Reklamı Kapat

“Nerden kazandın nereye verdin diyecekler”

Hadiste söylüyor, “Dünyayı ehline bırak. Kim dünyayı kendine yetecek miktardan fazla alırsa, helakini almış olur. Bilmeden anlamadan, farkına varmadan aleyhine olan, helakine sebep olan şeyi almış olur.” Böylece para para, mal mal diye oturup kalkan adam bunu bilmeli, ona göre dengeli olmalı. Şimdi bir insanın kendini besleyecek, kendini ayakta tutacak kadar yemesi içmesi, giyinmesi kuşanması, barınması için lazım gelen parayı kazanmak üzerine çalışması farz-ı ayındır. Dilenmek haramdır, zillettir. Keza evlenmişse ailesini çoluk çocuğunu besleyecek kadar para kazanması, çalışması farz-ı ayındır. Annesi babası fakirse, dedesi ninesi muhtaçsa, oğlu, kızı torunları muhtaçlarsa, onlara bakmak zorundadır. Bunun için de çalışıp kazanmak iyidir. Bunun dışındaki akrabalara, kardeşine, amcasına, dayısına yani diğer akrabalarına yardım edeyim diye çalışıp kazanmak menduptur, mesnundur. Peygamber teşvik etmiştir. Sıla-i rahim dinimizde asıldır. Onlara nasılsın iyi misin demek değil. Bu en son yapılacak durumdur. Cebinde para yoksa cebine para koyacaksın. Açık saçıksa onu giydireceksin. Evi barınağı yoksa ev alacaksın. Esas sıla-ı rahim bu. Bunlar teşvik edilmiştir. Senin ihtiyacın yok, anne babanın ihtiyacı yok ama çalışayım ve cami yaptırayım, bir okul yaptırayım ya da suyu olmayan bir köyün su ihtiyacını karşılayayım gibi maksatlarla çalışmak da teşvik edilmiştir. Ama bir numara zengin ben olayım, benden büyük yok, takım tutar gibi bu maksatlarla zengin olmak helakine sebep olacak şeyi almıştır diyor hadiste. Nerden kazandın nereye verdin diyecekler, bunun hesabı acı olacak.

-Kalp bir sıkıntıya, üzüntüye uğradığı zaman gözden yaş akar-

Efendimiz'in ehlibeytinden Rukiye vefat etmişti. Kadınlar toplanmış ve ağlamaya başlamışlardı. Hz. Ömer de kalktı ve kadınlara “susun” dedi. Resulullah Efendimiz de (s.a.s) Hz. Ömer’e hitaben “Ey Ömer bırak onları, ağlasınlar. Çünkü kalp bir sıkıntıya, üzüntüye uğradığı zaman gözden yaş akar” diyerek Hz. Ömer’i sakinleştirmiş. Sonra da, “Siz de kadınlar, şu durumunuzu frenleyin” dedi.

“KATI KALPLERİMİZİ YUMUŞAT YA RAB”

Efendimiz buyurmuş, “Bağırıp çağırmadan, üstünü başını yırtmadan, saçını yolmadan böyle ağlamakta bir güçlük yok. Onlara bir yasak yok. Bırak onları ağlasınlar, olayın etkisinde kalmışlar ama bağırarak çağırarak, saçını başını yolarak olmaz” buyurmuş. Böyle acı ve hüzün verici bir olay vukua geldiğinde kalpte bir eser bırakır, üzüntü bırakır. Bu da insanın gözünden yaş akmasına sebep olur. Evet, bu ağlamak caizdir. Hatta merhametinin olduğunu gösterir. Ağlamayan adam taş kalpli adamdır. Taş kalpli adam Kur'an’da da var, “Katı kalplerimizi yumuşat ya Rab” diye dua ederiz. Merhametli adamın gözünden yaş akar, güzel bir şeydir. Ama bunun da bir ölçüsü olması lazım. Ölünün arkasından ağıt yapmak, onu övücü sözlerle böyle ağlamak yasaktır. Dinde haramdır. Lanet sebebidir. Aynı zamanda ölüye de azap sebebidir. Yani ölünün arkasından uzak yakın olmaya gerek yok, ağlamak merhamet eseridir ama bu kadar, bunun dışında üstünü başını yırtarak, feryat figan ederek ağlamak, bağrına yumruk vurarak yüksek sesle ağlamak haramdır.

“BİR İNSANIN ÖMRÜ BELLİDİR UZAMAZ, EKSİLMEZ”

Ölçüyü kaçırmamaya önem vermek lazım. Yoksa o kişiye azap edersiniz, sevdiğiniz kişinin alameti olur bu durum. Sonuçta bizler kadere inanan insanlarız. Bir insanın ömrü bellidir uzamaz, eksilmez. Evet, sadaka ömrü uzatır, sıla-i rahim ömrü uzatır diye hadisler var. Ama âlimler diyor ki, bu 50 senelik ömür, 51 sene olur anlamına gelmez. Peki, ne anlama gelir? Çok güzel, müreffeh, mutlu bir hayat verir ona Allah. Yani ölsem de gam yemem diye bir hayattır bu durum. Bir insan yüz sene yaşamış bile olsa, ömründe hiç rahat görmemiş, sıkıntı içinde kavrulmuş durmuş, buna hayat demezler. Ama başka birisi 50 sene yaşamış, ölsem de gam yemem, istediğim her şey yerine geldi, mutluyum ve huzurluyum diyor. İşte bahsedilen ömrün uzaması bu durumdur.

