Karıncam Kayboldu

Hüngür hüngür ağlıyor. Neden ağlıyorsun diyorum; kayboldu diyor. Ne kayboldu? Kayboldu işte diyor. Ne kayboldu oğlum? Karıncam kayboldu diyerek tekrar hıçkıra hıçkıra ağlıyor. Tamam ağlama diyorum; buluruz karıncanı! Nereye gitmiş bu karınca acaba diye hep birlikte başlıyoruz karıncayı aramaya. Sehpanın altına bakıyoruz; karınca yok. Halıların altına bakıyoruz; karınca yok. Koltukların arkasına bakıyoruz. Hayır karınca yok. Hatta koltukları çekip altına bile bakıyoruz. Bakmadığımız yer kalmıyor. Karıncayı bulamıyoruz. Bahse konu olan, gerçek minik bir karınca. Dört yaşındaki oğlum karıncayı her gün ekmekle besliyor. O gün ağabeyi karıncasını eline almış kendisi de ağabeyinin elinden geri almak isterken karınca yere düşmüş kaybolmuş. Karıncam kayboldu diye ağlamaya başlayınca biz gülmeye başladık. Sonra karınca evine uyumaya gitmiş sabahleyin geri gelir diyerek teselli ettik adamı! Annesine döndüm; biz dedim, kuşu ölen çocuğa başsağlığına giden bir peygamberin ümmetiyiz. Karıncasının kayboluşuna ağlaması normaldir. Elbette karıncayı aramalıyız. Bulmalıyız karıncayı…

Gerçekten, peygamberimizin, kuşu ölen çocuğa başsağlığına gitmesi olayı beni çok etkiler. Her aklıma geldiğinde hüzünlenirim. Gözlerim dolar. O küçük bir o kadar da büyük kederi paylaşma inceliği nasıl da büyük bir hadisedir. Biz Müslümanlar sadece o inceliği anlayabilseydik dünya bu kadar kahredici olmazdı. Kederli bir insanın kederini ‘anlayanı’ anlayabilsek…

Her güzellik içinde bir miktar hüzün barındırır. Çünkü çirkinliğin hâkim olduğu yerde güzellik nadirattan olduğundan kederlendirir insanı. Kötünün hâkim olduğu yerde iyi kötü olarak görülür. Kötü, büyük kibrinden dolayı kendince küçük gördüğü kederi anlayamaz. Kederli insan ona göre o kadar küçük ki konu edinmeye bile değmez olarak görür. Böyle küçük göre göre dünyanın yaşanmaz hale gelmesindeki kendi payını hiç hesaba katmaz. Dünyanın kederini kederden anlamayanlar artırıyor.

Müslümanlar incelikleri unutunca hüzünleri de kalmadı maalesef. Herkes kendinden emin! Jilet gibi parlak dünyaları. Sabah akşam marka düşünüyorlar, örneğin araba markaları. Çok büyük düşündükleri için bireylerin kederlerini anlama gereksinimi duymuyorlar. Onlar büyük düşündükçe Suriye’de çocuklar ölüyor! Onlar büyük düşündükçe dünyanın öbür tarafında çocuklar aç kalıyor! Çocuklar yurtsuz yuvasız kalıyor. Oysa küçük şeyleri, mesela incelikleri düşünebilseler belki de savaşlar olmayacak. Belki de yanı başlarındaki yoksullar olmayacak.

Keder, garipliğin verdiği duygu… İnsan gariptir bu dünyada… Zamanın sınırlarıyla kuşatılmıştır. O görünmez sınırlar ruhunun duru dünyasında bulutlar meydana getiriyor. Oluştaki sırrın birbiriyle bağlamlı olması yeryüzünün kesifliğini çoklu sebeplere dayandırma düzleminde ayrıntılı bir şekilde vardır. Bu nedenle keder varlığın yeryüzü hatırasıdır. Olması gerekip de olmayandır bir yerde. Asıl yerinde olmayan… Keder, gariplik…

Biz kuşu ölen çocuğa başsağlığına giden bir peygamberin ümmetiyiz. Sadece bu anlaşılsaydı dünyada bu kadar kan ve gözyaşı olmazdı. Sadece bu anlaşılsaydı dünyada bu kadar zalim hüküm süremezdi. Sadece bu anlaşılsaydı katledilmezdi çocuklar.

Karıncayı sormayın efendim!

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar Cafer Keklikçi - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz


Anket Andımız referanduma götürülmeli mi?