Reklamı Kapat

Oku!

“Seni yaratan Rabbinin adıyla oku...” ilk İlahi fermanıyla Cenab-ı Hak, bu işin ne kadar mühim olduğunu vurguluyor. Cahiliye Arap  toplumunda, neredeyse her türlü cahiliye âdeti mevcuttur; şirkten,  kız çocuklarını diri diri toprağa gömmeye, kölelikten içki-kumara kadar, adam öldürmek-kan davalarından, kadının değersizliğine, zina ve fuhşa, faize, kumara... varıncaya kadar her türlü kötülüğün, ahlaksızlığın hakim olduğu bir dönemde yüce Rabbimiz “OKU” diyor. Yüce Allah (cc), bizlere, bütün insanlığa ve özelde de o günkü Arap  toplumuna, bütün hataların, gaflet ve isyanın büyük küçük bütün suçların esas nedeninin bilgisizlik ve cehalet olduğu mesajını vermektedir. Cahil insan düşünmez ve cesurdur. Bilgisiz kişi, geçmişi, geleceği düşünecek ve iyi tahlil edecek kabiliyette değildir. Suç işleme konusunda çok cesurca davranır. İleriyi geriyi idrak edemez. Onun için evvela bu cehaletin giderilmesi mecburiyeti vardır. Efendimiz (sav) bir hadisinde “Bütün hataların başı cehalettir” buyurmaktadır. Bu kural değişmez. Zamana ve çağa göre farklılık arz etmez. Onun için İslam’ın doğduğu o günler için de tek kurtuluş reçetesi ilim olmuştur, bugün de yegane kurtuluşumuz ilimdedir, bilgi ve irfandadır. Bu durum yarın da böyle olacaktır. İlim denildi mi, ilk akla gelen “ma’rifetullah” olmalı. Allah’ı (cc) tanımak, uluhiyyetini ve rububiyetini bilmek, kendimizi de Rabbimizi de iyi tanımak ve öğrenmek esas olmalıdır. Kendisini tanıyan Rabbini de tanır. Rabbini hakkıyla tanıyan kişiler, ilimde rusuh etmiş, gerçek ilim sahibi âlimlerdir. Yüce Mevla Kur’an-ı Mübin’de: “Hakkıyla Allahtan korkanlar ancak âlimlerdir.” buyurmaktadır. Allah’tan korkmak, O’nun sevgisini, şefkat ve merhametini kaybetme korkusu olarak tefsir etmek gerekir. “O yar olsun gerisi ağyar olsun” anlayışı. Ya da başka bir ifadeyle: “Allah bes baki heves” inancıdır. Bilgi ve irfan sahibi olan kişiler akıllı kimselerdir, aklıselim sahibi insanlardır. Akıllı kişiyi ise Resulullah Efendimiz (sav)  şöyle tarif eder: “Nefsini terbiye eden ve ölüm sonrası için hazırlık yapan kimsedir.” Rabbini tanıyıp O’nun emrinden çıkmamak, ancak bilgili ve akıllı insanların işidir. Cenab-ı Hak celle ve âlâ: “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu” fermanını buyururken, ilim sahibi insanların akıllılığını, tefekkür, tezekkür sahibi olduklarını, görev ve sorumluluklarının idrakinde olduklarını beyan etmektedir. İlim-amel-ihlas formülünün, bir kurtuluş reçetesi olduğunu bilirler o âlim ve bilgin insanlar. Kişi nasıl âlim ve mütefekkir olur? İnsan nasıl ma’rifetullaha ulaşır? Cehaletten ve cahiliye adetlerinden, gafletten, dünya sevgisinden, “vehn”den... nasıl kurtulur beşeriyet? İslam dini bu kadar ilme, okuyup araştırmaya, tefekkür ve teakkül etmeye önem vermesine rağmen, İslam ümmeti bugün, neden bu kadar çaresiz, yolunu şaşırmış, mazlum ve garib!?. Niye bir İbni Haldun, bir Gazzali, bir Razi yetişmiyor, yetiştirilmiyor? Hatta bir Fuat Köprülü, bir Akif bir Necip Fazıl bile yetişmiyor? Yeni Selimiye’leri, Süleymaniye’leri kim yapacak?!. Endülüs’teki milyonluk kütüphaneleri, rasathaneleri kim kuracak?!. Kaybetmek üzere olduğumuz medeniyetimize, dinimize, kültürümüze... kim sahip çıkacak?! OKU dendikçe, biz sanki inadına okumamaya başladık. Bilgi ve hikmet hani müminin kaybolmuş malıydı?! “İki günü eşit olan zarardadır” demiyor muydu dinimiz!? “Bir saat tefekkür bir yıl nafile ibadetten daha hayırlı.” değil miydi yoksa!?

Değerli kardeşlerim, bu soruları uzatmak mümkün. Ancak şu kadarını söyleyeyim ki, Müslümanlar İslam’dan, Kur’an’dan, Sünnet-i Resulullah’tan uzaklaşmışlar ve maalesef Yahudileşme temayülüne girmişlerdir. Dünyevileştik, dünya muhabbeti bizi hedefimizden alıkoydu. Sahiden neydi bizim hedefimiz, yaratılış gayemiz?! Rabbimizin bize ilk talimatını ne kadar da çabuk unuttuk.

