Selvigül Şahin’in öyküleri: Muhafazakârlar sahnede!

Selvigül Şahin’in ilk öykü kitabının yayınlanışını anımsıyorum. 2001 yılında Gülendam’ın Renkleri ile boy göstermişti yazar. 2018 yılı itibariyle beşinci öykü kitabını neşretti: Allah Her Yüreğe Dokunur. Kitapta ilgimi çeken önemli taraf, yazarın son yirmi sene içerisinde ortaya çıktığını varsayabileceğimiz muhafazakâr hayat biçimlerinin eleştirisini yaptığı bölümler. Doğrusu edebiyat her şeyi içine alır. Her şeyi kendi malzemesi kılar. Seneler önce,  bir Anadolu şehrinde yazarlık okulu çalışmaları yaparken, bir gencin bana sorduğu soru görünüşte ilgi çekiciydi: “Hocam, Suriye şu haldeyken, İslam dünyası kan ağlarken, sizce burada öykü atölyesi yapıyor olmak doğru mu? Bu sizin içinizi sızlatmıyor mu?”   

Edebiyatın genelde suya sabuna dokunmayan, bireyin kendi iç âlemindeki çalkalanmaları aktaran, bir fildişi kule romantizmi gibi algılanması doğrusu kültürel birikimi yetersiz kişi veya kesimlerin bir yanılsamasıdır. Nitekim son okuduğum şiir kitabında Afrin’den bahis açılmaktadır. Türkiye’nin terör sorununu işleyen sayısız öykü bulabiliriz. Ülkemizde gerçekleşen darbelerin edebiyata yansımaları üzerine günlerce konuşabiliriz. O halde, yaralarımıza dokunacak, bizi huzursuz edip belki eyleme de geçirecek bir tarafı da var edebiyatın. Bunu derken elbette angaje bir edebiyat algısını savunamayız. Bu cümlelerden olarak şunu söyleyelim: Selvigül Şahin’in yeni öykü kitabı Allah Her Yüreğe Dokunur (Okur, 2018), ülkemiz için son derece yeni olan durumları öyküye taşıyor.

Öykülerde, dindar ama lüks hayatın kendisine sunduğu imkânlara karşı direnememiş kişiler anlatılıyor. Konforlu bir hayat yaşayan dindarlar, inceden inceye eleştiriliyor. Dindar ve zengin bir ailenin düğünü tasvir edilirken, Mustafa Kutlu’nun da çeşitli metinlerinde gördüğümüz türden, muhafazakâr insanların konformizme kapılıp yollarını şaşırmaları örnekleniyor. Şu satırlar ne demek istediğimizi anlatabilmemizi sağlar: “Büyük kızlarının o görkemli salonlarda yapılan düğünlerini, İstanbul’un en zenginlerinden oluşan eşraftan cemaatin o görkemli düğünleri düşündün neden sonra. …Sayarak sabahlara kadar bitiremediğiniz altınları düşündün.” Aynı ailenin iki kızı kendisine büyük nimetler sunan dünyaya karşı farklı tavırlar sergiler. Birisi kanaati ve mütevazı bir hayatı seçerken, diğeri olabildiğince şatafatlı bir düğünü ve bunun paralelinde konformist bir hayatı seçer. Oysa ikisi de muhafazakâr bir çevrenin/aynı ailenin çocuklarıdır.    Allah Her Yüreğe Dokunur, elbette son dönemlerin dindar insanlarının hayatlarındaki lüksü, şatafatı anlatmıyor sadece. Kitabın çok yinelenen bir izleği de masumiyet arayışı. Temiz, tenha, masum, dindar zamanlara geri dönme isteği. Her insanın belli bir yaşta içine düştüğü bir özlem duygusu bu. Ama bunun yanında, değindiğimiz gibi, konformist bir hayata bulaşmış olmanın bir insana yitirttiklerinin de payı var bu masumiyet özleyişinde. Yani masumiyet özlemi çekilmesinin iki sebebi var: Birincisi yaşlanma, ikincisi ise yabancılaşma… İlki doğal ve kaçınılmaz, ikincisi insanın kendi hatalarının bir sonucu. Ayrıca kitaptaki öykülerde, bir ayağı kırsalda olan, bir ayağı kentte bocalayan ikilik içinde yaşayan tipler anlatılır. Kasabayı özlemek, kentten bunalmak, kente kendini kabul ettirememek gibi izlekleri sıkça görürüz. Bir bakıma çokça işlenmiş bir izlek diyebilirsiniz buna ama yazar buradan çok yeni bir konu çıkartır: Mimarlık bölümünü kazanmış, kapalı bir genç kızın içine düştüğü bunalımı anlatan “Ölmeye Yatmak” öyküsünde, büyük bir heyecanla kente okumaya gelen dindar genç kız, mimarlık bölümünde kendine tuhaf tuhaf bakan insanlarla karşılaşır. Bu yabancılayan bakışlar genç kızı ürkütür. Üzer. Bunalıma düşürür. Özgüvenini yitirmesine sebep olur. Müslümanların kamusal alan içerisinde kendilerini rahatça ifade edebilmelerine getirilen resmi engeller ortadan kalktı; kalktı ama, mesture bir kızın mimarlık fakültesinde “gözlerin tacizi”ne uğramadan okuyamamasını nasıl yorumlayacağız? Şahin, bu defa, eleştirisini seküler kesimlere yöneltiyor. İyi de ediyor. Toplumun çok yeni, çok taze sorunlarını, acılarını, sıkıntılarını edebiyatın gündemine taşıyor.  Edebiyat üzerinden konuşamayacağımız bir konu yok. Edebiyat, toplumun yaralarına merhem olamasa da, acılarına tanıklık eder. Konformizme bulanmış dindarlardan, kendisi gibi olmayanlara öteki gözüyle bakan sekülerlere kadar herkesi ayıbıyla, hatasıyla karşılaştırır. Bitirirken şunları da söyleyelim: Öykülerinde çoğunlukla ikinci tekil anlatıcıdan yararlanan Şahin, duygusal yükü çok fazla, bu sebeple de okuyucuyu sarıp sarmalayan metinler üretmesini biliyor. Acısını okuruna iletmeyi başarıyor. Belki kahramanlarına karşı biraz daha acımasız, biraz daha haşin olmalı; zira iyi kalpliliği ve dindarlığı, Şahin’i, kahramanlarının çatışmalarını ileri bir noktaya götürmekten alıkoyuyor. Vesselam!

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Abdullah Harmancı - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz


Şehir Markaları

1 yıllık yayın süresi ve makul bütçesi ile markanızı şehrinizde parlatın, bu tanıtım fırsatını kaçırmayın!

0 (212) 697 10 00
Bilgi için tıklayın

Anket 2019 yılı için belirlenen asgari ücret hakkında ne düşünüyorsunuz?