Bir garip ülke!

Gündem o kadar hızlı değişiyor ki, takip edebilmek mümkün değil. Nerede hareket orada bereket derler ama ülkemizde bereketin hayırdan yana olduğunu görmek biraz zor. Özellikle adalet, ekonomi ve eğitim gibi konularda tartışmalar hiç bitmiyor.

Bugünlerde buna bir yenisi daha eklendi. O da KHK ile ihraç edilen hekimlerin SGK ile anlaşması olan özel hastanelerde çalışmasını engelleyen yasa. “Sosyal ölü” haline getirilmeye çalışılan binlerce insan ve ailelerinden bahsediyoruz.

Birileri çıkıp bunun büyük bir zulüm olduğunu hatırlattığı zaman da “FETÖ’nün siyasi ayağı” damgası yiyor. FETÖ’yle yakından uzaktan ilgisinin olmadığı bilindiği halde.

Yıllarca bu adamlarla kol kola girmiş, beraber yürüyüp yağmurda beraber ıslanmalarına rağmen, birlikte yiyip içtikleri günleri unutuyor, kendilerinden başka herkesi vatan haini, FETÖ’cü ilan ediyorlar. Ne büyük iftira, yalan ve ne haksız bir manipülasyon.

En komiği de şu; hayatında hiç FETÖ denen adamların yanından bile geçmemiş, bu grupla hiçbir ilişkisi olmayan bir milletvekilinin, sırf haksızlıkları söyledi diye yıllarca bunların sözcülüğünü yapmış bir gazetecinin döne döne FETÖ’cü diye yaftalaması en hafif tabirle pespayelik olur. Buna kargalar bile güler! Olsa olsa yılın fıkrası diye anlatılır.

***

Bugün sorulması gereken asıl soru şu; ülke bu kadar yılda, nasıl da bu hale geldi?

12 Eylül ihtilali günlerinde hatırladığımız ve her fırsatta kınadığımız uygulamalar bugün sıradanlaştı. Nasıl da enflasyonda olduğu gibi güvenlikte de bu kadar geriye gittik.

Son yıllarda AB süreciyle birlikte gülümseyen, toplumla hemhal olan, normalleşen halka sevimli hale gelen emniyet güçleri şimdi birdenbire katılaştı, despot yönetimin temsilcisi gibi oldu.

Şehirlerin girişinde abluka, ekip otoları,  girişlerden çıkışlara kadar defalarca tekrar eden “araç dur, kimlik sorgula, arama yap, hepiniz aşağı inin, kemer çıkar, ellerini kaldır, tekrar geç” hitapları. Neredeyse şehrin girişine bir x-ray cihazı yerleştirip tek tek herkesi arayacaklar.

 İnsan düşünmeden edemiyor, acaba biz sınırı geçtik de farkına mı varmadık? Arabada küçük çocukların bitmek bilmeyen sorularıyla ve ardı arkası kesilmeyen bu uygulamalarla korku psikolojisi ile yolunuza devam ediyorsunuz.

Şehrin girişlerinde kurulan bu kontrol noktaları, iş çıkışlarında özellikle otoban ve E-5 karayolu gibi yollarda süratle şehre girmekte olan araçların kaza yapmalarına da neden oluyor ve trafik bir anda içinden çıkılmaz hale geliyor.

15 Temmuz hain darbe girişimi sonrası ilan edilen Olağanüstü Hal uygulaması resmen sona erdi. Ancak hâlâ tüm şehirler güvenlik kuşatmasında. İllerin, ilçelerin giriş çıkışları güvenlik güçlerine ait araçlarla ve elleri ağır silahlı güvenlik güçleriyle dolu.

Zaten şehrin tüm giriş çıkışlarına, meydanlarına ve her yere yerleştirilen MOBESE kamera sistemiyle kontrol –fazlasıyla- yapılıyor. 

Pek çok ülkede, bir ülkeden başkasına geçişte olmayan kontroller, ne yazık ki ülkemizde herhangi bir ilçeden başka bir ilçeye geçişte yaşanıyor. Hiç abartısız, bazı illerimizde 15 kilometre mesafe yol giderken üç ayrı çevirmeden geçiyorsunuz.

Avrupa ülkelerinden söz etmiyorum. Orada zaten bir ülkenin başlangıcıyla bitişini ancak yola çizilmiş boyadan anlarsınız. Tabela bile yok. Ama mesela Malezya’dan Singapur’a geçerken otomobilinizden sadece gişeye para öder gibi pasaportlarınızı uzatıyor ve çıkıyorsunuz.

***

 Güvenlik uygulamaları sadece bunlarla sınırlı değil. Herhangi bir kurumda işiniz varsa; “Bir terör örgütüne üye misin? Git temiz belgesi al gel.” Başvuru bitiyor, tekrar aynı şekilde başka bir kurumda işiniz var. Acaba o arada üye oldun mu? Tekrar aynı süreci takip et. Derken işler hep böyle vatandaşı canından bezdiriyor.

Bir de beraat kararı aldığı halde birçok kurumda hâlâ fişlemesi devam eden, işine dönemeyen niceleri.

Demek ki ülkenin genel asayişinde bir problem var. Peki, bu güvensizlik paranoyasının müsebbipleri kimler? Yoksa bunu bir korkutma aracı olarak mı kullanıyorlar?

Geldiğimiz nokta acı ve üzücü. Yaşadıklarımız size çok mu normal geliyor? Bir garip ülkeyiz vesselam.

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar Dr. Necmettin Çalışkan - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz


Anket Andımız referanduma götürülmeli mi?