Seçimler, umursama eylemidir...

“Seçim sath-ı mâiline girdik”. Bu cümleyi özellikle seçim dönemlerinde sıkça duyarız. Maalesef genellikle yanlış kullanımla “seçim sathı mahalli” diye karşımıza çıkar bu deyim. “Satıh”, yüzey demek; “mâil” ise eğim... Seçim sath-ı mâili; eğik düzlemi ifade eder ve “geri dönülmez, hızla ilerleyen süreç” anlamına gelir.

Bu küçük notla girmiş olalım asıl konuya…

Mahalli idareler seçimleri için geri sayım başlıyor. Türkiye, yeni bir seçim atmosferine giriyor. Hükümet politikaları, medya gündemi, komşu ziyaretleri, akraba muhabbetleri, kahvehane dili, senin-benim konuşabileceğimiz/konuşamayacağımız şeyler, manşetler, ekran yorumları… Hep seçime göre şekillenecek; bu kesin. Anlayacağınız, “seçim” konuşacak bizler “seçim”in konuştuğunu konuşacağız. Seçim diline yine yabancılık çekmeyeceğiz: Yine eski ağız dalaşları, eski laf cambazlıkları “yeni” formatlarla bizi seçime hazırlayacak. Tecrübe edilmişi tecrübe edeceğiz, yine aynı lokmaları yutacağız.

MENÜDE YİNE MERAK KIRBAÇLAYAN KONULAR VAR

Çoktan başladı bile gündem servisi. Menüde yine sadece merak kırbaçlayan konular, bildik sorular var: Kimler aday olacak? Kulislerde hangi isimler konuşuluyor? Hangi parti hangi hamleyi yapacak? İttifaklar kurulacak mı? Falanca flaş isim, falanca partinin adayı olsa ne olur? İsimler, kişiler, artılar-eksiler, dengeler konuşuluyor. Seçmen; şehirleri ilgilendirmeyen, kasabadan/mahalleden uzak, insanın hayallerini bile çalan, zaman geçirici, ilgi ve algı inşalarıyla zehirlenecek. Profesyonel kadrolar toplum mühendisliğinde yine harika işlerin peşinde koşacak.

Hemen her seçimde görmeye alıştığımız, seçimlerin repliği, değişmeyeni haline gelen bu görüntüyü tasvir etmeye neden mi gerek duydum? Bir farklılık daha da belirginleşsin diye; bu klişeleri, bu ezberleri hatırlattım aslında. Propaganda stratejileriyle, üretilmiş gündemle, gizli telkinlerle, tekrarlarla, sloganlarla, ezberlerle donatılmış seçim süreçleri aslında tasarlanmış süreçlerdir. Hiçbir zaman seçmenin kendi aklıyla, kendi özgür iradesiyle, kendi kararıyla, kendi hissiyle sandığa gitmesine müsaade edilmez. Doğal seyrinde işlemez, işletilmez seçim süreçleri. Seçmen tercihi toplum mühendisliğinin işi ve aklıdır çoğu zaman. Seçmen kendi özgür iradesiyle oy verdiğini, kendi aklıyla tercihte bulunduğunu, kendi hisleriyle hareket ettiğini sanır. Oysa kazın ayağı hiç de seçmenin gördüğü gibi değildir. Seçmen, tercihlerinin inşa edildiğini bilmez, bilemez; ama tercihine de aşkla sahip çıkar. Seçmenin tercihini inşa edenler de seçmene teşekkür ederek bu sahip çıkışı tasdikler. Özgür iradenin ele geçirilişi, seçmen aklının yönetimi perdelenmiş olur böylece. Bu bağlamda sandığa giden yol seçmenin yürüdüğü değil, seçmene “marş marş” komutunun verildiği yoldur, bir bakıma.

BİR İNSANIN KALBİNİN TİTREYEMEMESİ BİR İNSANIN SORACAK SORUSUNUN KALMAMASI…

Kara propaganda, yafta ve iftiralara başvurulmuşsa hele, işte o zaman bireyi ve toplumu hissizleştirme operasyonuna dönüşür seçim süreçleri. Karartılmış seçim sath-ı mâilinde seçmen hepten kuşatılmıştır artık.

