Var mı?

27 Aralık, yani 2018 yılının son günlerinde Şişli/Mecidiyeköy’de bir otelde ESAM’ın düzenlediği akşam yemeğine Saadet Partisi Genel Başkanı Sayın Temel Karamollaoğlu da davet edilmişti. O gün dersim geç saate kadar sürdüğü için ve otelin yerini fakültedeki bir hoca tarif ederken yanlış anlamaya meydan verdiğinden toplantıya biraz geç katılmak zorunda kaldım. Söz konusu otelde daha önce birkaç toplantıya katılmışlığım olmasına rağmen, aynı adı taşıyan bir iş yeri karışıklığa neden oldu.

Yönetimini bir süre üstlendiğim İstanbul/ESAM’ın çalışmalarını yaygınlaştırması ve çeşitlendirmesi, İstanbul’un şartları gereği tavsamış bulunan ilişkilerin canlandırılması yerinde olur.

Toplantıya medya dünyasında farklı görüşlerde olan taraflar katılmış olmalıydı. Oturduğum masada Milli Gazete Yayın Yönetmeni Mustafa Kurdaş, Karar gazetesinden yazar Yusuf Ziya Cömert, Yençağ gazetesinden Aslan Bulut (Sağduyu gazetesi döneminde tanışmıştık), adını kaçırdığım Odatv’den bir yazar bulunuyordu.

Rahmetli Erbakan hocanın çalışma yöntemini özümlemiş olan Sayın Temel Karamollaoğlu’nun konuşması, alışılageldik siyasi bir konuşmanın ötesindeydi. Sadece iktidar eleştirisine ağırlık veren siyasi konuşmalardan bütünüyle farklı olarak, günümüz dünyasının karşı karşıya bulunduğu temel insani sorunlar bağlamında Türkiye’nin içine düştüğü durumu tespit etmeye yönelik bir konuşmaydı denebilir. Elbette yeri geldiğinde iktidarın uygulamalarına, bu uygulamaları dayandırdığı görüş ve yaklaşımlara, politikalarına eleştiriler yöneltti. Ama bu eleştirilerde bile hakikate duyulan hassasiyetin göz ardı edilmemesi gereği gözetilmekteydi. Aslında Karamollaoğlu, hatta diğer muhalefetteki siyasi partiler (CHP, İyi Parti gibi) olsun, gerekse “makulü normalde” arayan yazarlarda olsun, Türkiye’deki olaylara yaklaşımda var olana gerçekçi açıdan ele alma çabası söz konusudur, denebilir. Ne var ki, var olan ile gerçekliğinin kavranışı arasında bir dikotomi, çatışkı durumunun bütün olarak ağırlığını ortaya koyduğu üzerinde hemen nerdeyse hiç durulmuyor. Tıp dilinde buna uygun niteleme, sanıyorum, “şizofreni”dir.

“Düşünce ve Özgürlük” (Timaş Yayınları, İstanbul 1992) adlı kitabıma da aldığım bir yazıda, Fransız asıllı İngiliz yazarı Bernard de Mandeville’in “Arılar Ülkesi”ni ele almıştım. Mandeville, XVIII. yüzyılın çatışmalı ve çatışkılı düşünce ortamında bireyciliğin siyasi ve toplumsal yönünü uç noktasına kadar götürür. İnsanı, adeta birey olabilmek uğruna, varlığının kaçınılmaz gereklerinden soyutlanmış bir varlık olarak ele alır. Bağlamda, insanın birey olarak var olması ve gelişmesi önünde bulunan ve aslında engel olan tüm olgu ve değerlerin ortadan kaldırılmasını zorunlu görür. Bu çerçevede, birey olarak insanın varlığını ve gelişmesini, hem insan hem toplum için, özellikle de toplum için olmazsa olmaz sayılan, din, ahlak, hukuk, devlet, adalet vb gibi olgu ve değerler engellemektedir. Sözgelimi din ve değerleri yok sayılırsa, günah-sevap; ahlak ve ilkeleri yok sayılırsa, iyilik-kötülük ya da erdem-erdemsizlik; hukuk ortadan kaldırılırsa, hak-haksızlık ayrımına ve değerlendirmesine de ihtiyaç duyulmaz. Böylece birey, yeteneğini, gücünü, çalışmasını, üretimini, hiçbir engelle karşılaşmadan gerçekleştirir, refah ve mutluluğa ulaşması daha bir imkân dâhilinde olur. Ancak, temel ilke, insanın doğasında, ayrılmaz olarak var olan “bencil” güdüsünün tam ve eksiksiz kavranması ve ona göre davranılmasıdır. Çünkü din, ahlak, hukuk, devlet, adalet vb gibi olgu ve değerler, birey olarak insandaki bu doğal “bencil” güdüyü ya hiç hesaba katmamaktalar ya sınırlamaktalar ya da mahiyetine uymaz bir şekilde yönlendirmektedirler.

Bir çağrışım olarak günümüzde asgari düzeyde dinin, ahlakın, hukukun, devletin, adaletin varlığından, işleyişinden, gözetilmesinden tam olarak söz edilebilir mi?  Bunun bir sorun olduğu düşünülemez mi?

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İsmail Kıllıoğlu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Asgari ücret 2 bin 825 TL oldu! Zamdan memnun musunuz?