İslam ve Demokrasi -1-

Partiler, demokrasi dininin mezhepleridir.” Bu cümleyi, bundan kırk yıl önce Bayburt’ta fıkıh sahibi bir ağabeyimiz (merhum H.Ahmet Yağmur) kurmuştu. Bu cümledeki anlama biz ancak son yıllarda ulaşabildik. Cümlede iki kelime Batı kökenli: Parti ve demokrasi. Ve biz, bize ait olmayan, başka bir dünyanın/medeniyetin kelime ve kavramlarıyla iletişime mahkûm edilmişiz. Ne kadar mümkün? Nerdeyse imkânsız. Aynı kelime ve kavramlara aynı anlamlar yüklenmezse iletişim, hele hele uzlaşma neredeyse imkânsızlaşır. Üstelik kelimeler/kavramlar günümüzde olduğu gibi içeriği, ruhu, anlamı değiştirilerek, genişletilerek, daraltılarak da sömürülebiliyorsa istenen vahdet/ kardeşlik sağlanamıyor. Kendimize ait olmayan kavramlarla kendi medeniyetimizi, kendi tarihimizi ruh köklerimizi tanımlayamıyoruz. Bu gerçeği “batı uydusu” olmayan birçok düşünce/fikir yıldızlarımız açıkça haykırmışlardır. Bunlardan birisi de Cemil Meriç merhum: “Fransız ihtilali Avrupa’daki mukaddesleri yok etti. Ama ‘kamus’a dokunmadı.” “Kamus, namustur, ahlaktır, inançtır, medeniyettir...” ifadeleriyle bizdeki devrimleri, özelde de “dil” devrimini eleştirmiştir. Böylece mazimizle/köklerimizle/kimliğimizle köprüler atılmış, bağlarımız kopartılmak amaçlanmıştır. Ne yazık ki, birbiriyle konuşamayan, anlaşamayan, uzlaşamayan bir yığın haline getirildik...

Batıda dinin (Hıristiyanlık/kilise) egemenliğine dayalı yönetime “Teokrasi”, bunun dışında/buna karşı “halkın egemenliği”ne dayanan yönetime de “demokrasi” deniyor. Özetle hayatımızdaki hukuki, siyasi, ekonomik, sosyal vb. tüm alanlardaki ilişkilerimizde söz/egemenlik/irade kimin olsun? İlahi iradenin mi, yoksa beşeri (insan) iradesinin mi? İlahi hukuk mu, laik/seküler hukuk mu? Cemil Meriç merhum: “İslam teokratik değil, nomokratiktir (ilahi hukuk egemendir)” derdi. Şeriat, istisnasız herkesi bağlar.

Egemenlik kavgası Batı’da kilise ve krallar arasında yüzyıllarca sürdü. Laiklikle sonlandı. Kilisenin dini, halkı sömürmesi nedeniyle dinden soğuyan, uzaklaşan anlayış laiklik/demokrasi görüş ve inançlarını besledi. Batı, dini reddedip, hayatından kovunca bunun boşluğunu “izm”lerle, “ideoloji”lerle doldurmaya, çözümler aramaya yöneldi. Tüm siyasi, hukuki, felsefi doktrinler, sistemler çelişkileri de olsa gündemde oldu. Benimsendi, uğrunda kavgalar, savaşlar yapıldı. Bizdeyse laiklikle dinimiz de milletimiz de bölündü. Dinimizle devletimiz, dünyamız birbirinden ayrıldı, çatıştırıldı. Elimizde ne kaldı?

Özetle demokrasi tüm kurumlarıyla, çelişkileriyle, ilkeleriyle tüm ideolojilerin (laisizm, liberalizm, sosyalizm, ateizm, hümanizm, pozitivizm, anarşizm, faşizm...) anası olmuştur. Laik-dindar, sağ-sol kutuplaşma ve çatışmaları sağlandı.

Bizde 1839’dan itibaren resmen başlayan Batılılaşma (kimliğimizden, İslam’dan, tarihinden, ruh kökünden uzaklaşma) sürecini AB’ye tam üyelik ile tamamlamak bir devlet siyaseti olarak -halka rağmen- sürmektedir. Tüm devrimler bu amaçla yapılmıştır. Batılılaşmaya M. Akif, Eşref Edip, Nurettin Topçu, Necip Fazıl, C. Meriç (Allah hepsine rahmet eylesin), Sezai Karakoç gibi yıldızlarımız itiraz etmişlerdir. Başta demokrasi, laiklik olmak üzere partiler de, ideolojiler de ithal edilmiştir. Partinin bizdeki karşılığı hizip, fırka kavramlarıyla ifade edilir. İslam tevhit dini, ilahi kaynaklı. Tüm Müslümanların kardeşliği/birliği ilkesi öne çıkar. Demokrasilerde farklı görüş ve sistemler doğal olarak çok partili hayatı gerekli kılıyor. Zaten dini reddeden anlayışlar çeşitlenince, örgütlenince partiler ortaya çıktılar.

Demokrasi tüm özellikleriyle; anlamıyla, ilkeleriyle, doğuşu, kaynağıyla seküler, laik bir din/düzen/ hayat tarzıdır. Ahireti de yoktur.

Biricik Hak din İslam’ın mümin/Müslüman ulema arasındaki yorum/anlama farklılıkları itikatta / inançtü/akaitte “ehlisünnet-ehli bidat”,”maturidi-eşari”,”sünni-şii”, ameldeyse “Hanefi, Şafii, Maliki, Hanbelî” mezhepleri olarak ortaya çıkmıştır.

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar Bahaddin Elçi - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz


Anket Andımız referanduma götürülmeli mi?