Bir insanın hissedemez hale gelmesini tasavvur edebiliyor musunuz: Bir insanın heyecanının çalınması… Bir insanın kalbinin titreyememesi… Bir insanın gözünün gördüğünü, kulağının duyduğunu birbirinden ayırt edememesi… Yürüyen, koşan sağlıklı bir insanın etrafında olup bitenleri fark edememesi… Bir insanın soracak sorusunun olmaması, onca derde rağmen üzerinde düşünecek derdinin bulunmaması… Bütün bunlar hissizleşme değildir de nedir! Düşünün ki, o insan bacaklarını, ayaklarını da hissedemiyor? Ayağa kalkması, yürüyebilmesi mümkün müdür?

HİSSİZLİK, ÇARESİZLİK HALİ; DÜŞÜNEMEME HALİDİR!

İnsandan topluma aktaralım isterseniz bu hissizliği. Ya herkes böyleyse! İnsanın hissizleşmesinden daha büyük felaket; toplumların hissizleşmesidir. Umursamayan, daha doğrusu umursayamayan toplumun bütün hisleri yok edilmiş değil midir? Bir toplumun soru cümleleri yoksa düşünme eylemi de yoktur… Hissizlik, çaresizlik hali; düşünememe halidir.

CESARET KIRMAK, UMUT ÖLDÜRMEK DEĞİL, #ÇARESİYASETİ

Bütün bu tespitler, bu hatırlatmalardan sonra Saadet Partisi’nin “#ÇareVar” inancını yeşertme çabasına ve “#çaresiyaseti” çağrısına dikkat çekmeden olmaz. Saadet Partisi de diğer siyasi partiler gibi seçim takvimine özgü rutin çalışmalarını yürütüyor. Fakat aynı zamanda dikkatlerden kaçmayacak bir sayfa açıyor. “Çare var” yolunu göstererek toplumu umutsuzluktan umuda taşıma, seçmeni düşünmeye sevk etme çabası takdire şayan sorumlu siyaset örneğidir. Cesaret kırmak, umut öldürmek yerine millete cesaret vermeyi, millete umut aşılamayı tercih ediyor olması Saadet Partisi’ni, yarım asırlık Milli Görüş geleneğinin ehemmiyetini de ortaya koyuyor.

“Şartlara teslim olan değil, şartları teslim alan” lider olarak hâlâ hayallerine yetişmeye çalıştığımız, toplum olarak hakkını geç de olsa yeni yeni vermeye başladığımız Erbakan Hoca’nın yol haritasında ümitsizlik ve çaresizlik hiçbir zaman olmamıştı. Milli Görüş hareketi de hangi şart ve zeminde olursa olsun, milletin umutsuzluğuna yeni umutsuzluklar yüklemek yerine, milletin omzundaki yükü almış, insanların gönlüne de hep umut yerleştirmiştir. Faizsiz ekonomik model, Adil Düzen ve İslam Birliği birer “Çare var” projesidir. Milli Görüş’ün değişmez umdelerinden “Yaşanabilir Bir Türkiye”, “Yeniden Büyük Türkiye” ve “Yeni Bir Dünya” hedefleri #çaresiyaseti’nin önemli kilometre taşlarıdır. D-8 de #çaresiyasetinin hayat bulmuş en büyük projelerinden birisi değil midir!

MİLLİ GÖRÜŞ; DÜĞÜMLERİ-YOLLARI AÇMIŞ, UMUT VE CESARET KAPILARINI ARALAMIŞTIR

Toplu iğne bile yapamazken ağır sanayi hamlesiyle batıdan doğuya, kuzeyden güneye Türkiye’yi fabrikalarla donatırken de; ABD’ye rağmen 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı’nı yaparken de; denk bütçeyi ve havuz sistemini tesis ederken de; çalışana hak ettiği ücretler verilirken de bütün öğrenilmiş çaresizlikler çöpe atılmış, yerine “Çare var” fidanları dikilmişti. Milli Görüş; “İslam dünyasının bu perişanlığında mı bunları yapacağız”, “bu İslam ülkeleriyle mi İslam Birliği’ni kuracağız” dememiş, #çaresiyasetine başvurmuştur.

