Asrın Mazereti

     Bir ülkenin bilinçlice fakirleştirilmesi, her alanda yoksunlaştırılması, insanların öncelikle kendini düşünür hale getirilmesi büyük diye söylenen Ortadoğu Projesi’nin getirisi olsa gerektir. Hiçbir şeye güç yetiremeyeceğini fark eden halk, çaresizliği kanıksayıp ya mesnetsiz hamasete göz yumar ya da gözünün önünde cereyan eden vahşeti görmezden gelir. Bir yandan içine itildiği yoklukla savaşırken diğer taraftan çoktan yapılmış iş birliği anlaşmaları, kaynakların ve ürünlerin sorunsuzca transferi, BOP denen şeyin götürüleri görünmez olur. Söz konusu proje zaten görünür değildir; eş başkanlarından biri alkışlanırken diğerinin kim olduğu bile bilinmez.

     Fakrı zaruret içinde harap ve bitap düşürülmüş halka, belirlenmiş tarihler verilip komplekslerinden kurtulacağına dair umut aşılanır. Üzerine çokça güneş doğup her günü başarıyla geçiştiren halk, nihayet o sözü edilen tarihe ulaşır: 2023. Sonuç olarak her zamankinden daha fazla sıkıntı, oluk oluk akıtılan kan, daha şiddetli açlık, yokluk, yoksunluktan başka şey görmez. Üstelik vaat edileni sorgulayan ne bir mazlum, ne karşıda muhatap vardır. Vaatte bulunanlar yerli yerindedir de onları sorgulayacak mecal, kudret, feraset bulunmaz. Hem daha da kötüleşen şartlar, eskiyi unutturacak kadar güçlü bir mazeret değil midir? Öyle ya insana; ‘ deprem olmuş sen hala kendi açlığını mı dert ediyorsun, Afrika’da insanlar açlıktan ölüyor sen hala kendi yoksunluğundan mı söz ediyorsun,  Filistin’de insanlar bombalanıp yakınlarını kaybediyorken sen kendi özgürlüğünü mü düşünüyorsun’ ve benzeri gerekçelerle çıkışılınca dile getirilecek bir mesele kalmaz. Mütemadiyen katlanan, biriken, taşan kahırlarla, bir ömür böylece geçiştirilir.

     Siyonizm ya da onun besleyip büyütüp asker eylediği ırkçı emperyalizm dünya halklarına, güneşin batıdan doğması kadar zıddından işleyen bir hayat algısı bahşeder. Sürekli katleder ama ölendir, bombalar ama masumdur, zulmeder ama mazlumdur, yeryüzünden kazımak emelindedir ama soykırıma uğrar, paraya hükmeder ama fakirdir, destek görür ama yalnızdır, lanetlenir ama övünür, teröristtir ama devlettir… Tüm dünyada ülkelerin en tepesine yerleştirdiği işbirlikçileri de bu zıtlıktan sonuna kadar istifade eder. Zulmedip mazlumu oynamak, haksızlık edip haklı çıkmak, soyup soğana çevirip soğan bulamayanla alay etmek fena halde sıradandır. Her soruna karşı gerekçelendirme, mazeret üretme usulü de Siyonizm’den öğrenilir, başarılı şekilde uygulanır.

     Günün en mühim ve yok oluncaya değin gündemden düşürülmemesi gereken sorunu elbette Siyonizm’dir. Onu protesto etmek için alanları dolduran Fransız vatandaşlarının her hafta sonu yılmadan ‘Katil Makron’ diye bağırması, onların gazını almayı başaramayan Makron’un beceriksizliğidir! İcabında kongre binası basıp ısrarla, inatla, inançla Biden suçlayan vatandaşların eylemleri, Amerikan yönetiminin başarısızlığıdır! Türkiye’de aynı eylemlerin olmaması, benzer şeylerin dile getirilemeyişi; halkın suspus vaziyette birtakım malları alamayıp böylece İsrail’i boykot ettiğini sanması ise iktidarın başarısıdır, uyanıklığıdır. Nitekim biraz ses yükseltip birtakım diplomatlar çekilmek zorunda bırakılınca, idareciler tarafından duruma el konulup pek kalabalık bir miting düzenlenir, bağırılır, çağırılır; hemen her zaman hassasiyetinden vurulan yurdum insanının gazı alınır. Artık meydanlarda birikip işbirlikçi mercileri ifşa etmek gereksizdir! İlle de suçlu, sorumlu, sorunlu bulunacaksa tüm zamanların fırsatçısı marketler, boykot edilen mal sattığı gerekçesiyle topa tutulabilir! Yerli ve milli sermayeyle franchising almış, marka kiralamış, distribütörlük edinmiş kahve dükkanları, hamburgerciler, meşrubatçılar itina ile taşlanır! İşbirlikçiye, ticaret anlaşmalarını yapanlara, gemicik sahiplerine bir şey olmaz.

     Ekonomisi iç edilmiş, ahlakı talan, adaleti yalan edilmiş, adeta salavatla ayakta duran bir ülkenin idarecileri için bölgeyi ilgilendiren savaş ya da kaos ortamı bulunmaz nimettir! Öyle kan dökülmesi, çoluk çocuğun öldürülmesi, mahlukatın savunmasızlığı falan umurlarında olmaz. Tıpkı darbe girişimi, kalkışma hikayeleri gibi böyle meseleler üstüne de kahramanlık hikayeleri yazılır. Hem de ‘kilometrelerce ötelerden gelip burada güç devşirmek isteyen ülkeler’ kınanıp ‘kilit ülke’ olma vurgusu, bu üçkağıt diplomasisinin ilk adımıdır. İsrail denen şey, imkanları azalınca, saldırganlıktan bıkınca, yorulunca durur; buradaki işbirlikçiler böylece savaş durdurmuş olur! Bunu da bizzat Siyonist yetkililerin ağzından işiten millet, pek başarılı devletine iman tazelemekte, pek keyifli liderlerine bakıp mest olmakta mazurdur! Arap ülkeleri lanetli, Fars ülkeleri melanetli, Kafkas ülkeleri metanetlidir! Bundan kelli ırmağın akışına can vermekten daha doğal, heybelerin nakışına ölmekten daha ‘mantıklı’ ne olabilir?!

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İshak Koç - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.

02

Allahın Kulu - Allah razı olsun. Kılıçtan keskin kaleminize sağlık.

Yanıtla . 2Beğen . 0Beğenme 14 Kasım 10:13
01

Aksa Tufani - Elinize sağlik elinizdeki kaleme dökülen yaziyi düşünen aklinizlada Rabbim ferasetinizi daim eylesin Amiin

Yanıtla . 3Beğen . 0Beğenme 14 Kasım 05:35


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Erdoğan tarafından 'yüzde 5' ek zamla duyurulan 10 bin TL'lik emekli maaşı sizce yeterli mi?
Tüm anketler