Son Dakika Haberleri

Reklamı Kapat

İslâm hak, öteki düzenler batıldır -1-

Hak kavramı Kur’an’ın temel kavramlarından biridir. Allah, gerçek söz, doğru haber, doğru yol, inanç, yakin, adalet, hüküm, Kur’an, İslâm, pay, tevhit, ölüm, batılın zıddı anlamlarında Kur’an’da 221 kez (DİB Kavramlar Sözlüğü) geçiyor.

Allah-u Teala’nın bir ismi/sıfatı da Hak’tır. İnkârı mümkün olmayan gerçek. O (c.c.) Hak, İlah, Rab ve Mabut’tur. O’nun dini İslâm da hak, ekmel, doğru, halis dindir. İslâm’dan başka dini Allah geçerli saymıyor (Maide,3). “Haktan başka her şey batıldır” (Yunus,32). “La Hakk’a illallah”, “La Rabbe illallah” diyoruz, elhamdülillah.   

Rahman / 5-10, Hadid / 25, Mülk / 3-5, Asr / 3 ayetlerinde nizama, mizana, adalete, hakka vurgular var.

Efendimizin (s.a.v.) dualarından: “Ya Rabbi! Bizi hakkı hak bilip, ona ittiba edenlerden/uyanlardan, batılı da batıl bilip ondan kaçınanlardan eyle.”

Hz. Ali (r.a.): “Haksızlık karşısında susanlar, haklarıyla birlikte şereflerini de yitirirler”, “Hakkı insanlarla bilme; insanları hak ile tanı, bil.”

İmam Şafi (r.h.): “Hak ile meşgul olmazsan batıl seni kuşatır.”

Ahmet Rufai Hz. (k.s): “Şüpheli lokmalarda hakka giden yollar karışır. Haram lokmalardaysa hak ile kendisi arasında engel olur”, “Akıl vahye aykırı olamaz. Vahyin elçisidir.”

Hz. Mevlana (k.s): “Eğri/batıl söz, batılda olan kimselere doğru/hak görünür. Yalan, yalancılara hoş gelir. Habis şeyler, habislere hoş görünür”, “Adaletin değerinin anlaşılması için zulüm ve zalim gerekir. Çünkü her şey zıddıyla bilinir.”

Said Nursi Hz: “Batılı tasvir etmek saf beyinleri idlal eder/saptırır.”

Mehmet Akif: “Hakkıdır Hakk’a tapan milletimin istiklal.”

Cemil Meriç: “Hakikate ulaştıktan sonra onu aramak anlamsız, yararsızdır.”

Hakkı bilmek, bulmak esastır. Ondan gayrı, ona aykırı her şey batıldır, yanlıştır. Hakkı bilmek, hak adına batılla mücadele etmeyi (cihat) gerektirir. Hakkı hak bilerek ona ittibayı, batılı batıl bilerek onlardan kaçınmayı diliyoruz. Batılı hak/doğru zannetmek, vehmetmek ne büyük hüsran, şaşkınlık, şuursuzluk! Hak yol tektir, batıl yollar çoktur. Hak ile batılı ayıran bir adı da “Furkan” olan Kur’an’dır. Muttaki olmayanlar ise furkandan yoksundur.  

Hakkı batıldan seçebilmek için hem hakkı bilmek (ilim) hem de şuur/bilinç gerekir. Bu, hak ile meşgul olmayı, batılla meşgul olmamayı, hak safında konumlanmayı ve batıla karşı hakta düzenli mücadeleyi gerektirir. Her şeyi hak terazisiyle ölçmeyi/tartmayı, batılın ölçü/kriter/terazileriyle ölçmemeyi gerektirir. Çünkü hak olmazsa terazi doğru ölçmez/tartmaz/değerlendiremez. Bu özetle her şeyi “vahiyle” okumamızı/değerlendirmemiz gereğine bizi götürür. Hak ile batılı karıştırdığımızda şaşırırız. Hak safında yer almadığımız halde kendimizi hakta bulunuyor, sanabiliriz. O zaman Hakk’ın iyi, güzel, adalet, hayır, yararlı dediğine biz kötü, çirkin, zulüm, şer, zararlı diyebiliriz.

