Dil Çöktü

Yaşadığımız günlerde iyileşme tabiri neyin karşılığı olabilir pek kestiremesem de şiirin iyileştirici bir tarafı olduğunu kendi şahsımda inkâr edemem. Kendi şahsım iyileşmenin bir tür öze dönüş olduğuna inanıyor. Beni bölük pörçük olmaktan kurtarıp kendi bütünlüğüme kavuşturmakta pay sahibi olduğu için iyileştirici olan her şeye minnet borcum olduğunu elbette söylemekten çekinmem. Şiirle aramdaki ilişki tam da böyle bir şey. Konfor hasta eder, sadelik ve yalınlık iyileştirir. Gürültü hasta eder, sükûnet ve dinginlik iyileştirir. Teknoloji de öyle, bol para, aşırı iyi talih de. Sevinci dengeleyen hüzün, hüznü dengeleyen inşirahtır. Ne yese kendine yarayanlardan değilim. Ne olsa kendini iyi hisseden insanlardan korkar ve ürkerim. Büyük konuşan kalın kitaplar okuyanlardan kaçıp sükutun kıyısında dolaşıp ince ipince şiir kitaplarını yukarıdan aşağıya doğru sanki içine düşecekmiş gibi okuyanlara çay ısmarlamak gelir içimden. İyi miyim bilmiyorum; ama ara sıra iyileştiğim söylenebilir. Her şeyin üzerine bir yudum su içmek gibidir şiir okumak. Bundan iyisi suyu üç yudumda içmektir. Her ne kadar kendi nefsimde ben onunla tanışmasam da iyiden daha iyisi var biliyorum. Masama neyi yerleştirmişsem o benim tanışımdır bir nevi. Yani tanış masam. Buna elimi uzattığımda yakalayabileceğim aşina yeryüzüm de diyebilirim. İstesem bir bilgisayar masasının üzerinde at koşturabilir, savaş başlatabilirim. Böyle zamanlar iyileşme anlarımdır.

Sizin iyi olduğunuzu biliyorum da iyileştiniz mi o konuda bir bilgiye sahip değilim. İyi olmanız eskiye dayalı bir alışkanlık mı yoksa uzunca bir hastalık sonrası geçirdiğiniz nekahet dönemiyle birlikte gelen bir şey mi? Lafı uzattığımın farkındayım; iyileştim çünkü. Oysa ben iyileşmemiş olsaydım, size tepeden bakardım, hayal ormanlarınızı yakardım. Başkasının aynasında kendimi dev görür kendimi bir şey zannederdim. Şey işte canım, bir şey. Bana Cebrail’in kanadı değdi. Bir saba rüzgârı taradı saçlarımı. Unutmak denilen göz boyayıcı elimdeki çantayı alıp kaçtı. Oranlar ve olanlar silindi zihnimden. Bu yüzden rakamları, sayıları ve tarihleri hatırlamıyorum. Harfler, kelimeler ve cümlelerle örülü bir duvarın arkasına sinmiş kalmışım. Bestemi yitirdiğim için şarkı söyleyemiyor, söyleme hevesimi yazmaya tahvil ediyorum.

Dün mutluydum, iyileştim. Gamsızdım, kalabalıktım, başarıdan başarıya koşardım, bugün iyileştim. Bunu bugün diye önüme çıkan zamana dair bir fırsata borçluyum. Dün alacaklıydım çünkü, hastaydım; bugün borçlu olduğumu haber verdiler, onlarca, yüzlerce kişiye borcum varmış; iyileştim! Dua ettim ebabil kuşlarını çağırdım Siyonist İsrail çatısına. İnsafı ve vicdanı olmayanın göğü olamazdı, göğü yoktu çünkü. Tenekeden çatısı olurdu, oraya çağırdım. Tam da dilin çöktüğü yere. Şair Osman Özbahçe çıkageldi bir Ebabil’le. Yanında bir sürü kuş vardı. Çöken dilin üzerine çöktüler. Şöyle diyordu şair: “dil çöktü/ kötü günler bekliyor bizi/ acımasız günler/ kahinlerin ritmi/ kafiyeli nesir sesletmesi kolay şiir/ ayrıca güvercin kumru cinsi kuşların ötüşü/ dönüşlü fiil kullan belki bana dönersin.”

Durdum durdum, durduğum yer tam da durmak istediğim bir yerdi: “yüzün ne güzeldi/ ben bakmadan önce” Şairin bakmadığı yerden baktım insanın ve hayatın yüzüne; bir kez daha iyileştim. Haritalara baktım, bakmamam gerektiğini bildiğim halde baktım. Hiç iyi hissetmedim kendimi, dil düştü, kendime yorgun düştüm. Oysa biraz daha sabretseydim şair doğrusunu söyleyecekti: “haritalara bakacak olursak dünya fihrist/dil fihrist”

İyileşmeden önce halimi kime anlatsam, ben de aynıyım, aynısı bende de var demişti. İyileştim ve iyileştikten sonra anladım iyiye doğru giden yolun nereden başladığını. Aldım şu dizeleri kendini en iyiler kategorisine kendi elleriyle yerleştiren eşe dosta bergüzar niyetiyle sundum:

“hüküm ortadan kalkıncaya kadar

kimi çağıracağım mutluluk getirecek sofraya

sen hastasın

çağ hasta

ticaretin

hüküm sürdüğü dünya

evrak çantamda

yaş pasta”

Daha birçok dize vardı insanı hasta olmasını beklemeden iyileştiren Osman Özbahçe’nin kitabında. Her evin önünde durur gibi durdum, her kapıyı tıklar gibi tıkladım: Ölümden Başka Hayatın Anlamı, Mecaz Tesbih İstiare, Beni Yok Ettiler, Muhacirim Vatanım Yukarıya Bitişik, Molozya Cumhuriyeti ve Dil Çöktü.

Şair dili yaşayandır, ötekiler bir kenardan izleyeni. Kime inanalım, kenardan izleyene mi yoksa dilin yatağında dille beraber akana mı?

Sözü doğru bir direğe bağlayabilmek için galiba burada açık uçlu ve açık yürekli şair sözüne ihtiyaç var: “Sonu siyasete, toplumsala çıkan yollar bombalandı. Zafer kazanılacak nokta kalmadı. Her yeri fethettiler. Ey sular, musluk suları anlıyor musun? Bütün kavunları, karpuzları Türk usulü dilim dilim kestiler. Afganistan’dan Akdeniz’e Türk yayı çektiler. Molozya Cumhuriyeti. Türk düşmanlığını prestije dönüştüren adamlar. Anlıyor musun musluk suları. Türk şiirinin turistleri. İslamiyet dininin turistleri. Anlıyor musun Hepsi.”

(Dil Çöktü-Osman Özbahçe-Ebabil Yayınları)

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Hüseyin Akın - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Erdoğan tarafından 'yüzde 5' ek zamla duyurulan 10 bin TL'lik emekli maaşı sizce yeterli mi?
Tüm anketler