iPhone’larımızı kıracak ama ajan papazı vermeyecektik!

Ülkem insanı çok değil, yakın bir zamanda tanışmıştı Papaz Brunson gündemiyle. Fakat öyle seri, öyle hızlı akışla gelişti ki her şey; hatırlamak, olup bitenleri alt alta dizmek, yan yana getirmek bile çok zor. Anlamak, idrak etmek için de bu matematiği işletmemiz gerekiyor.

Hatırlayalım önce…

 “Papaz” diyoruz ama Brunson aslında bir pastör… “Pastör”; Evanjelik din adamlarına verilen isim. Daha anlaşılır olsun; Evanjelik papazlara “pastör” deniyor. Evanjelikler de malum; “Siyonist Hıristiyanlar” olarak bilinirler ve Büyük İsrail’in bir an önce kurulması için çalışırlar. Papazlar belki sadece dinleri ile birlikte anılırlar, fakat pastörler dinlerinden yani Hıristiyanlıktan daha çok Siyonist hedeflere olan inançları ve Siyonist projelerdeki aktif görevleriyle meşhurdurlar. Anlaşılan o ki Brunson da Türkiye’de bulunduğu 20 yıl boyunca Evanjelizm’in “pastör”ü olmanın gereklerini kutsal vazife saymış.

Aralık 2016’da FETÖ’ye üye suçlamasıyla tutuklandı Pastör. O gün bugündür ne manşetlerden indi ne de ekranlardan düştü. “Ver papazı, al papazı” açıklamalarıyla birlikte “Papaz Brunson” davası hızla popülerleşti. Bir dönem PYD/YPG üzerinden yapılan “Ey Amerika” söylemlerinde kullanılan cümlelerde artık “ajan, papaz” kelimeleri kullanılıyordu.

OLAYLARI, İSİMLERİ FARKLI AMA FORMATI AYNI GÜNDEM

Yine alışık olduğumuz süreçlerden birini daha yaşıyorduk. Olay ve isimler farklı ama format aynıydı. Belgeler gazete sayfalarını süsledi, fotoğraflar yayımlandı ve tabii ki yine şemalar çizildi. PastörBrunson’un A takımı bile ifşa edilmişti. Hatta, “15 Temmuz’un başarılı olması halinde Pastör’ünCIA’in başına geçeceğine” dair manşetler bile atılmıştı. Hukuk (!), ajan papazın üzerine titizlikle yürüyordu. PastörBruson’un ajanlığı, devlete karşı işlediği suçlar bir taraftan medyada çarşaf çarşaf yazılıyor, çiziliyor ve gösteriliyordu. Diğer taraftan da “devlet”, bütün bunları bizzat kendisi masalara taşıyor, devletlular da yüksek sesle arş-ı âlâ’yı titretiyordu. Görülen o ki, Türkiye büyük bir balık yakalamıştı, mesele artık devlet meselesiydi.

EKONOMİK KRİZİN ÜSTÜ OKKALI AJAN PAPAZ CÜMLELERİYLE ÖRTÜLÜYORDU

Dolar alıp başını gitmeye başladı. Aslında uzun zaman önce aramıza giren, yıllardır sinsice bizimle birlikte yaşayan ama henüz kendisini hissettirmemiş olan kriz de kapıyı çaldı… İktidar medya ittifakı hemen adresi gösterdi: Kriz falan yok, her şey hain, ajan Papaz Brunson’un yüzündendi. 

Türkiye, bu ekonomik saldırıya pabuç bırakmayacaktı. Cumhurbaşkanı Erdoğan başta olmak üzere bütün AK Parti sözcüleri okkalı okkalı cümleler kuruyor, tarihsel derinlikte duygular okşanıyordu. Hamasetle krizin üstü örtülüyor, krizin muhtemel sorumluluğundan sıyrılmak planlanıyordu. 

iPHONE’LARIMIZI KIRACAK, AMA BU PAPAZI VERMEYECEKTİK!

Anlayacağınız doların artışı ve yaşanmakta olan kriz de PastörBrunson’a kilitleniyordu. “Türkiye’de kriz yok, ekonomi çok iyi, bütün bunlar Papaz’ı vermediğimiz için başımıza geliyordu” mesajları veriliyordu. Gerçek ne olursa olsun, halk böyle düşünmeliydi. Halk krizin şaşkınlığını yaşarken düşünmesi gerekenleri kendi kendine düşünemezdi. Hemen harekete geçildi ve Milli Mücadele çağrıları yapılacaktı. Bu çağrılar kısa zamanda kampanyalara da dönüştü. Bu uğurda iPhone’lar kırıldı, “Vestel”ler işaret edildi. “iPhone’larımızı bile kıracak ama bu ajan papazı vermeyecektik” cümlesi artık kahvehanelerde bile konuşulur hale gelmiş, sloganlaşmıştı. 

