Gariplik

Akşam çöktüğünde gelir. Gitmek istersin gidemezsin. Nereye gitmek istersin! Bir katı sınır var. Bir görünmez duvar belki de… Varıp varıp oraya çarparsın. Gerçeğe inanmak istemezsin. Çok katıdır gerçek. İnsanoğlunun dayanamayacağı kadar katı. O katı gerçek gelip gelip çarpar yüzüne gözüne. Neredeyim dersin. Ne yapıyorum! Neden böyle dersin. Aşılmaz bir boşluk var sanki… Hani adımını atsan ikinci adımı hiç görememe ihtimali. Buradasın işte niye buradaysan. Burası neresi peki! Gelmek istediğin yer mi! O başucunda duran görkem ne! Kafanı kaldırsan çarpacak olan zaman mı! Sanki eğik bir tavan gibi üzerine eğilmiş öylece duruyor karşında. Karşında etrafını sarmış gidecek yer bırakmamış olan boşluk… Bir alabildiğine abluka altındasın. Ama nedir bu?

Gün biterken geliyor en çok da… Akşam inerken geliyor. Biten günün içte bıraktığı acışma mı! Bak kuşlar gökyüzünde nasıl da kavisler çiziyor. Sanki bir haber var bilinmeyen bir yerden. O bilinmeyen mi önüne bütün engelleri koyan. Ayağa kalksan yer sarsılıyor yürüsen gök üzerine devriliyor. Her şey yarım kalmış bir mavi mi! Her şey bir gün elbet dönerim mi! Nereye dönüyorsun? Hadi cevapla bu soruyu nereye dönüyorsun! Dönmek üzere gidilir zaten gidilen yere! Ama şu zamana kadar da dönen yok işte. Bütün mesele bu işte de saklı. Çünkü bu işte adeta demirden duvar gibi önüne dikilen zamanın katı yükseltileridir. Oradaydın. Çocuktun. Gençtin. Şimdi?

Eskiler gurbet demişler; insanın olmak istediği yerde olamayışına. Gurbet, zaman denen katı duvar. Fakat insanoğlu o duvarın öte yanında yaşadıklarını biliyor. Bir kere geçti bu tarafa. Geri dönmek, evet geri dönmek! Ne mümkün geri dönmek! Dönünce gerçekten dönmüş olunur mu acaba? İnsan hangi zamana geri dönebilir. Gerçeğe bakın, ne kadar sert değil mi! Oysa teknoloji o kadar da ilerlemişken bir adım geriye dönmenin mümkünü olmayışı insanoğlunun eylediklerinin ne kadar da aciz olduğunu göstermiyor mu!

Akşam çöktüğünde çöker üzerine boşluğun katı duvarları. Yalın bir şekilde gurbettesin işte! Kimin kimsen yok. Yalnız başına bir bardak su içerken izlersin gurbeti şafak vakti. Ne gelen var ne giden senden geri senden ileri. İleride uzaklarda şafağın kırmızı çizgileri uzanıyor. Sana benziyor sanki. Elini uzatsan tutacak kadar gerçek. Fakat hayal kuruyor işte insanoğlu çıkmazın ilk durağında. Ama nasıl da hayal!

Neredesin şu an, neden buradasın! Şimdi burada değil de arkadaşlarınla koşturup oynadığın sokaklarda olsaydın. Gezdiğin gençliğinde. Şu şehrin şu sokağında. Yağmur altında yokuş aşağı yokuş yukarı. Gençliğinde oturduğun parkta oturup çay içseydin mesela. Doğup büyüdüğün şehirde niye değilsin. Kaldırım taşlarını saydığın caddelerde. Sabahlara kadar gezdiğin o güzel yerde. İnsana güzel geliyor işte gitmek istediği geçmişi. Geçmiş günlerin geçmemiş yanları var yanında, budur gurbette olmak zaman katılığında. Özlersin sadece özlemek kalır etrafında. Elbet bir gün döneceğim dersin o elbet bir gün bir türlü gelmez.

Gariplik, akşam hüznü sinmiş bütün saatlere. Bütün günler gelip geçiyor gözünün önünden. Dostların yok yanında, o eski günlerin masasında kalmış günler geçti gitti son hızla. Şurada nasıl da güzeldi gökyüzü şurada nasıl da durmuş kalmıştı zaman… Şurada sabahlara kadar koyu sohbetler şurada sabahlara kadar çay sigara. Ve elbette dünya! Şurada öylece duran dünya. Döndükçe her şeyi döndükçe herkesi savuran oraya buraya. Dünya, gariplere gurbet gariplere rüya! Dünya gariplere feleğin dokuz kere çemberi gariplere “bir oyun yeri”.

Hepimiz gurbetteyiz elbet bir gün döndürüleceğiz!

 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Cafer Keklikçi - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz


Anket Soğan fiyatlarının yükselmesindeki sebep sizce nedir?