Eğitmek ve ikna etmek veya çürütmek ve gölge düşürmek

İnsanlara bir şeyler kazandırmanın birçok yolu biliniyor olsa da bu türden tüm faaliyetlerin dayandığı iki temel esas vardır: Hakikati göstermek veya hakikat bilinen şeye ikna etmek.  Eğitim denildiğinde akla ilk gelen aslında hakikati göstermektir. Fakat ikna da bazen olumlu olarak kullanılabilmektedir. Örneğin; çocuklarda ikna yöntemi kullanılabilir. Veya bir şeyi kavrama melekesi gelişmemiş olan kimselerde de yine ikna, uygun ve pratik bir yöntem olmaktadır.

***

Yanlış ile doğru veya batıl ile hak arasında bir mücadelenin kıyamete kadar devam edeceği doğrudur. Şu halde ne hak, batılı; ne de batıl hakkı, kıyamete kadar ortadan kaldırabilecektir.

Biri diğerini ortadan kaldıramayacağına göre bu ikisi arasında bir denge ve adalet olması gerekir. Aksi halde mücadele uzun sürmez ve biri diğerini ortadan kaldırır.

Yanlışın gücü; hızlı ve kolay kabul edilmesi yani nefse hoş gelmesidir. Bu yüzden yanlışın kalabalıklar tarafından kabulü daha kolaydır.

Doğru ise fıtrata uygundur ve güçlüdür. Bu yüzden akli selim, doğruya teslim olmak zorundadır. Fakat aklı perdeleyen; cahillik, çevre, nefis gibi birçok sebepten dolayı genelde doğruyu kabul etmek zordur. Bu yüzden doğru, hızlı da yayılmaz ve kalabalık kitleler tarafından genelde kabul görmez.

***

Doğrunun yanlışa üstün gelmesinin tek yolu mücadele ve taarruzdur. Savunma ve tembellik durumunda ise yanlış galip gelecektir. Zira yanlışın iki müdavimi ve destekçisi vardır: Nefis ve şeytan. Bir de şeytanın avenesi.

Tıpkı tarla veya bahçeye bakılmadığında zararlı otların bitmesi gibi. Tarlada veya bahçede faydalı ürünler yetiştirmek için önce mücadele etmek yani zararlı şeyleri ortadan kaldırmak; sonra ise taarruz etmek yani faydalı ürünler ekmek/dikmek gerekir.

İyilikler de böyledir. İyilik, emek ister.

Kötülük ise kendi başına, bir emeğe ihtiyaç duymaksızın yayılır.

***

Olumlu iknadan yukarıda bahsetmiştik. Burada ise olumsuz iknadan biraz söz etmek istiyoruz. Olumlu ikna; hakikatin tam olarak bilinemediği veya muhataptaki bir zafiyetten dolayı hakikatin verilemediği yerlerde kullanışlıdır.

Olumsuz iknaya ise yönlendirme veya kullanma diyebiliriz. Şöyle ki: Doğrunun iki tür karşıtı vardır: Yanlış ve bir de doğruya benzeyen/benzetilen yanlış.

İşte olumsuz anlamda ikna tam burada devreye girer. Birileri; yanlışı ya doğru gibi gösterir ya da doğruya benzeyen bir yanlışı doğru olarak sunar. Sonra da bir şekilde muhatabı buna iknaya uğraşır.

***

İkna; ya baskı ya da vaat ile veya ya ceza ya da ödülle olabilir.

Baskı, ilk ve en bilinen ikna metodudur ama zor bir yöntemdir. Zira muhatap, baskıyı daha kolay kavrar ve direnir.

Ödül ise baskıya göre daha sinsidir ve muhatap buna daha az direnebilir.

İknanın en etkili metodu ise sinsice hareket etmek veya şuursuzlaştırmaktır. Yani kötü niyetli kimse, ikna edecek birini bulamazsa veya baskı ile istediği sonucu elde edemezse; sinsilik veya şuursuzlaştırmaya başvurur.

Sinsilik; yanlışı doğru olarak göstermektir ve en çok cahil ve bilinçsiz insanlar üzerinde işe yarar. Böylece kişi, doğru yaptığını zanneder ama aslında kötü niyetli kimselere hizmet eder. Fakat bu uzun ve profesyonel bir süreçtir.

Şuursuzlaştırma ise psikolojik veya maddi olabilir. Yani ilaç veya başka psikolojik yöntemlerle veya bir takım bilimsel/zihinsel tekniklerle.

Fakat şuursuz insan, hata eder. Bu yüzden bu yöntem kısa vadede kullanışlıdır. En etkili yöntem ise gizliliktir. Bu zor bir süreçtir, uzun sürede sonuç verir. Ama bu yöntemle kullanılan kişiler, hata etmezler.

***

Aynı şey karşı durmak için de geçerlidir. Yani karşı durmanın da iki temel dayanağı vardır: Çürütmek yani yanlış olduğunu ortaya koymak veya olumsuz tartışma yani hakikatine gölge düşürmek.

***

Burada konu ile dolaylı alakalı da olsa bir meseleye değinmek istiyoruz: Amel ve laf ilişkisi.

Lafı çok olanın işi azdır. Zira “söyleyen yapmaz”. Amelle uğraşan kişinin ise lafa ayıracak vakti olmadığı gibi ameli önceleyen kimse gösteriş de yapmaz. Yani “yapan da söylemez”.

Ayrıca yapmayan suçlu olduğunu bildiği için bunu gizlemek veya hedef saptırmak için çok konuşur.

Bir de hata eden veya edecek olan kimse; zemin hazırlamak için çok söz eder. Yani olayı ilk gören veya en iyi bilen; aslında yapan kimsedir.

***

Peki, hakla batılı ya da hakla sureti haktan olan şeyi nasıl ayıracağız?

İman, istikamet, ilim ve tecrübe ile. Tecrübe ve ilim, zaten olayları anlamada yardımcı olur. İman, ilahi yardım için gereklidir.

İstikamet ise olayları ölçmede bir araçtır. Örneğin olduğunuz yerden gidecek olduğunuz yere doğru harita üzerinde düz bir çizgi çizerseniz; ilerledikçe doğru yoldan ne kadar ayrıldığınız veya ne yöne gitmeniz gerektiğini bulabilirsiniz.

Zira istikamet sahibi kimse; nereden nereye, niçin ve nasıl gideceğini bilir. Şartlara göre adres, yol veya yöntem değiştirmez. Gideceği adresi değiştirse de nereye gideceğini bildiği için yine de kendini toplama imkânı vardır.

Ölçüsü olmayan kimsenin doğru ve yanlış algısı ise şartlara ve olaylara göre değişecektir.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Turgut Akyüz - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz


Anket Soğan fiyatlarının yükselmesindeki sebep sizce nedir?