Son Dakika Haberleri

Reklamı Kapat

Haller ve makamlar

Birinci Bölüm

Millî Gazete Halleri

Bütün okumalarını kendini bilmek erdemine yaklaştırmaya çalışan bu fakir, dini konularda yazamaz, yorum yapamaz ama, yazılanları iyi duyurur, meraklıların dikkatlerini iyi çeker. Şimdi yapacağımız da işte böyle bir şeydir.

Gazeteleri okumaya imkanım varsa önce Milli Gazete’den başlamak adetimize bugün de uymuşken, müfessirimiz, yazarımız, hocamız Mahmut Toptaş’ın 03 Ocak 2019 tarihli makalesinde bulduklarımızı, aramak zorunda olduklarımıza örnek saydık.

İbni Haldun Mukaddimesinde, kavimciliğin ve kabileciliğin gücüne dikkat çekerken, Yusuf Suresinin 14. Ayetini vermekle “ya kötülük kabileden ve kardeşten gelirse?” sorusunun çaresizliğine de işaret etmiş oluyor, diye katıldıktan sonra, “Günümüzde kabilecilik, ırkçılık en zehirli silah olarak kullanılmakta” tesbitini tek cümlelik paragraf yapmış.

“Ya düşman evin içinde ise” başlığını attığı bu makalesinin son paragrafını buraya aynen alıyoruz Mahmut Toptaş hocamızın.

“Sevgili peygamberimiz ‘Veda Hutbesi’nde insanlığın kurdu olan bu hastalığa dikkat çekerek, ‘Arap’ın Arap olmayana üstünlüğü yoktur, Arap olmayanın Arap’a üstünlüğü yoktur, dedikten sonra Hucurat süresindeki ‘üstünlük ancak takvadadır’ ayetini okumuştur.”

İşte buraya kadar yaptığımız bir duyurmadır. İnsanlarımıza, İbni Haldun Mukaddimesinin yorumlarını bir daha hatırlatarak, sevgili peygamberimizin veda hutbesiden bir cümlesini ve zikrettiği bir ayeti ezberimize sokmasına Mahmut Toptaş hocamızın çok ihtiyacımız varmış ki, Milli Gazete’de bunları yazmış.

Buraya kadar yazdıklarımız “Birinci Bölüm” idi. İkinci, üçüncü, dördüncü bölümlerimiz yoktur, zira hiçbiri yazılmadı. Dolayısıyla şimdi yazacağımız “Beşinci Bölüm”ün “Birinci Bölüm”le bir ilgisi yoktur. Kurulmasını teklif dahi etmiyoruz.

“Beşinci Bölüm”

İstanbul’un seçim halleri…

Şef’lik yıllarının İstanbul’unda hem valilik hem belediye başkanlığı yapan halef-selef iki kişiyi, Neyzen Tevfik şu dörtlükle hicvetmiştir.

“Deme Istanbul ahalisi neden,

Düştü bin derde, yürekler deldi.

Çünkü vali olarak her gelenin,

Kimi Dağ’dan, kimi Kır’dan geldi!”

Vali artı belediye başkanı kişilerin soyadlarının Üstündağ ve Kırdar’lığı öne çıkarılarak, şehirli olmamaları dolayısıyla İstanbul’a yakışmadıklarının vurgulanması bu hicviyenin ününü artırmıştır. Lakin, üçüncü mısradaki “her gelenin” kelimeleri ayrı yazılmış olsalar da birleştirilerek okunduklarında oluşturduğu mana, Neyzen’imizin anlatmak istediğidir. Bakınız bineğe alıştırılmamış yaban at ya da eşek sürüsü demek olan “Hergele” kelimesi…

İstanbul’umuzun bugününe baktığımızda, Mukaddes şehirin kendini koruma iradesinin olduğuna inananların favorisi Saadet Partisi adayını bu tartışmanın haricinde tutarsak, ki şu ana kadar açıklanmamış olması durumu değiştirmez, 31 Martta yarışacak diğer parti adaylarının Doğu Karadeniz’den geldiklerini görürüz.

