Orta Batı’da Bir Yolcu

Her hafta bu saatte ayaklarım her şeyden bağımsız hareket ediyor gibi. Belki de bu uzaklığın tesellisi olarak kapıdan içeri girdiğinde alıp-verdiğin ilk selam ile o haftanın bütün yükünü atarken yeni hafta içinde enerji toplandığından benim için biraz daha kıymetli. Belki de ben ekstra anlam yüklüyorum bilmiyorum. Girişte, üzerinde turuncu renkli poları ile ayrıksı duruyordu, gerçi poların üzerinde arması da vardı. Belki bir şirket logosudur diye çok da dikkat etmedim. Selamlaşıp hızlıca her zamanki yerime gittim, ilk kez gördüğüm birisiydi. Bir şey söyleyecekti belki benim aceleci tavrım olmasaydı. Öyle hissettim. Sünneti kılmış hutbeyi beklerken yavaş yavaş gelip minbere (kürsüye) geçti. Herkes gibi ben de Endonezyalı veya Malezyalıdır diye içimden geçirdim. Yine yardım toplamak için başka eyaletlerden gelenlerdendi. O tarz gelmelerde hutbe ve Cuma misafire bırakılıyor. Tabi önce kendini tanıttı. Adı Thill, beklediğiniz gibi “Endonezyalı ve Malezyalı değilim” dedi. Vietnamlıyım dedi. Ve hutbenin ilk bölümüne geçti. Hikâyesini anlattı kısaca… Burada uzun uzun anlatmayacağım sadece hikâyede birkaç altı çizilecek husus var onlara değinmeye çalışacağım.

İlki temsilin, halin sözden ne kadar etkili olduğuna dair olan bölüm, yani Müslüman birisi ile ilk teması ve aradan geçen onlarca yıla rağmen bıraktığı ize dikkat çekmek istiyorum. Öğrenci olarak UT Austin’e geldiğinde Mısır’lı bir öğrenci ile tanışıyor. Bu tanışmada sadece o şahsın duruşu, tavrı, çalışkanlığı, dürüstlüğü ve insani bir takım meziyetleri etkili oluyor. Güçlü ve güzel bir temsil ve sonra Pakistanlı bir arkadaş daha bu güçlü temsili pekiştiriyor ve bu sefer camiye ve onların evlerine de gidip geliyor. İstediği zaman gidebileceği bir açık kapıya sahip olduğunu anlatıyor. Bu zaman zarfında bu iki Müslüman sadece güzellikleri ile gönle bir tohum düşürmüş oluyorlar. Aradan geçen zaman iş hayatı derken, okuma araştırma ve hayatın anlamını sorgulama devresi ortaya çıkıyor. İkinci önemli nokta ise bütün inançlara ait kitapları okuduktan sonra bir akşam geç vakit peki bu Allah nerede diye aramaya çıkıyor. Kiliseye gittiğinde şuan da kapalı olduklarını, yarın gelmesini söylüyorlar. Diğerleri de üç aşağı beş yukarı bu minvalde şeyler söylüyorlar. Son olarak camiye gidiyor, oradaki Müslüman kişi istediği zaman gelebileceğini, aslında Allah’ı görmek için buraya gelmesine gerek olmadığını istediği her yerde her an görüşebileceğini söylüyor. Bu da ikinci kırılma noktası, Thill’in yolculuğunda bir eşik oluyor.

Burada tanıştığı Müslümanlardan aldığı kitaplar ve diğer okumaları falan bir altı ay sürüyor. Altı ay sonra şahadet getiriyor ve Müslümanlığı seçiyor. Burada seçme fiilini kasıtlı olarak kullanıyorum çünkü seçim yapmak, aramak ve bulmak ile içine doğmak arasında müthiş bir fark ortaya çıkıyor. Belki bunu lafzı olarak telaffuz etmekle bizatihi görerek, yaşamak ve fark etmek arasında çok büyük mesafeler var. Herkesin bu hikâye ile biraz mahcup, biraz içine dönüp baktığı yüzlerden ve sonrasındaki konuşmalardan anlaşılıyor. Kâh hüzünlendirdiği kâh tebessüm ettirdiği ve kendi hikâyesinden yola çıkarak ve yaşadığı yerlerdeki Müslümanların mazeretlerin arkasında birçok şeyi terk ettiğini gördüğü o hayatının sonraki bölümünde kardeşleri ile olan imtihanına atıfta bulunarak, ‘Buranın şartları böyle, şurada şöyle diyerek dava’dan vazgeçmeyin dedi. Biraz da latife yollu, “Dininizin kıymetini bilin” dedi.

