Şehirlerin ruhu

Tarihe damga vurmuş şehirlerin hepsinin kendisine ait bir ruhu vardır. Bir bakışta anlaşılan, “İşte bu şehir, o şehirdir” diye hemen kavrayabileceğiniz, zihinlerinizde yerini edinen silüetleri vardır. İstanbul, Şam, Mekke, Medine, Kudüs… Bütün bu şehirler, tarihten aldıkları değerleri, kuşak kuşak miras olarak bırakmışlar, bu değerlerle tarihin her döneminde var olmuşlardır.

Şimdi size soruyorum: Tarihteki değerleriyle, güzellikleriyle, silüetiyle İstanbul, 1950’lerin, 1970’lerin İstanbul’uyla aynı mı? Kesinlikle hayır… Peki, İstanbul’un tarihsel vizyonuna, silüetine kim hançer soktu? Kim bu şehrin güzelliğini hançerledi? Bu değerleri bizlere miras bırakacak olan yerel yönetimlerdir. Kuşaklar arası geçişi sağlayabilecek olan yerel yönetimlerin başındaki insanlardır. Maalesef, bugün İstanbul, öz değerini, güzelliğini, tarihe damga vuran silüetini kaybetmiş durumda. Çünkü başta yerel yönetimler olmak üzere, bu şehirde yaşayan bizler, bu özdeğerleri kuşaklar arası geçiş yapacak nitelikte birbirimize aktaramadık. Önümüzde bir yerel seçim süreci var. Bu seçimlerde yaşadığımız şehre güzellik katacak, marka değeri verecek hizmetleri yapacak yerel yönetimleri işbaşına getirmemiz gerekiyor.

Yerel seçimlere doğru adım adım gidiyoruz ama, şehirlerin geleceğiyle ilgili fikir üreten yok. Oysa bu seçim, genel siyaset kadar, bölgesel şartlar dikkate alınarak düşünülmesi gereken bir seçim. Çünkü yaşadığımız beldelerle, şehirlerle, ilçelerle ilgili bir karara varacağız. Yaşadığımız bölgeyi geleceğe taşıyacak, dürüst, ehliyetli, liyakatli, ferasetli, hakkaniyetli, vizyon sahibi insanları bulup işbaşına getirmek mecburiyetindeyiz.

Şehirlerimizi ne yapmak istiyoruz? Maalesef, köyden kente göç olgusu, şehirlerimizin dinamiklerini sarstı. Gecekondu kültürü, şehirleşme ve medenileşme kavramımıza darbeler indirdi. Şehirlerimiz artık içinde yaşayan insanları sıkıyor, bunaltıyor. Hiçbirimiz büyük şehirlerde yaşadığımız hayattan memnun değiliz. Çünkü işbaşına gelen yerel yönetimlerin de sloganlarla, makyaj belediyeciliğiyle, göz boyayarak yaptıkları işler şehirlerimizdeki sorunları katlayarak büyüttü. Trafik sorunumuz büyüdü… Çevre problemimiz büyüdü… İnsanlık sorunlarımız büyüdü… Dayanışma, kaynaşma problemlerimiz büyüdü… Bir metrekarelik yeşilliğe hasretiz şimdi. Kültürel evrilme öylesine bir boyuta taşındı ki, yanı başımızdaki komşudan haberimiz yok. Tok açın halinden anlamıyor şehirlerimizde. İnsanlık vicdanı yok oluyor, bu yerel yönetim anlayışlarıyla… Çünkü bu şehrin kimliği kayboldu… İnsanları kimliksizleşti, ilişkileri yavanlaştı, vicdanları köreldi… Bu şehre ruhun veren değerler yok oldu. Bu şehre ruhunu verecek birilerini bulmak lazım!..

Peki medya, bu süreci nasıl yönetiyor? Müthiş bir dezenformasyon sürecini yaşayarak yerel seçimlere doğru adım adım gidiyoruz. Net, berrak, doğru ve hakkaniyetli bir bilgilendirmeye yine hasret kalacağız bu seçimlerde. Medya yine bildiğini okumaya devam ediyor. Zihinleri dönüştürme operasyonuyla, masa başı stratejileriyle, ayrıştırılan safların arasına doldurulmaya çalışılan yığınlarla, kirli bir siyaset oyununun figüranları olarak kullanılıyoruz maalesef. Strateji çok açık: “Güce itaat edin… Gerisini sorgulamayın”… Analitik düşüncenin iflas ettiği, insanların olan biteni sorgulamaktan aciz olduğu bir memlekette, medyanın bizlere vaz’ettiği tablo elbette bu olacak. Türkiye’de medya, kendi menfaatlerinin dışında hiçbir şeye itibar etmez. Onlar için genel geçer tek akçe vardır: Menfaatlerinin devamı. Basın özgürlüğüymüş, haber yapma özgürlüğüymüş, insanların haber alma hakkıymış, doğru ve güzeli yorumlamaymış… Bunların hepsi fasaryadır. Şehirlere ruh kazandırmak, hepimizin görevi. Bunun için yerel seçimlerde, çok önemli kararlar alıp, vizyon sahibi yöneticileri işbaşına getirmek zorundayız. Medyanın, siyaseti karıştırıp yerel seçimlerden rant elde etme görüntüsüne de kanmayalım!

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar Nedim Odabaş - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz


Anket Andımız referanduma götürülmeli mi?