Aile

Aile, evlilikle oluşan kutsal bir topluluktur. Allah’ın emri ve başta Peygamber Efendimiz (sav) olmak üzere hemen hemen bütün peygamberlerin sünnetidir. Hz. Yahya ve Hz. İsa (AS ) hariç bütün peygamberlerin evlendiğini biliyoruz. Aile, bir erkekle bir kadının şahitler huzurunda hayatlarını birleştirmeleridir. Evlilik bir akittir, karşılıklı İCAP VE KABUL’dür. Eşler ve çocuklardan meydana gelen  aile, toplumun temelidir. Çekirdek aile ve geniş aileler olmak üzere iki çeşit aileden bahsedilebilir. Aile, dünyanın cennetidir, huzurudur, mutluluğudur. Evlilik rızkı bollaştırır, bereketini  artırır. Aile sekinettir, meveddettir, destek ve yardımlaşmadır.

Eşler arasında hak, hukuk ve görevler vardır. Ailenin sağlamlığı toplumun sağlamlığı ve selametidir, ailenin çürüklüğü toplumun çürüklüğü demektir. Aile ahlaksızlığı ve zinayı azaltır. Evlilik ile neslin devamı gerçekleşir. Evlilik ve nikâhtan esas amaç dini görevi yapmak ve neslin devamını sağlamaktır

Evliliğin hükmü; Hanefi fıkhına göre şöyledir: 1) Zina işlemek kuvvetle muhtemel ise evlenmek FARZ’dır. 2) Zina yapma ihtimali varsa evlilik VACİP’tir. 3) Zina yapma ihtimali yoksa KUVVETLE SÜNNET’tir. “Sünnet-i Müekkede”dir. Evlilik ve nikâh bir İBADET’tir.

Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (sav) Efendimiz: “Dört şey için evlenilir: 1) Malı ve serveti için, 2) Güzelliği için, 3) Soyu sopu için, 4) Dindarlığı için. Sen dindar olanını tercih et, elin dert görmez.” buyurmuştur. Pişman olmazsın eğer dindar, ahlaklı birisiyle evlenirsen. Dindar birisiyle evlenmen ailenize huzur, mutluluk, bereket, nezaket, saygı sevgi getirir.

Kadının ve erkeğin karşılıklı olarak birbiri üzerinde hakları vardır. Kadının kocası üzerindeki haklarından başlıcaları şunlardır:

1) Kocanın eşinden habersiz, izinsiz namahrem bir erkeği eve getirmemesi. Getirse bile karma bir şekilde, kadın erkek aynı odada oturtmaması.

2) Kocanın, dini eğitim ve ilmihal bilgisi konularında eşine yardımcı olması.

3) Evin nafakasını helalinden temin etmesi ve evine haram sokmaması.

4) Eşine nazik davranması, eziyet etmemesi ve zulüm yapmaması.

5) Eve girince eşine selam vermesi, hal hatırını sorması, güler yüzlü olması, sevgisini saygısını hissettirmesi ve sevdiğini sözlü olarak ifade etmesi.

6) Çocuklarının eğitimi konusunda eşine yardımcı olması.

7) Eşinin yanlışlarını sabırla, hoşgörüyle karşılayıp nasihat etmesi.

8) Giyimi konusunda rehberlik etmesi, içerde ve dolardaki giyimi konusunda eğitmesi, rehberlik yapması ve bu konudaki ihtiyaçlarını gidermesi.

9) Farz ibadetlerin dışında, nafile ibadetler için eşinden izin istemesi. İkinci hac, umre, nafile oruçlar, teheccüt namazı, sakal uzatma… gibi. Efendimiz (sav), teheccüt namazına kalkarken Hz. Aişe validemizden izin istemiştir.

10) Yaptığı hizmetten dolayı teşekkür etmesi.

11) Cinsel ilişki konusundaki taleplerini reddetmemesi. Reddetmek günah, kabul etmek ise ibadettir.

12) Rasulullah’ın (sav) son üç tavsiyesinden biri: “Kadınlarınız hakkında Allah’tan korkun. Onlar Allah’ın (cc) size emanetidir.” “Sizin en hayırlınız, hanımına karşı en iyi olanınızdır.” buyurmuştur.

(Diğer iki tavsiyesi ise: NAMAZ VE MAHİYETİNİZ ALTINDAKİ İNSANLARA KARŞI MERHAMET’tir.)