Hak, yarattığı her şeyi bir ölçüyle yaratmış, her şeye bir ölçü koymuştur. (Furkan, 2) Aynı zamanda yaratılmış her şeyin bir anlamı ve amacı vardır. Abes (anlamsız, amaçsız) hiçbir şey yoktur. Çünkü O (c.c.) Hâkim’dir de... Ve her şeyde bir denge/ahenk/adalet vardır. Bu, tüm kâinatta/evrende, her şeyde, “ahseni takvim”, “eşrefi mahlûkat”, “mükerrem”, “halife” olarak da yaratılmış insanda da var. Hz. Ali (r.a.) Efendimizin ifadesiyle, “insan küçük kâinattır”. Büyük kâinatta da, küçüğünde de muhteşem bir nizam/düzen de var, mizan da. Dünya, Güneş ve Ay’ın hesap ile şaşmaz düzenle, ölçü ile hareket etmesi hayatımız için elzem yararları yanında bize zaman, vakit, sayı bunların kavramlarını/ölçülerini öğretiyor, algılatıyor. Saat, takvim (gün, ay, yıl, mevsimler...) gibi zaman ölçüleri ne kadar önemli... Hayatımızı zamanla düzenliyoruz. Kevni/tabiat düzeni tevhitle muhteşem ve mükemmeldir.

Zamanda, eşyada nasıl bir kusursuz düzen/denge/adalet/ölçü varsa, insanlar arasında da adalet, ancak ilahi/teşri yasalarla sağlanabilir. (Hadid, 25) Tüm eşya O’nun koyduğu tabiat/kevni yasalara teslim/itaat halinde olduğundan dolayı mükemmel bir nizam olarak varlıkta... Biz ise sınav hikmeti gereği teşri yasalarına uymakta serbest bırakılmışız. Kevni ayetleri de teşri ayetleri de haktır, adaletlidir... Rahman Suresi’nde özellikle ticarette adalet/ölçü ve tartıda doğruluk emri var. Sema nasıl adaletle ayakta duruyor, düzenli/dengeli... Bunun gibi insanlar arasında da Rahman’ın adaletiyle yeryüzünde insanlar yönetilirlerse mülkler, toplumlar ayakta durur, dengeli, barışık yaşayabilirler. Adalet olmadığında düzen/denge bozulur. Adalet terazisi her alanda siyasette, ticarette hayatın her alanında uyulması gereken vazgeçilmez ilkedir. Siyasette, hukukta, ticarette, ailede, uluslararası ilişkilerde adalet sağlanmazsa zulüm olur, fesat olur, düzen bugünkü gibi olur...

İSLAM HAK, ÖTEKİ DÜZENLER BATILDIR -2-

Hadid Suresi 25. ayette yine “yeryüzünde insanlar arasında adaletin sağlanması/ayakta tutulması için kitabın, mizanın ve demirin indirildiği/ihsan edildiği” bildirilmektedir.

Mülk Suresi 1, 2, 3, 4, 5. ayette Rahman’ın kâinattaki hükümranlığına, semadaki muhteşem nizamına dikkatimiz çekiliyor. Ve bu düzenin bozulacağı kıyamete de. Rabbimiz, kitabı ve Elçisiyle (s.a.v.) bize hem ideal/ekmel/hak nizamını hem de birlikte her şeyi değerlendirecek, ölçecek kıstaslar (mizan) sunmuştur. O’nun adıyla hem kitabını, hem O’nunla (vahiyle) kâinatı, insanı, olayları her şeyi ölçüp, değerlendirmemizi “oku”mamızı emretmiştir. (A’lak/1) Ölçmelerimizi/değerlendirmelerimizi bu hakikate uygun/hak ile yaparsak doğru bir ölçme/değerlendirme yapmış olabiliriz. Bu Hak terazisi doğrudur, şaşmazdır. Hak’tan başka nasıl her şey dalalet/sapıklıksa, Hak ölçüsüne uymayan her ölçme de yanlıştır, hatalıdır, doğru değildir, batıldır. Güneş nasıl bize hem görünüyor ışığıyla, hem de eşyayı onunla görüyor, ayırt edebiliyoruz; her şeyi değerlendirirken de Güneş gibi olan vahye/Kur’an ve sünnete bakacağız, hem de her şeyi onunla değerlendireceğiz, okuyacağız. Vahiy bizim için hem Nur, hem Furkan, hem nizam, hem de mizandır.

