Kafaları mı, kapıları mıdır/aralık kalan

“Terörist başı F.G.’nin ‘teknik nakavt’ olarak değerlendirdiği 17/25 Aralık operasyonundan sonra (yani FETÖ’nün MGK tarafından ‘terör örgütü’ olarak tescillendiği dönemde), FETÖ’ye yönelik operasyonları eleştiren paylaşımlarda bulunmuş..” (Star Gazetesi – Ahmet Kekeç)

Cihangir İslam’ı anlatmaya duran yazarımızın son kelimesi “bulunmuş”u, haberim yoktu, bilmiyordum, getirdiler, gösterdiler vezninde anlayın ve şu sorular gelsin aklınıza.

Sayın yazar bey, aklı erdiği günlerden beri MGK kararlarını böyle canla ve başla savunmuş mudur? Mesela hatırlayabilirse, yahut önüne getirirlerse, 28 Şubat MGK kararlarını filan…

17 Aralık ve 25 Aralık iki ayrı tarihtir. O tarihlerin ne olduğunu ve kime ne anlattığını geçtiğimiz pazar, demirbaşı olduğu tv’nin “Ortak Akıl” programında açıkladı, bizim “kripto” ve “iftiracı” dediğimiz kahramanları, hain dedikleri F.G.’nin kapısında kırk yıl çanak yalayan yol göstericileri H.Gülerce.. Aynen aktaralım, ki bilgilerini tazelesinler…

“Gül ve Erdoğan, iyi niyete bakınız, hala bir yangını durdurmaya çalışıyorlar. Ama neden haberleri yok. 25 Aralık’tan haberleri yok. 17 Aralık olmuş. 25 Aralık’ın özelliği ne? Doğrudan doğruya Başbakan Erdoğan’ın oğlunu evinden gidip polis marifetiyle dertest etmek. 25 Aralık’ın en önemli özelliği bu. Yani işin ucunu sayın Erdoğan’a bulaştırmak..”

Yangının başladığından ve ucu olan “İş”ten çoktan haberlidir niyet okuyuculuğun arkasına sığınan Gülerce. “Hala durdurmaya çalışıyorlar” tanıklığı, daha önceleri birden çok girişimlerin yanıbaşındalığının da itirafıdır. “Hala” kelimesinin kapsama alanı, “Seni çok özledik, haydi gel” çağrılarından çok daha fazla olmalı.

“Ama neden haberleri yok?”

Türkiye Cumhuriyeti devletinin Başbakanlık ve Cumhurbaşkanlığı makamlarında oturan iki insanı böyle istihbarat dışında anlatmak, ki o Aralık günlerini bulduğu her fırsatta tekrar tekrar hatırlatmasını da kimse göz ardı etmemeli, devletimizde bir zaafiyet olduğu iftirasıyla kripto grupların moral eğrilerini yükseltirken, muhalifleri, yaralı kuş mağduriyetlerine inandıracaklarını sanıyorlar.

O iki kişi, ne zaman o Aralık tarihlerinden haberimiz yok dediler? Demediler ise, medyaya yansıyan bir açıklama ve demeçleri yok ise, Gülerce bunu, içinde olduğu o örgütten öğrenmiş olmasın?

H.Gülerce, arkadaşının tv kanalında anlatmayı sürdürüyor. Aralık tarihleri ile başkalarına vurmaya çalışan, hafızalarında aralıklar oluşmuş köşe katipleri de bilsin diye..

“Gazeteci Fehmi Koru 20 Aralık’ta yola çıkıyor. Aralarında konuşmuşlardır.. F.G. Fehmi Koru’nun Pensilvanya’ya geleceğini biliyor. Kimin adına geleceğini de açıkladılar. A.Gül adına geliyor, biliyoruz dediler.”

17 Aralık’ın ne olduğundan hiç bahsetmeyen Gülerce’nin, Ankara – Pensilvanya randevulaşmasını, aralarında konuşmuşlardır canım, perdesiyle örtmesi akıllara başka sorular düşürmeye çalışmak maksatlı olmasın. Yazının icad edildiğini bilmez mi bir FETÖ kriptosu. Yazışmalara sıra gelmemiştir.

Bu mesajlarından sonra H.Gülerce’nin söyledikleri, bize, suçludan yana görüntü veren ve “Konuşmama hakkına sahipsin. Konuşursan aleyhinde delil vermiş olursun” diyen Amerikan polislerine hak verdirtti.

“Fehmi Koru bir ‘Sulh’ için, bu iş Türkiye’de toplumun büyük çoğunluğunu millet daha kötü yerlere götürmesin diye iyi niyetle bir elçi olarak giderken..”

“Sulh” kelimesine dikkat!

Ve hemen “Yurtta Sulh”un ne olduğunu açıklayan F. Gülerce, Fehmi Koru’ya da “Elçi”lik görevi yüklüyor.

Elçi’yi, kişiler arasındaki “aracı” manasında alamazsınız. Türkiye Cumhuriyeti’nin zirvedeki iki makamı adına gönderilmişse..