 “BİZ SANA KEVSER’İ VERDİK HABİBİM”

Yine Efendimiz'in tabiriyle saç baş yolarak ağlamak, bağırmak caiz değildir. O şekilde ağlamak, şeytanın anırmasıdır. “Şeytanın anırmasından vazgeçin, bunları yapmayın” der. Dediler ki, “Ya Resulullah bu şeytanın anırması ne demek?” Resulullah buyurdu, “Bağırıp çağırarak, kendini döverek, üstünü başını yırtarak ağlamak, şeytanın hoşuna gider. Çünkü bu durum o kişiye azaptır, bu şeytandandır ve sakın yapmayın” diyor. Hâlbuki mümine rahmet lazım ve sen o hareketinle ölüye azap sebebi oluyorsun. Peygamberimiz'in ilk oğlu Kasım’dır. Onun için künyesi de Ebul Kasım’dır. Bunu kimse kullanamaz, haramdır. Ama çocuğunuza Kasım ismini verebilirsiniz. Şimdi Efendimiz'in ilk oğlu Kasım, erkek ama ölmüş, Abdullah Tahir ölmüş. Ondan sonra kız çocukları doğmuş. Müşrikler demişler ki, ne olacak sonu yok. Ebter bu adam. Zürriyet erkekten gelir, biliyorsunuz. Ebter demişler ve onun üzerine “Esas ebter onlardır, biz sana Kevser’i verdik habibim” diye Kevser Sûresi nazil olmuş. Kendisi bu bağırıp çağırmayı yasaklamış ve çocukları ölünce, sonuçta o da insan. İşte erkek çocuğu olmuyor, erkek olsa, erkek çocuğu olur filan diye takılırlarmış. Üzülmüş tabii. Derken İbrahim olmuş. O zaman Peygamberimiz çok sevinmiş. Ona Medine’nin serin semtinden yer ve bakıcı tutmuş. Annesiyle beraber oraya göndermiş, iyi baksınlar diye. Derken bir süre sonra çocuğunun ölüm haberi gelmiş. Koşmuş o semte ve İbrahim’i kucağına aldığı zaman gözünden yaş akmış. Oradakiler, sen bize ağlamayın diye yasakladın ama kendin ağlıyorsun demişler. Resulullah durmuş ve, “Ben size ağlamayın demedim ama bağıra çağıra, ağıt yakarak, dövünerek, saçları başları dövünerek, elbiseni yırtarak ağlamayın. Bu yasak dedim. Kalp mahzun olur, gözden yaş akar. Bu Allah’ın kanunudur. Allah’tan gelen bir şeydir ve iyidir. Vallahi üzüntümü dağlara versem, dağlar toz olur” diye söylemiş.

“KUR'AN ‘KADER DEĞİŞMEZ’ DİYOR, SENDE ‘KADERE İNANDIM’ DİYORSUN”

Biz Müslümanız kadere inanıyoruz. Dağ başında mayına basıp şehit olmasaydı, aynı anda başka bir yerde ölecekti. Bu değişmez. “Kader değişmez” diyor, sende “Kadere inandım” diyorsun. Niye isyan edercesine ağlıyorsun, “Niye öldün, niye öldün?” diyerek tabuta vuruyorsun. Lanet sebebidir, ölen adama azap sebebidir. Siz de ölünce vasiyet edeceksiniz, “Oğlum, kızım, karım ben ölünce feryat figan etmeyin” diyeceksiniz. Aksi halde size azap sebebidir, niye onları terbiye etmedin diye hesap sorarlar. Herkes arkadaşına, dostuna çevresine başta da kendi ailesine tembih edecek. Çok önemli.

“UYARACAKSIN, DİNDE GÖREV”

Televizyoncu cenazesi olanı çekiyor ilgi toplasın diye. Tabii onun da acısı büyük etrafı görmüyor ama hemen yakınındaki onu tutacak, teskin ederek susmasını söyleyecek. Eğer susmazsa alıp onu oradan götürecek. Ben bazen bakıyorum, müftü orada, vaiz orada hiç uyarmıyorlar. Uyaracaksın, dinde görev. Müftü söyleyecek, ağlama hanımefendi, beyefendi diyecek. Demiyor ve öyle cenazede duruyor. Şimdi durum öyle bir hale gelmiş ki, kişi ağlamasa, ölmesini bekliyormuş diyecekler. Çok kötü bir durumdu bu. Biz kadere inanırız. “Haktan gelen şerbeti içtik elhamdülillah” diyor Yunus Emre. Biz buyuz. Evet, gözümüzden yaş akacak ama uslu uslu ağlayacağız. Böyle taşkınlık yapmayacağız. Onun için bu mesele üzerinde durmak lazım. Sizler de bunu en yakınınızdakilere anlatın.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Prof. Dr. Cevat Akşit - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

01

Ebu Zer - Gafletten uyandırdığın için Allah razı olsun hocam sağol.

Yanıtla . 2Beğen . 0Beğenme 24 Aralık 22:31

Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Özel araçlarda sigara yasağı uygulamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?