Kocanın karısı üzerindeki hakları ise şunlardır:

1) Kocasından izin almadan evinden ayrılmamak.

2) İzinsiz kimseye bir şey vermemek.

3) İzinsiz nafile ibadet yapmamak.

4) İffetini ve namusunu muhafaza etmek.

5) Kocası yatağına davet ederse reddetmemek.

6) İhtiyaç fazlası eşya istememek.

Fuzuli harcama yapmamak, israf etmemek.

7) Kocasına karşı güler yüzlü olmak, işine giderken uğurlamak, dönerken hoş geldin diyerek karşılamak.

8) HELAL RIZIK temini konusunda kocasına yardımcı olmak. Harama zorlamamak. (Bazı saliha kadınlar şöyle demişlerdir: “Biz fakirliğe tahammül ederiz, Cehennem’e tahammül edemeyiz, dayanamayız.”)

9) Ev işlerini ve yemek gibi şeyleri yapmak.

10) Çocuklarının eğitimiyle ilgilenmek.

11) Kocası namaz konusunda gevşekse yardımcı olmak, destek vermek, özellikle sabah namazına kaldırmada yardımcı olmak. Eşler birbirlerine TAKVA’da yardımcı olmakla mükelleftirler. Kocanın yanlış alışkanlıkları varsa usulüne göre destek olmak, kendi haline bırakmamak.

12) Bilgi, görgü ve hoşgörüsünü sürekli artıracak, okuyacak, kendisini geliştirecektir. “İlim öğrenmek hem erkeğe hem kadına farzdır ” hadisi çok meşhurdur. Kadın bilgili olacak ki çocuğunu iyi yetiştirebilsin.

13) Baba ve çocuklar arasında bir problem varsa kendisi BARIŞ ELÇİSİ, İYİLİK ELÇİSİ olacak. Ailenin huzuru ve mutluluğu için ne gerekiyorsa yapacak.

14) Allah-u Teala (cc), erkeğe yönetme, kadına da İTAAT görevini  vermiştir.

 Nisa 34’te yüce Rabbimiz şöyle buyurmaktadır: “Erkekler kadınlar üzerinde hakimdirler, yöneticidirler. Allah’ın bazısını bazısına farklı (daha güçlü) kıldığından ve mallarını infak ettiklerinden dolayı. Saliha kadınlar (eşlerine) itaat ederler.” Evin reisi erkektir. Çünkü Cenab-ı Hak onu fiziki olarak daha güçlü yaratmış  ve ekonomik gücü, evin iaşesini onun sorumluluğuna vermiştir. Daha üstün olduğu için değil. Üstünlük ne dişçilikte ne de erkekliktedir. Üstünlük Allah katında sadece TAKVA’dadır. Eşlerden herhangi birisi daha MÜTTAKİ olabilir. Evin yönetimi bununla ilintili değildir, tamamen FITRAT ve HİKMET’le alakalıdır.

Ailenin ayakta kalması için; SEVGİ, SAYGI, İYİ İLETİŞİM, HOŞGÖRÜ VE SABIR şarttır. Ailenin huzuru ve devamı elzemdir. İslam’da BOŞANMA hoş karşılanmamıştır, ailenin dağılması arşı titretir. En sevilmeyen HELAL, TALAK’tır, BOŞANMA’dır. Bizde aile kutsaldır, kutsal bir müessesedir. Aile ne  kadar sağlam olursa, millet ve toplum da o kadar sağlam olur. Bu yüzden, çok değer verdiğimiz aile  müessesemize saldırılar gittikçe çoğalmakta, bu kutsal yuvamızla uğraşanlar maalesef hızla çoğalmaktadır.

Eskiden boşanmalar yok denilecek kadar azdı ve çok ayıp karşılanırdı. Anne ve babalar büyük oranda etkindirler. Evlendirdikleri  kızlarına, İTAAT ve uyumu tavsiye ederek bu çok önemli müesseseyi korumuşlar, dağılmasına ve huzurlarının kaçmasına müsaade etmemişlerdir.