“Elçi” kelimesini bir devleti, başka bir devlet katında temsil eden manasında kullanan kripto kişinin ve onun gibi düşünenlerin “Paralel devlet yapılanması” adını bir terör örgütüne vermelerindeki niyetleri burda açığa çıkar. Devlet gibi olduklarını kabul ettirerek, asıl devleti zaafa uğratmak hesaplı..

“Milat 17/25 Aralık’tır..”

AKP kalemşörlerinin, köşecilerinin, katiplerinin bu zorladığı tarihe karşı çıkanların, neden FETÖ’nün 28 Şubat’ta, kartel tv’sinde meşru hükumete “Gitsinler, gitsinler” dediği tarihi milat olarak almıyorsunuz, sorusunu sormaya hakları vardır; hem aklen, hem hukuken..

Muhalif milletvekili Cihangir İslam’ı, sosyal hayatlarında birbirlerine hitap ederken sık kullandıkları bir kelimeyle yazan Star yazarı bakın ne ile suçluyor:

Mademki “iki ortak (iki batıl) savaş halindeymiş..” “Eski ortakların savaşında senin işin ne?”

Mevcut ve ortaklı savaşı kabul eden yazar bey, diğer Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarını, ki milletvekili de olabilirler, bu ülkenin dışında bir yerlerde mi düşünüyor, biliyor da mı  böyle diyor. Yoksa onlara öğretilen yeni taktik bu mu?

FETÖ istediğini, istediği zaman alırken..

Ankara, kendi kurucularının tanımıyla parsel parsel onlara tahsis edilirken, yahut satılırken..

“Eski ortakların savaşında senin işin ne?”

Bir yazar bey, milletin bir vekiline karşı saygı eksikliğini gösterirken, itirafının hacmi, bir başka gazetedeki bir başka yandaş arkadaşını da kucaklıyor.

“Millet” ne imiş, öğretmeye durmuşlar: Türkiye’de yaşayan halkların tümüne “Millet” diyoruz.

Yurttaşlık Bilgisi kitaplarında öğretilen Din birliği, dil birliği, vatan birliği gibi birliktelikler milatlarından yani o Aralık tarihlerinden önce de kalmış olmalı.

“Bu millete dahil olmak için Müslüman olmak şart değildir.”

Azınlıklarımız konu değilse ve maksat muhaliflere vurmak olursa, işte böyle yayılırlar, iktidarın köşeci katip yaptıkları..

Muhalif milletvekilinin soyadı “İslam” olursa, neyin şart olmayacağı işte böyle yazılır onlarca..

İMA İLE İMAJ OLUŞTURMAK

Bir Ahmet Ağaoğlu’nu yazardı tarihçiler, edebiyatçılar ve hatta siyaset uzmanları.

Demokrat parti milletvekili oğlu Samed Ağaoğlu çevresi üstünden sabitlemek için “Babamın arkadaşları” diye bir kitap yazmıştı hani.

Rahmetli Mehmet Akif Ersoy, bir gün onu Beyazıd camii şadırvanında abdest alırken görünce, “Ağaoğlu, senin kafirliğin de riya imiş” demişti hani...

“Andımız” gündem olduğunda, patent sahibi ReşidGalib’i anlatanların, gündüzleri istiklal mahkemelerinde idam kararları veriyor, geceleri Ahmet Ağaoğlu’nun evinde edebiyat sohbetlerine katılıyor övgülerine, basamak olmuştu hani...

İşte o Ahmet Ağaoğlu değil şimdiki konumuz. Spor sayfalarına adı yazılan ve bir futbol kulübünün de başkanı olan Ahmet Ağaoğlu’ndan bahsetmek istiyoruz. Acar spor müdürümüz İlhami Yetiş’ in resimli haberinde “Golf federasyonu” başkanı da olduğunu öğrendiğimiz Ahmet Ağaoğlu’ndan...

degmesin-yagliboya.jpg?

Katıldığı ve fakat seyredilmediği anlaşılan bir tv programını duyuruyorlar yazılı medyacılar, “Anlayan anladı” başlığı altında ve peşinizi işte böyle bırakmayız tahribatı tadında.

(“Türk sporunun önünde bir baskı vardı, bu sene o baskı yok. Bu kadar diyorum. Çünkü takımlar kapı arkası, masa altı veya perde arkası sıkıntılarla bu sezon çok daha az karşılaşıyor.”)

Anlayanlar ne anlayacaksa ya da anladılarsa, buradan anlamışlar. Yani anlamak şanına ve şansına erişenler...

Türk sporunun önünde “tanımı bilinen” bir baskı varmış. Bu sene yokmuş. Takımlar, içinde kapı, masa, perde malzemeleri geçen sıkıntılarla daha az karşılaşıyorlarmış.

Az ama yine de karşılaşıyorlar demek, o tür sıkıntı üreticilerinin varlığını kabul etmekse, kimliklerinin de açıklanmasını gerektirmez mi?

(TS başkanı Ahmet Ağaoğlu’nun bu açıklamasının ardından programa mesaj atan bir izleyici “Ağaoğlu bu sözleriyle Aziz Yıldırım’ı mı ima ediyor?” sorusunu yöneltti. Ağaoğlu’nun cevabı ise “Ben lafımı ortaya söyledim. Anlayan anladı, sıkıntı yok” cevabını verdi.)