O halde iyi, güzel (husun), kötü/çirkin (kubuh) ölçü ve değerlendirmesinde de Hak olan vahyi esas alacağız, almalıyız. Bir şeye “vahiy” iyi/güzel diyorsa o şeyler güzel ve iyidirler. Kötü ve çirkin diyorsa kötü ve çirkindirler değerlendirmesinde bulunmak ‘imanımızın’ gereğidir. Değerlendirmede Hak/vahyi olanın dışına çıktığımızda “heva”dan, akıldan kendi görüşümüzle değerlendirme yaptığımızda sapar, yanlışa, batıla düşebiliriz. Adalet-zulüm, hayır-şer, hak-batıl, doğru-yanlış, yararlı-zararlı tüm değerlendirmeler kime, kimlere, neye göre belirlenecek?!

Ya vahye (Hak) veya hevaya veya akla göre? Kimin aklı, hevası?! Hak bilinince doğru, gerçek bilinmiş olunur. Aykırı, farklı olanlar da tümüyle yanlıştır, sapıklıktır, batıldır, denir.

Hak olanı/doğruyu bilmek gerekli ve yeterlidir. Hakka ve hakikate ulaşmak için. Yoksa sayısız yanlışlarla meşgaleye ömür de yetmez, sonuç da hüsran olur.

O’ndan başka Hak, İlah, Rab yoktur. Kitabı da haktır. Öteki tahrif edilmiş veya uydurulmuş dinler, kitaplar batıldır. İslâm dini hak dindir. Ondan başka dinler batıldır. İslâm hak nizamdır, ötekiler batıldırlar. Ehli sünnetvel cemaat fırkası “ehli hak”tır. Öteki 72 fırka “ehli dalal”dır.

İslâm biricik ilahi hak nizam ve mizandır. Aykırı düzen ve kriterler batıldır. Görüşlerimizi vahye arz etmeli ve uyarlamaya çalışmalıyız. Yoksa, şirk tehlikesi bizi bekler. Bunun için ilim farz. Vahiy ve selim akıl ölçüsü esas alınmalı. Akıl ya vahiyden beslenir, aydınlanır; yoksa nefsin karanlığının etkisindedir. Bu nedenle görüşler çeşitli ve farklıdırlar. İslâm’la meşgul olmak yeterli ve gerekli, batıllarla meşguliyet batıl, abes, yararsızdır, yanlıştır. Akıl da, ömür de sınırlı.

2+2=4 her zaman her yerde haktır, gerçektir, doğrudur.

Gece, gündüz, güneş, ay... Kevni ayetleri nasıl hak ise, teşri/kelami ayetleri de haktır.

Hakkı batılı, her şeyi zıdları ile bilebilir, anlayabilir, seçebiliriz. Tüm ayetler, ölüm ayeti gibi haktır. Ölüm ayetini inkâr eden var mı? Ahiret hayatı da ölüm gibi kesin, gerçek.

Hak bilinmeden, kavranmadan, tanınmadan, seçilmeden, batıl nasıl bilinebilir? Batıl da ancak Hak ile bilinebilir. Hakkı bilen batılı da bilir, tanır. Doğru bilinmeden yanlışlar nasıl bilinebilir? Yanlışlardan doğruya gitmek, ulaşmak ne kadar mümkün?

Ancak Hak terazisi doğru tartarak, ihtilafları sonlandırır. Çekişmeler niçin giderek artıyor? Çünkü ya teraziler batıl veya Hak teraziyi tutanlar batıldalar...

Besmelesiz eğitimle, haram lokmalarla, teknolojik kuşatma altında hak ve batılı seçebilmek Allah-u Teala’nınlutfuyla olsa gerektir.

“Ya Rabbi! Bizi hakkı hak bilip, ona ittiba edenlerden/uyanlardan, batılı da batıl bilip ondan kaçınanlardan eyle.”

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Bahaddin Elçi - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz


Şehir Markaları

1 yıllık yayın süresi ve makul bütçesi ile markanızı şehrinizde parlatın, bu tanıtım fırsatını kaçırmayın!

0 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Seçim ittifaklarını faydalı görüyor musunuz?