Günümüzde ise evlilikler maalesef çok zorlaştırılmış, boşanmalar ise sıradan ve olağan hale gelmiş ya da getirilmiştir. Ve bu konuda ebeveynlerin payı çok büyüktür. Her şeye madde nazarıyla bakılmakta, kolayca aileler dağılmaktadır. Üzülerek söyleyebilirim ki düşman, bu kalemizi de yıkmak üzeredir. Günümüzde boşanmaların artışında başka nedenler de vardır. Bu işin temel nedenleri:

 

DÜNYEVİLEŞMEK VE CEHALETTİR

Üzülerek belirtmeliyim ki, günümüzde evlilikler çürümeye başlamış, şiddet ve geçimsizlik artmış, sabır, tahammül ve hoşgörü azalmış, dünyevileşme zirve yapmıştır. Ev, araba, altın, mobilya… gibi dünya metaı insanlarımızın aklını başından almış, huzur, mutluluk, ebedi saadet ve dünya saadeti önemsenmez hale gelmiştir. Cehaletin, bilgisizliğin ve özellikle kaynanaların, medyanın ve yeni çıkan bazı yasaların (6286 gibi)… Bu olumsuzluklarda payı çok büyüktür. 2012’de çıkan bu yasadan sonra boşanmaların dört kat arttığı söylenmektedir. Dünya malı konusunda tatminsizlik, doyumsuzluk, açgözlülük ve hırs inanılmaz düzeyde artmıştır.

Evlilik yaşının bizde 18 olması da bir problemdir. Şu anda 4 bin civarında genç koca , 18 yaş altı evlilik yaptıkları için tecavüz suçlamasıyla cezaevlerinde tutuklu ya da hükümlüdürler. En azından bunların bir kısmı, dini nikâh ile evlenmiştir. Çoluk çocuk sahibi olanlar vardır. Bu yasadan dolayı, bu gençlerin ailesi dağılmış, çocukları babasız, sevgisiz büyümektedirler. Halbuki ABD’de evlilik yaşı 14’tür. Erken evlenen gençlerin evlilik masrafını devlet karşılamakta ve her ay bu genç ailelere 460 dolar para verilmektedir. ABD gibi Kolombiyada, Ekvatorda, El Salvadorda, Paraguayda’da evlilik yaşı 14 tür. Ürdün, Litvanya, Estonya ve Bahamalar’da evlilik yaşı 15 tir. Avustralya, Avusturya, Macaristan, Brezilya, Almanya, İrlanda, Meksika ve Kıbrısta evlilik yaşı 16 dır. Evliliklere 18 yaş sınırı getiren ülkeler genellikle İslam ülkeleridir: Türkiye, Mısır, Gine, Afrika Ülkeleri, Güney Kore, Güney Sudan, Lübnan, Nijerya, Birleşik Arap Emirlikleri, Nepal, Malezya, Eritre… gibi ülkelerdir. 18 YAŞ ALTI EVLİLİKLERDE DÜNYANIN HİÇBİR YERİNDE CEZA YOKTUR VE HİÇBİR ÇİFT YA DA ERKEK CEZAYA  ÇARPITILMAMAKTADIR. Bizde ise tecavüz suçlamasıyla pek çok evli genç cezaevlerinde yatmaktadırlar. (3.830 kişi). Bu yasaların bir an önce değiştirilmesi ve dramın bitirilmesi mecburiyeti vardır.

