

Sadece itmeye, yıkmaya, yenmeye yeminli elleri değil.

Alkışlayan, kucaklayan, sarılan dost elleri de eze eze gidenlerin devri.

Fikrini söyleyeni, yanlış yapıyorsun, doğrusu bu diyeni, çok çalışanı.

Dürüstü değil, yamuğu tutanların tufanında.

Ya da bilgiliyi cezalandırarak, akarken sen dere olup ırmak olup taşırken alüvyonları okyanuslara…

Cahil ile al gülüm ver gülüm iken bu berbat vezir ve şah oyununda, elbet mat olacaksın.

Bir şey bilmiyordur, işine burnunu sokmuyordur, aman efendim siz her şeyin en iyisini bilirsinizlerle makamlar inşa edenlerindir devir.

“Garez gelince hüner örtülür. Gönülden göze yüzlerce perde iner.”

Gülümseyen bunca mütebessim çehreye toprak saçarak.

Vereceği hesabın büyüklüğünü hiç düşünmeyenlerden büyük padişahın mahkemesinde.

“İste ama derecesine göre iste! Bir otun, bir dağı çekmeye kudreti yoktur.”

“Edebi olmayan yalnız kendine kötülük etmiş olmaz. Belki bütün dünyayı ateşe vermiş olur.”

Dedim de.

Sustu sustu mat etti beni genç âşık.

Hep yanlış dedin, hep yanıldın, o kişi zalimler kervanından değil, kapıp kaçmadı sevdiğimi.

Benim mecnunu olduğum meğer hiç sevmemiş beni.

O kendime güvenmelerim, genç yaşım, varlıklı ailem, bir giydiğimi bir daha giymemem, kalemle çizilmiş düzgün burnum, iri gözlerim, şiirler yazılacak sandığım kirpiklerimi meğer görmemiş bile. Aynı yardım kurumunda çalıştığımız, hayranı olduğum, çok okuyan, bilgili, başı önünde, terbiyeli, nazik, uğruna intiharı bile düşündüğüm genç; o yardım kuruluşunda, bizlerden 10 yaş büyük abla ile konuşurken, garanti benimle ilgili teklifini iletmesi için konuştuğunu sandığım abla açıldığında bana, meğer ona evlenme teklif etmiş, “Hatice’m olur musun” demiş.

Tamam, nasıl da bildim, zalim kadın çok zengin, ondan bu teklif.

“Yok be hocam, abla garibin teki, dünya iyisi bir insan. Yıkılan gururum, şeytanın alayları; bak yaşlı, dul ve çirkin biri seni nasıl nakavt etti diyen çıngıraklı kahkahaları. Fakat bana çok iyi oldu kendime aşırı güvenim, gururum, burnumun sürtmesi gerekmiş demek ki.”

Ya benim, zalimler konvoyuna herkesi katma aceleciliğim.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mine Alpay Gün - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz


Şehir Markaları

1 yıllık yayın süresi ve makul bütçesi ile markanızı şehrinizde parlatın, bu tanıtım fırsatını kaçırmayın!

0 (212) 697 10 00
Bilgi için tıklayın

Anket 2019 yılı için belirlenen asgari ücret hakkında ne düşünüyorsunuz?