39 ilçeli İstanbul’un 20 adayını Rize, Trabzon, Giresun vilayetlilerden seçmiş iktidar partisi. %51’i böyle garantileyecekler zahir.

Yok eğer, CHP’nin Büyükşehir adayının Trabzonlu olmasına karşı bir tedbir olarak düşünülmüşse bu durum, yarışlarını niçin İstanbul’a taşıyorlar, sorusuna da bir cevapları olmalı. Zira İstanbul, ihanet edilerek at oynatılan hipodrom sahalarını camileştiren bir şehirdir.

İstanbul, geçen asrın sonunda göstermişti. “Milli Görüş” gömleğinin kendisine yakıştığını… Bu asrın başında da gösterebilir aynı direncini ve o gömleği istediğini… İnanıyoruz!

Gördünüz işte, “Beşinci Bölüm”ün, “Birinci Bölüm”le alakalandırılamayacağını… Daha ne diyelim.

Taşları bitti, yapıları yarım

AKP damgalı saldır kurt’ları basınımızın, Millî Gazete’mize ve yazarımız Mehmed Şevket Eygi ağabeye yakıştırmaya ve yapıştırmaya çalışıyorlar hayallerinde ürettikleri yahut ellerine verilen iddia yüklü iftiraları.

Medyadaki mücadelemiz konu olduğunda akıllara düşen ilk isim, şüphesiz ki Mehmed Şevket Eygi iken, ne oldu da iktidar kalemcileri saldırmaya başladılar?

Solcularımız, ABD yanına, zillete düşünülüyormuş da onları kurtaracaklarmış, bir gerekçeleri bu imiş.

Bu ülkede 6. Filo’ya selam duruldu, kabulleri ise genlerindeki aşağılık kompleksinin dışa vurumu olmasına rağmen, tıbbın ilgili dalını inkar edercesine tedavilerinin şıracı–bozacı ilişkileriyle olacağını sanmaları da var.

Birisinin yazılarına serpiştirdiği şu ifadelere dikkat edilmelidir:

“Bir zamanlar herkesin ‘Gülenci’ olması gibi...”

“FETÖ herkesi kullanmadı mı?”

Herkes, herkes derlerse, eksikliklerine, hatalarına, suçlarına çok ortak bulacaklarını sanmalarının tek sebebi vardır. Kendileri gibi olmayan hiç kimseyi sevmemeleri... Onlarla aynı zamanı aynı şehirlerde yaşasalar da, onlarda olan ferasetin, basiretin kendilerinde olmadığını ancak şimdi farketmelerinden dolayı bir yerlerinin biraz acıması...

Bu ülkede herkes Gülenci olmamıştır. FETÖ herkesi kullanamamıştır. Aksini iddia etmeleri ise utanma duygularının yeterince gelişmemiş olduğunun bir değişik itirafıdır.

“Ne istediniz de vermedik” diyenleri alkışladıkları yıllardan çok önce, rahmetli Necmettin Erbakan Hoca’mızın FETÖ ile mücadelesini bilmiyor yahut unutmuş olamazlar. Lakin maksatları unutturmaktır. Ki kendileri dahi rahat dolaşabilsinler insanların arasında.

Yukarıya aldığımız ve herkesi töhmet altına sokmaya çalışan ifadelerin sahibi A.Dilipak, Millî Gazete sitesinde de duyurulan yazısının bir paragrafında bakınız ne diyor?

“Sizden olan”lara oy verin. Sadece sizin gibi inanan, düşünen, kavminizden olan değil, size gerçek anlamda hizmet edebilmesi için, akil  baliğ; ehliyet ve liyakat sahibi, alimlere danışan, halkla konuşan (istişare ve şûra yapan) dürüst, yetkili, cesur; dahası yetkisini sizden alan ve size hesap veren kişilere oy verin.” (03 Ocak 2018 – Yeni Akit)

Şimdi sormazlar mı bu ifadelerin sahibi sayın yazara: Bu seçim öncesinde böyle ikazlara neden ihtiyaç hissetin? Önceki seçimlerde, şimdi dağıttığınız bu akıllara itibar edilmemiş miydi?