Yarım asırlık tarihinde “Türkiye’nin teminatı” olmayı başaran Milli Görüş hareketi, siyasi partileriyle her zaman bunun en güzel örneklerini verdi. Tek tek bunları sıralayarak detaylarda sizi boğacak değilim… Yakın tarihimize dair hafıza yoklamalarımızda hep Milli Görüş’ü en kritik noktalarda “çare”de, “soluk”ta, “çözüm”de görürüz. Bu millet ne zaman kendisini yorgun hissettiyse, insanlar ne zaman gelecek endişesine kapılmışsa, toplum ne zaman daraldıysa, siyaset ne zaman çözümsüzlükte kördüğüm olmuşsa… Milli Görüş hep düğümleri, yolları açmıştır, umut ve cesaret kapılarını aralamıştır. Sorun üreten değil, sorun çözen siyaset bir ülkenin en büyük zenginliği ve teminatıdır. Milli Görüş, gerektiğinde kurduğu koalisyon hükümetleriyle, gerektiğinde yaptığı ittifaklarla kutuplaşmanın, daha büyük kavgaların önünü almıştır. Çoğunlukların tertiplenmiş tepkilerini göğüslemek pahasına atılan “çare var” adımları ise #çaresiyasetinin en önemli örneklerindendir. 

Medya tarafından gizlense de, üstü örtülse de maalesef Türkiye bugün yine buhranlı günler yaşıyor. Dün devalüasyonlarla tanışan ülke bugün konkordatolarla tanıştı. Kutuplaşma tetiklemeleri hâlâ politik rantlar için kullanılmaya devam ediyor. Andımız tartışmaları, bu zamanda bile diriltilmek istenen ezanın Türkçe okunması garabetleri ve #Atatürkilahdeğildir etiketi altında yapılan yorumlar... Toplum bir taraftan zıt kutuplara ayrıştırılıyor, kutuplar giderek çatışmacı dile evriliyor, diğer taraftansa toplumun alternatif arayışları yok ediliyor. Koca bir millet iki zıt kutup arasında alternatifsizmiş, çaresizmiş psikolojisine hapsedilmek isteniyor.

AKINTIYA KAPILANLARI, AKINTIYA TERK ETMEMEK

Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, taraflı tarafsız, partili partisiz, sağdan soldan, doğudan batıdan bugünlerde herkesin takibindeki liderlerden birisi. Herhangi bir konu derinleşti mi “Acaba o bu konuda ne diyecek?” diye beklenilen nadir siyasetçilerden. Bugünlerde #çaresiyaseti kavramıyla birlikte sözünü söylüyor. Geçen sene “düşünün” dedi, bugünlerde  “çare var” demeye hazırlanıyor. Karamollaoğlu, “Türkiye’nin geleceği” temalı “Vizyon toplantıları” ile şehir şehir Anadolu’ya umut ve çare taşıyacak. Hâlâ birileri sorun üretiyorken, kutuplaşma tertipliyorken Saadet Partisi’nin #çaresiyaseti çağrısı bu ülkede mutlaka karşılık bulmalıdır.

Fuzuli’nin deyimiyle, “Akıntıya kapılan, kıyıyı yürür sanır”mış ya hani… Bu konferansları bir bakıma akıntıya kapılanları akıntıya terk etmeme konferansları olarak görmek lazım. Bu zamanda kıyıdan atılacak can simidi kadar mühim ne olabilir ki!

Seçim gezileri değil, çare gezileri yapılacak.

SEÇİMLER, TOPLUMLARIN AYAĞA KALKMA GİRİŞİMİDİR!

En başa dönüşle tamamlayalım cümlelerimizi.

İnsanın hissisizleşmesinden daha büyük felaket; toplumların hissizleşmesidir, dedik ya hani. Umursamayan toplumların halini, büyük felaketlerin kapısını çalmasını bekleyen ev sahibine benzetmeye çalıştık ya hani. Hissizlikte belki hislerin uyanmasına yardımcı olur diye kuralım son cümleleri öyleyse:

Bir toplumun içerisine düştüğü durumu görememesi, yaşanmakta olanları fark edememesi, çaresizliği kabul etmesi ve dahası umursamaması kadar daha büyük bir felaket yoktur belki de. Doğal bir felaket değil, öğrenilmiş bir sonuçtur bütün bunlar.

Seçimler umursama eylemidir!

Seçimler, toplumların ayağa kalkma girişimidir!

Seçimler, toplumların yürüme gayretidir!

Ve unutmayalım ki; gayretler her zaman taçlandırılmayı hak eder…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mustafa Kurdaş - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


İstanbul Markaları

Milli Gazete, İstanbul ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

0 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Meclis lokantasında yemek ücretlerinin artırılmasını doğru buluyor musunuz?