Batı’da aileler çökmüş, aile müessesesi neredeyse tarihe karışmış, çocuk ve genç sayısı hızla azalmış ve yakın gelecekte vâris olabilecek kimse kalmamış olacaktır. Yapılan bir tesbite göre şu anda Hollanda’da 280 bin şirket, vârissizlik yüzünden kapanma noktasına gelmiştir. Bütün teşviklere rağmen doğum oranı hızla azalmakta ve Batı ülkelerinin nüfusu hızla düşmektedir. Batı’da durum bu iken ve önüne geçilemez bir hal almış iken, bizde ise her şeye rağmen nüfus artmaktadır. Dünyada açlıktan, savaştan ölen çocukların büyük bir bölümü, hatta tamamına yakını maalesef Müslüman olmasına rağmen, çeşitli sebeplerle aileler dağılmasına rağmen, doğum kontrolü gibi oyun ve tezgâhlara rağmen eski hızında olmazsa bile  doğumlar olmakta ve nüfus yine de artmaktadır. Müslüman nüfusun artması ve buna paralel olarak bütün teşviklere rağmen Batı’da nüfusun azalması onları çıldırtmaktadır. ABD’de, Batı ülkelerinde başta olmak üzere ahlaki yozlaşma da zirve yapmıştır. Şeklen aile diyebileceğimiz kurumlar köhnemiş, iffet ve şereften yoksun hale gelmişlerdir. Örneğin ABD’de: EŞ DEĞİŞTİRME KULÜPLERİ kurulmuş ve 1 milyon aile bu kulüplere üye olmuştur. ABD’de boşanma oranı % 63’tür. Almanya’nın birçok hastanesinde yeni doğan bebekler için yerler yapılmış, “bebeklerinizi buraya bırakabilirsiniz devlet olarak biz bakarız”, “meşru olup olmaması fark etmez” şeklinde ilanlar asılmış  ve ne şekilde olursa olsun ister meşru olsun ister gayri meşru her bebek için 3.000 avro teşvikler olmasına rağmen Batı’da nüfus artmamakta, tam tersine azalmaktadır. Bu örnekleri çoğaltmak mümkün. Neticede Batı’da aileler çökmüş, doğum neredeyse durma noktasına gelmiş, çocuk yerine köpek besiciliği ve seçiciliği hakim olmuştur. Bu nedenle diyoruz ki, Batı böyle devam ettiği takdirde, yakın zamanda çökmeye, yok olmaya, egemenliğini kaybetmeye mahkûmdur. Onlar bunun farkındalar ve bu yüzden mümkün olduğu kadar bizdeki nüfus artışının önüne geçmek için her türlü entrikayı çevirmektedirler. (Doğum kontrolü ve kürtaj… gibi). Bununla beraber  Müslüman nüfusu da kendilerine benzetmek, Batı kültürü ile yetişmelerini (dolaylı-dolaysız olarak) sağlamak en büyük arzularıdır. Maalesef bu konularda büyük oranda muvaffak olmuşlardır.

Sonuç olarak diyorum ki, onlara benzemek bizim felaketimizdir. Batı ahlak ve kültürü AİLE yapımızı sallamıştır, edep ve hayamız zedelenmiş, rızık korkusu bizi sarmış, çocuk yapmama, kürtaj, doğum kontrolü… gibi şeyler toplumumuzda yayılmaya başlamış, boşanmalar büyük bir hızla artmış, mevcut aile bireyleri arasında eski bağlılıklar kalmamış, çocukların, gençlerin ahlak ve kültürü büyük oranda Batı’ya benzemiş veya benzetilmiş… durumda. Bu gaflet uykusundan kurtulup kendimize gelmek, özümüze dönmek, tehlikeyi görmek ve uyanmak zorundayız. Çözüm İSLAM’dadır, kurtuluş KUR’AN VE SÜNNET’tedir. Resulullah (sav)’in ve selef-i salihinin uygulamalarındadır. Onların aile hayatında haya ve edep vardı, sevgi, saygı ve nezaket vardı. Efendimiz (sav) Hz. Aişe’den izin almadan nafile ibadetlerini bile yapmamıştır. Hz. Fatıma validemiz, Hz. Ali’ye, elindeki altı dirhemi eve yiyecek alması için vermiş, Hz. Ali ise zor durumdaki bir borçluya o parayı verip eve bir şey almadan döndüğünde onu takdir etmiş ve yaptığın iş daha hayırlıdır diyerek Hz. Ali, Efendimiz’e sevgili eşine hayırda destek olmuş, onu üzecek bir tavırla, bir sözle karşılamamıştır. İşte bu aile yapısı, bu güzel ahlak, Batı’nın korktuğu ve bizim de kurtuluşumuz olan bir modeldir. Bu güçlü aile yapısına dönmek zorundayız millet olarak. Eğer kurtulmak ve güçlenmek istiyorsak kendimize, özümüze dönmek zorundayız. Hoşgörüyü, muhabbeti, mevvedeti, sevgi ve saygıyı ailemizden eksik etmemeliyiz, eğer huzurlu ve mutlu olmak istiyorsak. Lütfen eşlerimize karşı kibar ve nazik olalım. Sevgimizi ızhar edelim, sevdiğimizi söyleyelim. Şer odaklarının hile ve desiselerini bilelim ve oyunlarını başlarına geçirelim. Bu da ilimle olur, irfanla olur, imanla olur, sevgi ve emniyetle olur. Kısaca İSLAM’la olur. İslamsız huzur ve saadet olmaz. İslamsız yuva kurulmaz. Kur’anca bir hayat, Muhammedi bir aile yapısı arzusu ve temennisiyle Allah’a emanet olunuz.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Abdurrahman Sevgili - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz


Anket Soğan fiyatlarının yükselmesindeki sebep sizce nedir?