Bize Kalan…

Tarihin bu kesitinde yaşamak düştü talihimize. Biz seçmedik. İstemedik. Dünyaya gelişimizin ve gidişimizin seçimlerimizle bir alakası yoktu. Yaşadığımız kesitten geriye bir iz kalır mı bilinmez ama tüm zamanların bizde iz bıraktığı şüphesizdi.

“izi kalırdı sağrıları ıslak tayların boynunda muhteşem kementlerin ay ışığına dönerdim... mühürleri, muhtarları, sızıları bilmezdim

yazdım ki yazgımdan demlenen katillerin güzergâhıdır çocuktum, bilemezdim... ahırlara saklanır ölmeye gidemezdim. (Yılmaz Odabaşı)” diye söyleyen şair, söyledikleri dolayısıyla yargılanır; bayrağın, vatanın, toprağın ve ölümün ne idüğüne dair düşünceleri dolayısıyla cezalandırılırdı bu dünyada. Zira bu söylemler ancak üzerinden muktedirlerin ekmek yiyeceği, kendilerini ifade etmeye yelteneceği, ancak asla muvaffak olamayacağı; sadece hamasete yönelik tüm kapıları zorlayacağı türdendi. Geri kalanı haindi zaten. Hainlik ve yandaşlık insandan bağımsız gelişen kavramlardır desek, insanlıktan uzaklaşmışlar üstüne hüküm bildirmek gerekçesiyle hain ilan edilebilirdik. Yazgımızdan demlenen katillerin güzergâhında balon dağıtacak, kalem verecek, anlamsız broşürler bastıracak halimiz yoktu. Saklanmalık ahırları, samanlıkları yıkmışlardı, ölmeye gidebilirdik!

İzi kaldı. Onaltı yaşında henüz belirmeye başlayan bıyıkları ve sivilceleriyle cedelleşecek bir ergenken ardınıza kolluk güçlerini salan sistemin ya kölesi, ya kurbanı olmak iktiza ederdi. Çünkü vatana bağlılık, hayır Allah’ın her günü değişen vatan tanımlarına, tanım da değil vatan algısına bağlılık vardı işin ucunda. Hangi muktedirin nasıl işine gelirse o oluvermeliydi inandığınız. Bozkırda koşturup dururken ‘kıskıvrak’ yakalamak üzere kementler savuran vahşi kovboyların ansızın saldırısına uğrayıp, boşlukta haleler çizip boyunlarına geçen kemende karşı direnç gösteren ancak muvaffak olamayan, teslim olmaya da yanaşmayan yağız atlar gibi rızaya mugayir olsa da biçilen kadere boyun eğmek iktiza ettiğini sanıyorduk sonunda. (Böyle bir sahneyi en son haberlerde gördüğümü söylemeliyim; Sultangazi’de beyaz renk bir aracın içine doluşmuş gençlerin bir an panikleyip kaçmaya yeltenmesi üstüne araca ateş açarak durdurulup potansiyel teröristlerin! ikisinin ölü, ikisinin ele geçirildiğinden falan söz ediyordu. Ölüler kendini savunamaz, yaralılar tutuklanır, yakınlar sinir krizi geçirir mesele kapanıverirdi. Semt Gazi Mahallesi idiyse döngü zaten kendiliğinden kendini tamamlardı. 15 Nisan 2017 DHA İstanbul)  Bir kovboyun elindeki kemendin adı demokrasi, bir askerin elindeki silahın adı özgürlük, bir vatandaşın elindeki oyun adı özgür iradeyle gerçekleştirilmiş seçim olabilirdi. Kementler muhteşemdi; silahlar muazzam, oylar münasip…

Tarihin bu kesitinde yaşamak düştü talihimize. Biz seçmedik. Böyle olsun istemezdik.

Bir asker kifayeti beklemedik doğrusu. Emir vermeyi, emir almayı, alınan ve verilen emirler neticesinde hapsedilmeyi, infaz edilmeyi, hain ilan edilmeyi kimse beklemezdi. Heyhat asker bahsi geçince akla tam da bu getirildi. Ve kaldı akıllarda, gitmedi. Gitmesine müsaade edilmedi.

İnsan, yalnız yürüyüş yapma lüksüne sahipse kaderine rıza göstermiş demektir. Aksi durumda bir tanıdığına rastlayacak, birtakım insanlarla karşılaşacak ve yalnızlığı ortasından, olmadı kenarından, daha da olmadı kuytusundan bölünecektir. Hiç olmadı bir köpekle, kediyle, fareyle karşılaşılacak, iradi yalnızlık onlarla paylaşılacaktır. Bir tanıdık tarafından rahatsız edilmemek lüks kabul edilecekken bunu gayri iradi talim ettiğinde yalnızlık kader olur. Dolayısıyla birlikte hareket etmek kadar yalnız kalmak da dışarıdan çaresiz katlanılan bir şeymiş gibi görünür. Her halükârda görünmez bir dizginin tahakkümü söz konusu edilebilir.

Yorulmaktan, efor sarf etmekten çok insan gün boyu kendini dizginlemek dolayısıyla uykuya çekilir. Uyku külfetlerden kurtulmaktır. Belki de kaçış… İnsandan, dünyadan, düşünmekten ve en önemlisi kendinden… İz bırakanlar, izini önemseyenler, iz bırakmak gayesiyle insan hayatına hunharca tekme savuranlar, değil düşünmek, akletmek, düşündüğünü ifade etmek; kendisinden bile kaçan bireyler yetiştirmeyi başarmışlardır. Bu tam da yetişmek, üstelik istenen, arzulanan kıvamda yetiştirilmektir. Birbirinden cüzzamlı gibi, hatta ezan duymuş şeytan gibi kaçan insanlar, birlik ve beraberliğin marşını söyler, bayrağını dalgalandırır. Yazık ki dalgalanan insanlıktır ve insanlığın dalgalanışı hiç de imrenilecek, istenecek bir şey değildir.

 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İshak Koç - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz


Şehir Markaları

1 yıllık yayın süresi ve makul bütçesi ile markanızı şehrinizde parlatın, bu tanıtım fırsatını kaçırmayın!

0 (212) 697 10 00
Bilgi için tıklayın

Anket 2019 yılı için belirlenen asgari ücret hakkında ne düşünüyorsunuz?