İşleri çok zor iktidar katiplerinin. Kime saldıracaklarını ve kime yaranacaklarını dahi tespit etmiş değiller hâlâ. FETÖ kandırması bu kadar mı bozarmış onları?

“Missuri zırhlısı”na karşı çıkamamış ve “Kadeş vapuru” rezaletlerinin hesabını verememiş solcularımızdan şöyle yazdığında alkış alacağını sanması bir A.Dilipak’ın, bu günlerin acılarına katılabilir.

“Emperyalizme ve sömürüye” karşı solcuların tertiplediği mitinge, “Müslüman Türkiye” sloganıyla saldırmışlardı. Oysa gerçek Müslümanlık, o solcularla birlikte, “Bağımsız Türkiye”, “Hoşt Amerika”, “Amerika, Amerikalı it evine git” sloganları atmaktı.”

Eksikliklerine ve kendi kandırılmış olmaklıklarına geçmişten ortak arayan A.Dilipak’a, iftiracılara verilmesi gereken cevapları gazetemizdeki sütununda yazan Mehmed Şevket Eygi ağabeyin yazılarından aldığımız bir paragrafı okutalım.

“Kanlı Pazar hadisesini sen planladın, tertipledin dediler. O tarihte hac için Arabistan’daydım. Cep telefonu yoktu.  Türkiye ile telefonla görüşebilmek için bir gün önceden Roma aktarmalı irtibat kurulabiliyordu.  Olup bitenlerden hiç mi hiç haberim yoktu. Bu iftirayı da mahkemeye taşıdım, yalancılar mahkum oldu, karar kesinleşti.” 

Ülkemizin aynası spor sayfalarındadır

Millî Gazete’nin internet sitesinde o suretli haber duyurusunu görünce, tek başına planlama teşkilatı gibi düşünen ve adım adım uygulamaya koyan, ünlü Türk futbol insanının, sözleşmesini bir daha ve henüz yenilediği futbol kulübünün her şeyinden tek sorumlu olmak arzusunu, nihayet kabul ettirdiği kanaatime ermiştim.

“Sokağa atacak paramız yok!”

Muhasebe servisinden başlamasına da yönetim duygularını tatmine, doğrusu şaşırmıştım.

Maliyenin çalışma alanını çok iyi biliyor olmalıydı ki, başkalarının sokaklara para atmasından haberli olduğunu ve korumasındaki kulübünün parasına da sahip çıktığını ilan ediyordu bu cümlesi ile.

“Sokağa atacak paramız yok!”

Yönetim koltuğunda oturan hangi insan itiraz edebilir buna. Koruyuculuğuna hayranlıklarını tazeleyerek oturup kalırlar nihayetinde.

Ne demek istiyor? Şimdiye kadar sokağa para attık da, artık kalmadığını mı söylüyor? Gibi sorgulamalar kolay kolay girmeyeceğinden bir yöneticinin kapsama alanına... Yoksa sorarlar adama, alışveriş parasının haricinde kalan paraları konuşmuş mu idiniz imzalar attırırken...

Aslında bu kısım bizim sorunumuz değil.

Biz, futbol insanı sayın Güneş’in, bu açıklamayı ilgilendirdiği futbolcu kişiye karşı aldığı pozisyonu, tartışmak istiyorduk önce.

İnternet sitelerinde ve gazetelerde bir aydır, yüzeylerinin yarısını adı Burak Yılmaz olan futbolcunun ne yapacağı, kiminle görüştüğü, hangi kulübe gideceği haberleri doldurduğundan, konu kimsenin yabancısı değil. Beşiktaş yönetiminin, bu tür haber taarruzlarına karşı, görüşmediklerini ve o futbolcu insana ihtiyaç duymadıklarını birkaç kez efkârı umumiyeye, yani kamuoyuna, yani futbolla ilgilenen herkese duyurmalarına, ilan etmelerine tanık olan tüm insanlar, bu suretli haber minyetini gördüklerinde ne düşünürler?

Normal şartlar altında bizim düşündüklerimizi.