Yazılı medyadan aynen aldık  haber metnini.

Başka bilgi notu koymamışlar. Mesaj atan bir izleyici denilmesiyle, programı bir kişinin seyrettiği mi vurgulanıyor, yoksa sadece birinin mesaj atma ihtiyacı duyduğu mu? Belli değil...

Öğretmen yazılı yapacak. Soruları yazdırmış. Haydi başlayın diyor. Bir kişi el kaldırarak söz istiyor ve bir soru yöneltiyor, medya habercilerinin diliyle...“Bu soruyu şöyle anlayabilir miyiz?”Otur der öğretmen, o soru sahibine. Sonra da sınıfı kapsayan izahını yapar: “Soruyu anlamak da puanlamaya tabidir.”

Bu ayrıntıyı önemseyen öğretmenleri hep sevmişimdir. Benim ne ima ettiğimi bilmekten de sorumlusunuz, ayarcılarına gıcıklığımız da tam olmuştur.

Yazılı medyaya düşen bu Ahmet Ağaoğlu haberinin sadece başlığını gördüğümde, zihnimdeki çağrışımı hiç hoşuma gitmemişti. O öğretmenleri ve Aziz Nesin’i hatırlayıverdim durduk yerde.

Kendilerini özel Atatürkçü diye tanımlayanların, “Türk milleti zekidir” sözüne inat, zatlarını hariç tutarak paylaştıklarını “yüzde altmış aptal” sözünün sahibi Aziz Nesin’i...

“Anlayan, anladı” iddiası, anlayanın ne anladığının da kayıtsız, şartsız bilindiği itirafını gizler içinde.

Bir spor adamının bildiği, duyduğu, gördüğü, tanık olduğu, belgesini bulduğu ve yasaların suç sayıp ceza maddeleri yazıldığı hallerden kapı, masa, perde ilişkili olanları, görevinin de gereği olarak hukuk müesseselerine bildirmesi gerekmez mi?

Mesaj atma işi verilen veya mesaj attığı söylenen o seyirci de olmasa, hem programı da izleyen yok, nasıl bilecektik, lafın ortaya söylendiğini ve anlayanların anladığını...

Sıkıntı hep vardır. Hukuka ilgi duymamamızda mesela...

NEBATİ YAĞ MI, YAĞCILAR MI?

Bu resmin salise farklı olanları da dolaşıyor sosyal medya ortamlarında.

Siz hangi baskısını görürseniz görün, algı operasyonları değişmeyecektir.

12 Eylül’cü bir emekli generalimizin TRT tv’sinde her göründüğünde, milletin kafasına çakacağız, demesi gibidir bu fotoğraf. Millet olmasa da AKP insanlarına yönelik olduğunu bu resmin, herkes kabule mecburdur.

Göbekte, tam ortada tutulan FETÖ’nün sağında ve solunda üçer kişi olması, ayarlanmadan rastgele olmuş bir duruş değildir.

Üç ünlü AKP milletvekili ile niçin çekinilmedi bu resim. Dört kişinin ortası olmayacağından..

Dahası, dolgu malzemesi olarak kullanılan üç FETÖ’cünün, o üç AKP milletvekili ile tanışıklıkları, samimiyetleri de gösterilmiştir böyle bir pozla.

Partilerinde ve partilerinin icraatlarında etkin rolleri olan o üç milletvekilini önemsese idik, şu sorularımızı sorardık.

Bu resimdeki pozunuza kadar durduğunuz yerdeki yaşantınız, sizi tatmin etmiyor mu idiki, mektep yüzü görmemiş sıradan bir vaiz eskisinin yanında alıyordunuz soluğunuzu?

Eksiğinizi, onun elinden aldığınız bir plaket mi kapattı, yok etti? Yani bu kadar küçük mü idi?

Bu pozunuzu göstererek mi partinize ve seçmeninize güçlü sayıldınız?

Onunla yani FETÖ ile resim çektirmeniz bu kadar önemli ise, onun emirlerini, talimatlarını yerine getirmenizin boyutları hangi Temmuz günlerine ulaşmaktadır?

Cebraile iftira atan FETÖ’nün, sizin partinizi desteklediğini aleme ispat için bu pozları vermedi iseniz, hangi parsel numarasında aramalıyız sizi?

Muhaliflerde FETÖ ilişkisi arayanlara, çocukluğumun mahallesinin kadınlarının kullandıkları bir deyimle cevap vermek isterim. Hem de bu ve benzeri resimleri göstererek.

“Kundağı kucağında”

BU GÜN 10 KASIM

Onun hizmetinde bulunanlardan birinin bu anısını herkes okusun, bilsin istedim. Harbiye öğrencilerinin Yûşa Efendi Dergahı’nın şeyhine gitmelerindeki gönüllülüğe ve onları oraya çeken cazibeye vurulmamak zor. Osmanlı onları yetiştirdi, Temmuzcuları kim yetiştirdi?

necati-tuncer-1.jpg?

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar Necati Tuncer - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz


Anket Andımız referanduma götürülmeli mi?