Reklamı Kapat

Başlamak bitirmektir!

Daha önce hiç hikâye yazdınız mı bilmiyorum. Bir seminer vermek veya hayal kurmak da olur...

Size kabataslak bir konu lazımdır. O işi niye yaptığınıza dair bilginiz ve o işe atfettiğiniz değer de konunun yanında iç dinamiklerinizi tetikleyecek içsel güdüleriniz olarak yanınızda duracaktır. Mesele çok basittir aslında. Hikâyeye başlarsınız ve gerisi gelir. Konuşmaya başlarsınız ve gerisi gelir. Ne kadar basit gibi de gelse hayale yani düşünmeye başlarsınız bir de bakmışsınız bambaşka bir boyut almış. Siz planlamamış dahi olsanız başlanmış her hikâye biter. Siz tek tek sunum hazırlamamış bile olsanız başlanmış her konuşma bir şekilde yolunu bulur akar gider. Keza düşünceler, hayaller de böyle...

İşte yaşamak da böyledir. Sadece bir başlangıca ihtiyaç duyar. Başka hiçbir hazırlık yapılmasa dahi, hiçbir araştırma, plan, program hazırlanmasa bile çoğu zaman sadece başlamak yeterlidir. Çünkü sağlam bir konu belirleyip başlamak ve yola çıkmaya ve yolda olmaya verdiğimiz değer ışığında hep kontrolü sağlamakla istenen hedefe ulaşılır. Bir saat konuşma belirlenir yarım saat olur ama olur! Bir sayfa yazmak istersin yarım sayfa olur ama olur! Çok şey olmak istersin pek azı olursun ama olursun!

“Başlamak bitirmenin yarısıdır” denir ya hani başlamak bitirmektir aslında. Çünkü akan hiçbir ırmak durmaz! Çünkü nehir mutlaka ama mutlaka okyanusa kavuşur. Belki kısa yoldan belki uzun, belki kolay belki meşakkatli... Ama mutlaka akan su yolunu bulur. Aslolan yolda olmaktır. Aslolan çıkmaz yollara sapmamak için kontrolü bırakmamaktır. Aslolan akmaya, coşmaya devam etmektir. Düşen her damlayı kucaklayan bir toprak parçasının olması gibi bizden düşecek olan her yaşanmışlığı da kucaklayacak bir coğrafya mutlaka vardır!

Fazla mı mecaz oldu? Şöyle diyelim o halde...

İnsan üşengeç bir varlıktır. Çoğu zaman ve çoğu insan elinden gelse nefes alıp vermeye bile üşenecek, kendisi yerine soluyacak bir robot üretecektir. İşte fıtratında tembellik olan ve tembellik yaptıkça da katmerlenip artan insan varlığının en çok üşendiği şey başlamaktır!

Başlamak, ama her şeye... Dostluğa, muhabbete, çalışmaya, yazmaya, yürümeye, her şeye... “Nasıl olacak” korkusuyla sevmekten bile üşenir insan. Nasıl bakılacak korkusuyla anne baba olacağı bir hayata adım atmaya üşenir. Nasıl tamamlanacak korkusuyla bir yazıya başlamaya üşenir. Nasıl geliştireceğim korkusuyla bir hikâyeye tutunmaya üşenir. Nasıl alışacağım korkusuyla evlenmeye üşenir. Nasıl bitireceğim korkusuyla hıfzetmeye üşenir Kur’an’ı. Ne söyleyeceğim korkusuyla konuşmayı başlatan olmaya üşenir. “Ya karşılık alamazsam” korkusuyla selam vermeye üşenir. Açılmazsa diye kapı çalmaya, duyulmazsa diye cümle kurmaya, karşılık bulmazsa diye sevgi sunmaya üşenir. Korkularla beslenen ve “Amaaan boş ver, olmazsa bir daha boş veririz” üşengeçliğiyle sonlanan bir süreçtir bu. Başlanacak her şeye karşı hissedilen ve hiçbir şeye başlanmamasına sebebiyet veren bir süreç.

Dolayısıyla bu denli üşengeç olan bizler... Uzun yazıları bile okumayıp sadece kalın puntolara veya altı çizili cümlelere göz gezdiren, zihnini, kalbini, gözünü, kulağını yormayıp hayatı tek bir parmak ucunda yaşayan bizler, yolun zor olduğu düşüncesiyle yürümeye bile başlamayız çoğu kez. Oysa yol belki de başlandığı anda bitecek kadar basittir. Belki de o yolu bize çizen İlahî Kudret sadece başlamamızı beklemektedir. Belki de yolda olmak bitiremesek dahi bitirmiş gibi bir konumlandıracaktır bizi. Veya belki de istenen yalnızca yol üzerinde can vermektir.

Evet, hikâye yazmak gibidir hayat. İnsanın kendisi başrolüdür hikâyenin. Hikâye başlar, başrol değişmez ama yardımcı roller, ek hayatlar eklenir gider. “Ben böyle düşünmemiştim” dediğiniz pek çok şey eklenir hikâyenize. Kimi zaman ağlatan kimi zaman güldüren ama hikâyenizi güzelleştiren pek çok şey. Düz gitmemeniz zenginleştirir hikâyenizi. Çakıllı yollar betimlemelerinize derinlik katar. Karanlığın içindeki aydınlıklar bakış açınızı geliştirir. Ve aydınlığın içindeki bulutlar sizi edebiyatın süslü dünyasına yöneltir. Kimi sayfalar sürer, kimi ciltler tutar. Kimi polisiye tadındadır kimi dram havasında. Ama öyle ya da böyle biter bu hikâye. Sadece başlamak, başlama eylemini hiç sonlandırmamak, pes etmeye her yönelişte yeniden başlamak gerekir. Her noktadan sonra büyük harfle başlaması gibi cümlelerin, bizi durduran her engelde büyük adımlarla yeniden başlamak gerekir!

Hep başlayan, hep yolda olan, hep yolda olmaya çağıran ne güzel söylemiştir:

“Zor bir yolda yürümek mecburiyetinde olan insanlar, yolda yürümeye başlamadan önce gönüllerinde ve zihinlerinde yürümek ve yol almak zorundadırlar. Evvela, bu yolu ben nasıl aşarım, korkusundan kurtularak yola çıktıklarında görürler ki, yol zor da olsa bir müddet sonra aşılmış, yürünmüş ve hedeflenen yere gidilmiştir. İşte o zaman, insanların yüreklerinde, aslında yolun zannedildiği kadar zahmetli olmadığına ve bütün sıkıntılı yolların aşılabileceğine dair bir iman doğar.”

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Meryem Nida - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz


Şehir Markaları

1 yıllık yayın süresi ve makul bütçesi ile markanızı parlatın.

0 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Seçim ittifaklarını faydalı görüyor musunuz?