Ashab-ı Kehf ve dahi Batılın Zail Olma Meselesi

FerecullahSilahşör’ün yönetmenliğini üstlendiği 1997 yapımı İran televizyon dizisi Ashab-ı Kehf / Man of Anjolos /  MerdânEncilıs’ın altıncı bölümünde bir nevi başrol oyuncusu denebilecek kişi Maximilyanus (Cafer Delghan ), resmi tören esnasında imparatorun tam karşısına geçip: “Bu evrende yerin ve göğün yaratıcından başka bir tanrı yoktur” diye söylemiş; imparator ve avanesinin şaşkın bakışları arasında aynı cümleyi saray erkanına ve bilumum haziruna dönerek tekrarlamış ve eklemiştir: “Bu evrende yerin ve göğün yaratıcısından başka bir tanrı yoktur. İbrahim’in tanrısı, Nuh’un tanrısı, Musa’nın tanrısı, Davud ve Süleyman’ın tanrısı, İsa’nın tanrısı ve adı övülmüş olan cihanın beklediği son peygamberin tanrısı… İnsanları hidayete erdirmek için insanların içinden peygamberler çıkarmıştır. Allah bütün zalimlerin cehennemde yanacağına söz vermiştir. Ve cehennem putperestler için korkunç bir yerdir.” Dizinin kopuş noktasıdır burası. İmparatorundan teb’asına, kahininden halkına herkes başa çıkılmaz şoklardadır. Bir tanrı kralın tanrılığı yadsınmış, dizinin başından beri tekerrür eden “Karanlıkta söylemekten çekindiğiniz gerçekler bir gün aydınlıkta işitilecek ve gizli mekanlarda öğrendiğiniz inancı bir gün çatılardan haykıracaksınız” umudu gerçekleşmiştir. Dizi, bir gerçeğin hikayeleştirilmesidir. Bazen bu cinsten hikayeleştirilenler, gerçeğe dönüştürülebilir. Sonra saray erkânı, kahinler, büyücüler ve dahi yardakçılar tarafından devrin Maximilyan’ına karşı şöyle tepkiler geliştirilir: “Bu densiz şehitlerimize saldırıyor. Halkımızı tahkir ediyor. Milletin direniş destanını, 1 Kasım gecesi halkın gösterdiği kahramanlığı yadsıyor. Birtakım illegal örgütlerin diliyle konuşuyor vs…”

Özellikle kurulu meclislerinde ve üstelik putumsu şeylere bir nevi niyaz halindeyken hakkın dile getirilmesi yandaşlar nezdinde hazmedilecek bir şey değildir. Ancak karşı çıktıkları ve oluşturdukları savunu zemini, batıl oluşun yüzlerine yüzlerine öyle dümdük, öyle doğrudan haykırılışı sorunu değil, kutsal addettikleri kimi günler ve geceler, kişiler ve kurumlar; daha doğrusu iğdiş edilip asıl manasından saptırılan kimi kavramlar üzerine bina edilir. Böylece imparatora yönelik haklı ithamlar, onun da herkes gibi bir insan olduğu ve aciz olduğu gerçeği örtbas edilebilecektir. Bu sanrı zamanın basınının; yani ki büyücü, kahin ve yardakçıların tarih boyunca yönlendirebildiği halkın meseleye uyanmamasını sağlayacak, kralın tanrılaştırılması, yıkama yağlama ve nemalanma zemini aynıyla, hatta belki daha güçlü ve pervasız devam edebilecektir. Filedelfiya valisi ve şehrin ileri gelenleri, şehrin geri gitmeyenleri, şehrin bir türlü gitmeyenleri Filedelfiya meydanında bulabildikleri figüranlara basın açıklaması düzenletecek; hakkı haykırabilenlere yönelik karalama kampanyası başını alıp yürüyecektir.

Ashab-ı Kehf’in gençleri hepimizin malumu olduğu üzre toplumun yerleşik değer yargılarına ters düştükleri, sahte tanrıları ve tanrılaşanları, tanrılaşmaya kalkışanları reddettikleri gerekçesiyle dönemlerinin adalet sistemiyle yargılanırlar. Halkın inananları ve inanmayanları tarafından destek görmeleri beklenemez. Oysa inananlar hep vardır, hatta inanmayanlar olarak nitelenebilecek çoğunluk bir olan Allah’a elbette inanıyor ve fakat kralın, bilumum putların kendilerine bir zararı ilişmesin, şerri dokunmasın için ses çıkarmıyordur. Bu asırlardan beri süregelen inanç yöntemlerinden biridir. Bir yöntemdir, sistemleşmez. Ashab-ı Kehf gibi bir tavırda insanlığın ansızın ve topyekun bir epifani yaşaması, doğruyu, hak olanı görmesi de beklenemez. Hak olana doğru yürümek elbette zaman alacaktır. Ancak ortaya çıkıp hak olanı söyleyen her Maximilyan’ın yanında durabilecek üç beş yürekli insan gereklidir. Bazen hakkın dillendirildiği meclis içinden üç beş yürekli insan da çıkmaz. Bu durum hakka, dile getirilen doğrulara halel getirmez.

Hak kaimdir. Batılın zail oluşu zaman alabilir. Kuranî bir güvenceyle söylenmelidir ki er ya da geç batıl zail olucudur. Bazen batılın zail olması 309 yıllık bir süreçtir. Böyle bir süreç varsayılarak ille de mağaraya çekilmek gerekmez. Aksine, insanların kendi içlerinde besleyip büyüttüğü, yücelttiği ve alabildiğine yerleştiği mağaralardan çıkmak gereklidir. Mağarasından çıkabilene selam olsun. Hak sözü dile getirebilene, zalime zulmünü, batıla hükümsüzlüğünü haykırabilene… Ona yoldaşlık eden tüm güzel insanlara selam olsun.

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar İshak Koç - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz


Anket Andımız referanduma götürülmeli mi?