Yaşamın özünü kavrayabilmek değil mi bu dünya hayatı? Önüne çıkan her şeyi feda ederek hep daha iyisinin arayışında olmak değil mi? Bir yol ağzına gelmiş olmak tamamlanmış olmak mıdır? O zaman ömür dediğin şeyin, sınavın bir garantisi mi var? Oldun bitti mi ya çürürsen? İşte arayış hep istikamet üstünde tutuyor. Onun için herkesin sahip olmak için bir birini alt etmeye giriştiği bir yarıştan çok kendini daha iyi kılmak, kendinden başlayarak etrafına iyilik, güzellik ve hakkaniyet taşımak uğraşı bütün mesele bu. Thill kendini Somali vb. ülkelerdeki açlık, sefalet ve hastalıklarla mücadele etmeye vakfetmiş. Olduğu yerde değil, ümmet şuuru ile adım adım bütün gureba’ya karınca misali ulaşmaya çalışıyor.  Bütün bunların ötesinde mazeretin karnı geniştir. Hazıra konan için kıymet bilme duygusu zayıftır. Bedel ödeyerek ulaşılan şeyin değeri, kadr-ü kıymeti her şeyin üstündedir. Kısacası o kapı hep açık, yeter ki vazgeçme ve şartlara teslim olma! Hoşça bakın zatınıza…

TAŞ GEMi

“Ey ilk bahar rüzgarı,

Bahçede bülbüllerden telaşlı bir feryat çıktı

Senin gönül aldatan yüzün gülle

Kıyaslanmaz” (Sadi Şirazi)

Not: Bu hafta;

  • Hüseyin Ulusoy, Ender Doğan’dan “Kurban Olayım Ben Sana”yı,
  • Orhan Taşkır, İsmail Altunsaray’dan, “Bizim ele bahar geldi”yi,
  • Nuri Tüfekçi, 5 QUARTET’tan, “Gülümse”yi dinleyelim der. Güzel bir liste oldu. Tabi bir de Cengiz Özkan’dan - Germir Bağları- var. Ne güzel Türkülerimiz var. Ne güzel Türküler yakılmış, her tınıda bir dünya var. Peki, senin tının nerde diye sorduruyor?

Dağarcık

“Bir dolabın arkasına düşen cep saati, kendi halinde tik tak ederek çalışmaya devam ediyordu. Bunu gören fare, “Seni salak!” diyerek onunla alay etmeye başladı. “Neden kimse seni görmeyeceğine rağmen çalışmayı sürdürüyorsun?” Cep saati, “Çünkü birileri bana baktığında faydalı olabilmem için, kimse beni görmediğinde de çalışmayı sürdürmem gerek.” diyerek cevapladı. “Sadece hırsızlar kimse bakmadığında çalışır, ama sadece birileri baktığında çalışan kimseler de aslında birer hırsızdır.” Utanç içinde kalan fare, ağır ağır oradan uzaklaştı.” (Yumeno Kyûsaku’dan, tadımlık. Not: Ümid Gurbanov çevirisi ile)

Bir Lahza

“Gürültüden kaçmak çok zor, Frank… Günün bu saatinde sessiz olurlar sanırsın. Gerçekten tek istediğin bu, birazcık sessizlik ve huzur.” (Mad To Be Normal’den/2017)

Tekke

“Aptallığın kullanmayı bilmediği kayda değer tek bir düşünce yoktur; aptallık her yönden aktiftir ve hakikatin bütün elbiselerini kuşanabilir.” (Robert Musil’den tadımlık)

Bize Kadar

1- Ahmed b. Hanbel, “İnsanların ahmak sınıfı, kendilerinin methedilmesinden hoşlananlarıdır” der.

2- Kitabın nasıl olması gerektiğini ne güzel tarif etmiş Cioran: “Bir kitap, eski yaraları deşmelidir, hatta yenilerini açmalıdır. Bir kitap, “tehlike” olmalıdır.”

3- “Delilik, akıl sağlığı bozuk bir dünyaya ayak uydurabilmek için yapılmış akılcı bir hamledir” der, Ronald David Laing.

4- Muammer Bilgiç ve Veysel İlhan’ın hazırlayıp sundukları “Susmadan Önce” isimli programı takip edebilirsiniz. Farklı görmek, farklı bakmak ve farklı düşünmeye davet ediyor. İyilik güzellik daha n’olsun!

5- Dilersen bu hafta “Life of a King” filmini izleyebilirsin. 2014 yapımı film, gerçek hikâyeden alınmış. Yeniden başlamak için ilham verebilir.  Sinemasal olmasa da duygusal olarak sıcak bir yapım.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mehmet Biten - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz

01

Gülrin - duyarlı ve iyi ahlaklı müslümanlar hem kendi yaşadıkları toplumu iyileştiriyorlar hem de diğer inanç sahiplerine de elbette islama açılan bir kapı oluyorlar.

Yanıtla . 0Beğen 04 Aralık 08:15

Anket Soğan fiyatlarının yükselmesindeki sebep sizce nedir?