Cenab-ı Hakk (cc), “ikra’” diye ilk emrini verirken neyi amaçlıyordu?! Henüz Kur’an-ı Kerim inmemişken neyi okuyacaktık Resulullah’ın şahsında?! Yoksa kainatı ve dolayısıyla kendi varlığımızı mı okumalıydık evvela!? Biz son ve Kamil din olan İslam’a bağlandıkça, emir ve yasaklarına, talimatlarına ashab-ı kiram gibi uyan, diğer yıldızlarımız gibi uydukça, ilimde de, fende de, takvada da... mesafe aldık, hem dünyada hem ukbada güçlendik, Rabbimizin inayetine mazhar olduk. Koca imparatorlukları kısa zamanda fethettik, az bir kuvvetle sayıca çok daha büyük orduları yerle bir ettik, insanlığın gönlüne nüfuz ettik ve büyük devletler kurduk, büyük âlimler, bilginler yetiştirdik, büyük eserler meydana getirdik.

İslam’ın ruhunu kaybedip Kur’an ve sünneti ne zaman terk ettiysek, ilim ve Hikmet’ten, düşünme ve tefekkürden de o zaman uzaklaştık. Ona paralel olarak her alanda geriledik, güçsüz olduk, izzetimizi ve şerefimizi kaybettik, birbirimizle uğraşmaya başladık ve şer odaklarının oyuncağı haline geldik maalesef. Biz Allah’ı unuttuk, O da bizi unuttu, biz O’nu zikredersek, O da bizi zikreder, biz O’na sığınırsak, O da bize rahmetini, yardımını yollar. Bizi güçlü ve şerefli kılan şey İslam’dır, İslam’ın izzetidir. Biz ancak İslam’la izzet buluruz. Kaybettiğimiz değerler; ilimdir, irfandır, infaktır, tevazudur, tefekkürdür, gerçek teabbüttür, ittifaktır, ittihattır... Vücudumuza çeşit çeşit mikroplar girmiş, bizi benliğimizden, özümüzden, dinimizden, tarihimizden uzaklaştırmıştır. Dünya sevgisi, mal, mülk, makam sevgisi bizleri ölümden korkar hale getirmiştir. Kalbimize “vehn” girmiş, şehadet şuuru, cihad ruhu, bilgi ve hikmet, ilim ve irfan... anlayışından uzaklaştık, uzaklaştırıldık. Düşünme melekemizi yitirdik, okuyup üzerinde düşünme ameliyemizi kaybettik. Batı ise Hıristiyanlıktan uzaklaştıkça ilim ve fenne sarıldı, rönesans ve reform hareketlerini gerçekleştirdi. Orta çağ Avrupa’sında, Engizisyon  mahkemeleri aracılığıyla pek çok düşünür ve bilim adamına ağır cezalar vererek okuma, araştırma ve düşünmenin önüne geçtiler. Ancak İslam dünyasındaki bilimsel çalışmalar, yazılan bilimsel eserler, uyanmalarına büyük katkı sağladı. Onlar, Kepler’leri, Newton’ları, Galile’leri ve Arşimet’leri yetiştirmeye başladılar. Bizler de İbni Rüşt’leri, İbni Haldun’ları, Ebubekir Zekeriya Razi’leri, Biruni’leri, Harezmi’leri, Uluğ Bey ve Ali Kuşçu’ları, İmam Gazzali ve İmam Rabbani’lerini... kaybetmeye başladık. Maalesef bir daha da onları yetiştiremedik.

Tarihi doğru okumalı, doğru tarihi öğrenmeli, fiziği kimyayı, matematiği, astronomiyi, tıbbı, bilgisayarı ve yazılımı, uzay bilimini, bilim tarihini, coğrafyayı, yer altı ve yer üstü bilimlerinin tamamını ve bütün dini ilimleri: (Tefsir, hadis, fıkıh, kelam, akaid, siyer, dinler tarihi, mezhepler tarihi, din psikolojisi, din sosyolojisi, davet fıkhını...) çok iyi öğrenmek zorundayız, eğer kendimize gelmek ve güçlenmek istiyorsak. “İlim ve hikmet müminin kaybolmuş malıdır, onu nerede bulursa alır”, “Çin’de bile olsa ilim öğreniniz”, “Beşikten mezara kadar ilim tahsil ediniz”, “âlimin mürekkebi şehidin kanından üstündür”... ve en önemlisi Rabbimiz’in OKU talimatına uyma ve kaybettiğimiz değerleri telafi etme zamanı çoktan gelip geçmiştir. O halde yeniden iman edelim diyorum. İmanımızı, inancımızı tazeleyelim, kendi kendimizi hesaba çekerek her şeyimizi güncelleyelim, herkesten daha çok okuyalım, beyin göçünün önüne geçelim, eğitimimizi, eğitim sistemimizi gözden geçirelim, çok iyi bilgili ve heyecanlı muallimler yetiştirelim. Dinini  seven, geçmişini inkâr etmeyen, birlik ve kardeşlik isteyen salih nesiller yetiştirelim. Zamanı israf etmeyen, ahireti için azık toplayan, dünya için, insanlık için hayırlı, yararlı işler yapan, projeler üreten ... dava delisi insanlar olmalıyız. Son söz olarak İslam’a, Allah’ın (cc) OKU emrine uy ki, dünyada da ahirette de güçlü olasın, mutlu olasın. İslam’ın tefekkür - teakkül emrine uy ki mazlumları mağdurları kurtarabilesin. İslam’a tam teslim ol ki Allah’ın rızasını elde edebilesin. Selam ve dua ile...

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Abdurrahman Sevgili - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


İstanbul Markaları

Milli Gazete, İstanbul ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

0 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Özel araçlarda sigara yasağı uygulamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?