Sanat Olarak Siyaset

Genel olarak, doğal olaylar, olgular ve oluşumlar meydana geldikten sonra tanımlamaları, sınıflandırmaları, nitelik ve özellikleri gibi işlemler yapılır. Hayal etme, tasarlama, kurgulama şeklinde muhayyile ve zihne ait işlemler bile çoğunlukla var olandan hareketle gerçekleştirilebilirler. Olmayan, var olmayan, kısaca “hiç” kelimesiyle imlenen, insan muhayyilesinin, zihninin, aklının ve duygularının konusu edilememektedir. Eski/Kadim Yunan düşüncesinde bunu ifade eden bir deyim de vardır, o da “ex nihilo nihil est”, yani “hiçten hiçbir şey çıkmaz”. Bu bağlamda, “Tanrı” kavrayışları da “yaratıcı” değil, “yapıcı” (demiorgus) olarak yerleşmiştir.

İnsan ve toplum bakımından da benzer gözlemler yapılabilir. İnsan ve toplumun varlığına ilişkin hayal, düşünme, duyguya ilişkin olaylar, olgular ve oluşumlar kendiliğinden meydana çıkmış gibi gözükseler de, izlenimlerden, imalardan, sezgilerden, şöyle veya böyle kaynaklanırlar denebilir. Özellikle sanat etkinlikleri böyledir. Sanatçının ortaya koyduğu eserde varlığına, hayatına ilişkin izlenimleri, imaları, sezgileri ne ölçüde yansımıştır, etkisi ne ölçüde belirleyici olmuştur gibi konular önem taşırlar. Elbette sanatçı var olanı, meydana gelen olay ve olguyu, isterse olduğu biçimiyle aktarmaya çalışsın, mutlaka bunlara kendinden bir şeyler katar, velev ki, niyeti böyle olmasa bile.

İnsan ve topluma ait bir olay, olgu olarak siyasetin tanımında “sanat” niteliğinin bulunduğuna işaret edilmiştir. Bu siyasetin, bir yanıyla “olan”a, diğer yanıyla “olması gereken”e dayanması gerektiğini anlatır. Siyasetin “olan”ı, bilgiye, “olması gerekeni” ise, hayale, tasavvura, kurgulamaya dayanır, denebilir. Bu çerçevede, öncelikle insan ve toplum varlığını, hayatını yönetmek demek olan siyaset, bir yandan “olan”ı doğru bir şekilde bilmekle yükümünü içerirken, diğer yandan insan ve toplumun varlığını, hayatını farklı bir niteliğe ve konuma getirme sorumluluğunu üstlenmek durumundadır. Bu iki işlev arasında mantıklı ve anlamlı bir ilişki, uyum ve denge kurması, siyasetin “sanat” olma özelliğiyle doğrudan ilişkilidir.

Bu ilişki, ilk bakışta, güç veya iktidarı içkin olması nedeniyle, kolayca kurulur bir görünüm sergilemesine rağmen, insan ve toplumun varlıklarından kaynaklanan çeşitli veriler bakımından birçok güçlüğü, sorunu içermektedir, dolayısıyla kendiliğinden beklenmedik engelleri barındırmaktadır. Sözgelimi, bir nehrin iki yakasında yaşayan insanların ulaşım sorununu çözmek üzere yapılan bir köprü, öngörülemeyen yeni güçlüklerin, sorunların ortaya çıkmasına neden olabilir. İki yakada yaşayanların geçimini sağlayan toprağın, ağacın, suyun verimsiz hale gelmesine, giderek yok olmalarına neden olunabilir. Yine kurulu olan, mesela kağıt fabrikasını kapatıp yerine o kentte yaşayanların huzurunu sağlayacağını sandığınız bir park yapabilirsiniz. Ancak kültürel hayatın varlığı, gelişmesi, ilerlemesi için vazgeçilmez olan kağıt üretiminden yoksun kalınması, beklenmedik sorunların doğmasına yol açabilir. Belki, insan ve toplum hayatında ikincil derecede bir ihtiyaç gibi görünen kültürel etkinliğin sürdürülmesi için yeni bir önlem alabilirsiniz. Mesela, kağıdı dışarıdan ithal etmek suretiyle ihtiyacı o anda karşılamak mümkün olabilir. Ancak, dövizin beklenmedik bir artış göstermesi halinde, kaçınılmaz olarak yeni sorunlar ortaya çıkabilir. Sözgelimi kitap fiyatları artar, kitap basımı sayısı geriler, okuyucu kitaba ulaşamaz duruma düşebilir vb. Bunun getireceği en basit durum bilginin ulaşılamaz niteliğe bürünmesidir ki, bunun etki alanını belirlemek, yol açacağı olumsuzlukları tesbit etmek, öyle kolay değildir.

Genel bir gözleme dayanarak siyasetin işleyişi üzerinde irdelemede bulunmak istenirse, sorunun giderek derinleştiği, hatta bizzat siyasetin ağır ve yoğun bir sorun haline dönüşmekte olduğu söylenebilir. Bir defa siyaset, “olan” yerine, gerçeklikten ve nesnellikten kopuk bir “söylem”e dayandırılmaya çalışılmaktadır. Bu söylemlerin de, göndermede bulunduğu olay ve olguların varsayım niteliği bile taşımayan konuları içermekte oluşudur. “Olması gereken” ise, siyaseti, ancak “saçma” (absurde) kelimesiyle ifade edilebilecek bir içerikle donatmaya çalışma ısrarıyla boğmaya başlamasıdır.

Bu bağlamda, insan ve toplumun, bir anlamda temsilcisi veya vekili konumunda olması gereken siyasi partilerin, söz konusu iki işlevi göz önüne alarak, kendilerini sorgulamaları, irdelemeleri ve ona göre konumlandırılmaları gerekmektedir. Varlıkları ve işlevleri buna bağlı gözükmektedir de, denebilir.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İsmail Kıllıoğlu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Erdoğan tarafından 'yüzde 5' ek zamla duyurulan 10 bin TL'lik emekli maaşı sizce yeterli mi?
Tüm anketler