Reklamı Kapat

Zulümden Öte

İspanya’da son Gırnata (Granada) Emirliği’nin yıkılması üzerine buradaki Yahudilerin bir kısmı Hıristiyan olurken, bir kısmı da Avrupa’nın çeşitli bölgelerine bazı adalara göç ederler. Felemenk olarak adlandırılan Hollanda’nın Amsterdam kentine yerleşen ve Marannos olarak adlandırılan Yahudiler arasında Spinoza’nın ailesi de vardır. Baruch adını Latince “Benedictus” olarak değiştirir. Sıkı bir Yahudi eğitimi görmesine rağmen, Descartes felsefesini benimser ve yaptığı yorumlar ile kendine Descartes Akılcılığı içinde önemli bir yer edinir. Öte yandan Benedictus Spinoza, Tevrat ve yorumu olan Talmud üzerine yaptığı yorumlar ile Yahudi topluluğunca dışlanır. Hayatını saat tamirciliği yaparak sonlandırır. Etika (çev. Hilmi Ziya Ülken, 3. Baskı, Ülken Yayınları, İstanbul 1984) ve Tanrıbilimsel Politik İnceleme (çev. Betül Ertuğrul, Biblos Yayınları, İstanbul 2008) adlı eserlerinde görüşlerini açıklar. Tevrat ve Talmud’un dayandığı görüşlerin sonradan yapılan yorumlardan meydana geldiğini delilleriyle ortaya koyması dışlanmasına neden olmuştur.

Sırf Spinoza örneğine bakıldığında bile, 1948’de kuruluşunu ilan eden bugünkü İsrail yönetiminin kuramsal bakımdan dayanağının kuşkuya açık olduğu söylenebilir. Tarihi bakımdan, özellikle Roma İmparatorluğu dönemi göz önüne alındığında Kudüs ve çevresinde Yahudilerin bulunduğu tespit edilse bile, bir takım mevzi yönetimler dışında belirleyici bir güç oldukları ileri sürülemez. Buna karşılık, Girit gibi adalardan geldikleri iddiasına rağmen Filistinli olarak bilinen topluluğun adıyla anılan Filistin’in varlığı her türlü kuşkudan uzak açık bir gerçeklik olarak bilinmektedir.

Filistin odağında Ortadoğu, daha geniş anlamda Akdeniz bölgesinin tarihinde Filistinliler, farklılık gösterse de, daima var olmuşlardır. Bölgenin, doğu ve batı bakımından taşıdığı önem, çeşitli dönemlerde ortaya çıkan olayları, doğrudan ve dolaylı etkilemesi açık bir gerçeklik olarak bilinmektedir. Önemi ve belirleyici konumu itibariyle Filistin bölgesi ve burada yaşayan halkların tarihi, yıkım ve acıları da barındıragelmiştir. Bunun dönüm noktalarından birisi de I. Dünya Savaşı sürecinde, Britanya yani İngiliz İmparatorluğu’nun izlediği, ama gerçekleştiremediği siyasetidir. O siyasetin mirası düşmanlık, savaşlar, çatışmalar, fitneler, istikrarsızlıklar, katliamlar ve düzensizlikler olmuştur. Bu mirası, bir zamanlar kolonileri olan Amerika’ya aktarmıştır. Ancak, Amerika, kaba ve vahşi zihniyet ve kültürden bir türlü kurtulamadığı için, desteğiyle de karşıtlığıyla da daima huzursuzluk, çatışmalar, savaşlar, iç karışıklıklar getirmiştir. Girdiği bölgelerde, topraklarda sadece ölüm, yoksunluk ve yoksulluklar, acılar ve hüzünler bırakmıştır. İnsan olabilme ve insan kalabilme imkânlarını ve yollarını da yok etmiştir.

Güya Sion Dağı’ndan mülhem olarak tanımlanan “Siyonizm”, aslında İngilizlerin, aynı zamanda Avrupalı bazı devletlerin cesaretlendirmesi ve yönlendirilmeleriyle, Ortadoğu Müslüman ve Hıristiyan halklarının başına geçirilmiş bir bela örtüsüdür. Netanyahu, Filistin halkını kastederek “hayvansı” benzetmesini yaparken, gerçekte, aynadaki kendi görüntüsünü tasvir etmiştir. Onun içindir ki, İsrail, kendini devlet olarak nitelendirirken, gerçekte, marazlı ruhundan bir türlü atamadığı bir ukdeyi, saplantıyı dışa vurmaktadır. Bizzat kendi kamuoyunda bile “çete”, “haydut” olarak adlandırılması, bu ukdenin, saplantının bir ifadesi sayılmalıdır. Bu bakımdan, İsrail, bir devlet değil, “devlet” olabilme arzusunun asla gerçekliğe kavuşamayacağı marazlı bir ruhun sayıklamasıdır. Niçin olamayacağını, bunca yıllardır yaptığı vahşetle, ilkellikle, acımasızlık ve saplantılarla ortaya sermektedir. Bu türden marazlı bir ruh taşıyan kişilerin, kuruluşların, örgütlerin ve kimi devletlerin desteğini alması, aynı ikiz ruha sahip olunduğunun bir göstergesidir. ABD bu göstergeyi taşıdığını desteğiyle ortaya koymaktadır. Ancak, ABD’yi “İngiliz”den soyutlayarak düşünmek büyük bir yanılgıdır.

Fakat bütün oyunların üstünde Allah’ın da bir oyunu vardır ve o adaleti mutlak olarak içkindir. Lübnan/Beyrutlu kapı komşum ve yeni yeni dillenmeye başlayan çocuğunu her gördüğümde, o değişmez ve mutlak adaletin gerçekleşeceğini düşünüyor ve bekliyorum. Bir gün mutlaka!

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İsmail Kıllıoğlu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Erdoğan tarafından 'yüzde 5' ek zamla duyurulan 10 bin TL'lik emekli maaşı sizce yeterli mi?