Bir takımın futboldan sorumlu insanı, kendisine yöneltilen bir transfer sorusuna, “Sokağa atacak paramız yok” cevabını verdiğinde, soruda adı geçen futbolcu insanının hiçbir parasal değerinin olmadığını söylemiş olmaz mı? Türkçe izahı o açıklamanın, tüm Türk dili otoritelerince kabulü böyledir.

Fakat,

Haberin ayrıntılarını görmek isteyenler iki kere şaşırıp kalmışlar. Birincisi anladıklarının hepsinin yanlışlığına, ikincisi de öğretmen olduğu da bilinen ilgili futbol insanının edebiyat sanatı yapma kaabiliyetini hâlâ muhafaza ettiğine...

“Tariz” sanatı yapmış futbol insanı sayın Güneş. Söylediği, anlaşılanın zıddı imiş. Yani adı Burak Yılmaz olan futbolcu insanı varken, başka birine sahip olmak için transfer yapılırsa, paralar sokağa atılmış olurmuş.

“Bir sözün görünürdeki anlamının tam tersi amaçlanarak kullanılmasıyla gerçekleştirilen mecazlı anlatıma Tariz denir” edebiyat bilgisini biz de biliyorduk ve Kadıköy’deki o ünlü maçtan sonra onun için şöyle yazmıştık: “Sayın Güneş dikiş tutturmuştur!”

Doğrulandığımızın ispatının peşinde değildik ama, gün geldi “Çarşı”, “Çarşıbaşı” oldu. İçinde futbol kelimesi geçse de maksadımız bir spor yazısı yazmak değildir. Medya gücünü kullananların bu ülkede neleri yaptıracak kadar güçlü olduklarını anlatmak istiyorduk. Şimdi bahsedeceğimiz Fenerbahçe konusunda olduğu gibi...

Bir önceki yönetimin, bir zamanlar bir şekilde sorumluluk ve para verdikleri bir futbol insanıyla, bir daha birlikte olmayacaklarını ilan etmesine rağmen...

Şampiyon yapmaya gelen yeni yönetimin de adı geçen o futbol insanıyla çalışma niyetlerinin ve hayallerinin olmadığını defalarca açıklamalarına rağmen... Denize düşürülen örnekli ve şerefli Türk hakemlerinin gayretleriyle düşme hattına itilen Fenerbahçe’de ne olmuş olmalı ki, gelemez denilene gelmesi için ricacılar gönderilmiştir.

Bir kaç soruya cevap aramak, akıl sağlığını önemseyenler için bir vazifedir.

Fenerbahçe’nin başkanı sayın Ali Koç, istemiyorum dediği o futbol insanına kendini mecbur eden taraftarlarını gördüğünde umarız anlaması gerekenleri iyi anlamış ve ders çıkarmıştır.

Kendini o kulübe yönetici eyleyen, rakibine birkaç misli fark attıran o taraftarlara bakış açısını değiştirme mecburiyeti gibi...

Bir sorumuz da kurtarıcı rolü yüklendirilerek sözleşme imzalatılan ve fakat kendini kurtarma gücü ve kaabiliyeti dahi yeterli olmayan o futbol insanı ile ilgili olacaktır.

Bir insan, istenmediği ilan edilen bir yere, üstelik daha önce tatsız söylemlerle kapı önüne konulduğu bir yerde çalışmaya nasıl bu kadar arzulu olabilir?

Son sorumuz ise, hepimizi yani ülkemizi ilgilendirecek şekilde düştü aklımıza.

Yukarıda, sadece iki örneğini verdiğimiz olaylardaki organizatörler kim? Onlardaki güç, nelerle ve hangi itiraz edilemeyecek belgelerle destekli olmalı ki, medyayı istedikleri her şeyi gerçekleştirmek için kullanmış olsunlar.

Dahasını da tuttukları futbol takımlarını ve ülkesini çok sevdiklerine inandığımız taraftar insanlarımız düşünmeli diyoruz, yazımızı burada noktalarken...

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Necati Tuncer - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz


Şehir Markaları

1 yıllık yayın süresi ve makul bütçesi ile markanızı şehrinizde parlatın, bu tanıtım fırsatını kaçırmayın!

0 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Seçim ittifaklarını faydalı görüyor musunuz?