Yani PastörBrunson, Türkiye’de Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı ve 16 yıllık AK Parti iktidarını ekonomik krizden beri kılan bir kalkan haline dönüştürülmüştü. Ne Erdoğan, ne ekonomiyi yönetenler ne de 16 yıllık AK Parti iktidarının ekonomik krizde bir kabahati elbette olamazdı. Brunson, can simidi gibi yetişmişti.

Daha da tuhaf şeyler oldu… Sadece bir misal:

Bir gazetenin bir genel yayın yönetmeni Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı Amerikan saldırılarından korumak için kolları biraz fazlaca sıvıyor ve “Artık Türkiye’yi o… çocukları yönetmiyor” vurgulu köşe yazısı bile kaleme alabilecekti:

“Ama mademki tehdit bu Papaz üzerinden yapılıyor, bütün bunlardan sonra, yargının doğal akışıyla bile olsa; Brunson’ın bırakılması, tamamen bu tehditlerin sonucu olarak algılanacaktır.

Ayrıca bu sipariş krizin özellikle, Trump’ın en çetin rakiplerinin düzenlediği BRICS Zirvesi’ne davet edildiğimiz, hatta Erdoğan-Putin zirvesinden birkaç dakika önce patlatılmasının da özel bir anlamı var.

Türkiye’yi artık “o… çocukları” yönetmiyor

Ne pahasına olursa olsun ABD’nin, Türkiye’nin bağımsız bir ülke olduğunu öğrenmesi gerekiyor. Ve öğrenecekler…”

TRUMP’IN DA DERDİ OLAYI FIRSATA ÇEVİRMEK OLUNCA…

Türkiye’de Erdoğan ve etrafı Brunson olayını fırsata çevirirken, Trump da Amerika’da başkanlığını perçinleyebilmek için Siyonist sermaye ve lobi gücüne Brunson üzerinden önemli mesajlar veriyordu. Kudüs’ü İsrail’e başkent ilan etmesi ile Amerikalı Yahudiler nezdinde sağladığı güveni EvanjeliklerinPastör’ünü de kurtarmakla taçlandıracaktı. PastörBrunson herhangi bir Amerikan vatandaşı değildi Trump için. Trump da Brunson olayını fırsata çevirmenin planlarını yapmakta gecikmeyecekti. Hem Amerika’da hem de Türkiye’de durum kurtarıyordu Brunson. 

KAYITLARA GEÇEN MEŞHUR DİYALOGLAR…

Önce Erdoğan’ın ABD’nin baskılarına karşı çıkışları:

“Papazı verin” diyorlar. Bir papaz da sizde var. Bize verin, biz de onu size verelim.”

“Bu can bu bedende olduğu sürece o teröristi alamazsın.”

Bu da Trump’tan cevap:

“Rahip Brunson’a casus diyorlar. O casussa ben ondan daha casusum.”

ÜSTELİK CHP VE İNÖNÜ GÜNDEMLERİ DAHA YENİ TÜKETİLMİŞTİ…

Gelelim hikâyenin sonuna…

Önce Amerikan medyası yazdı… Mutlu sona az kalmıştı.

Sonra da Trump ardı ardına üç Twitter mesajı yayınladı;

1- “PastörBrunson için çok çalışıyoruz.”

2- “Düşüncelerim ve dualarım PastörBrunson’la birlikte. Yakında eve güvenle dönmesini umuyoruz!”

3- “PastörBrunson serbest bırakıldı. Yakında evde olacak.”

Brunson için çok çalışılmış olması gösteriyordu ki; konu bağımsız Türk yargısına bırakılamayacak kadar önemliydi. Besbelli mesele “yukarılarda” bir yerlerde halledilmişti. Gizli tanıkların ifadelerini düzeltmesi bağımsız Türk yargısının işini kolaylaştıracaktı. Geriye haber anonsları, ekranlardaki son dakika kuşakları kalmıştı.

Amerika’da bayram havası estirilirken, zor olansa maalesef yine bizimkilere düşüyordu. Onca sözden, onca nakarattan, onca heyheyden sonra bu kara lekenin temizlenmesi öyle bir çırpıda olacak iş değildi zira. Üstelik CHP ve İnönü gündemleri daha taze tüketilmişti.  Nezaketle ifade etmiş olayım; ne siyasi iradenin ne de siyasi medyanın “manevra kabiliyeti” kalmamıştı. Güler misin, ağlar mısın cinsinden atılacaktı manşetler, başlıklar: “SAKIN HA BİR DAHA UĞRAMA”.

Önce Trump; sonra da Erdoğan attıkları tweet’lerle krizi tatlıya bağladılar;

Trump: “Serbest bırakılan PastörBrunson ile 21:30’da Oval Ofis’te görüşeceğim. Onunla görüşmek ve tanışmak harika olacak. Brunson, çok zor zamanlardan geçti, o harika bir Hıristiyan. Yardımı için Başkan Erdoğan’a teşekkür etmek istiyorum.”

Erdoğan: “Sayın Başkan @realDonaldTrump, her zaman vurguladığım gibi Türk yargısı kararını bağımsız bir şekilde verdi. Umuyorum ki ABD ve Türkiye iki müttefike yakışır biçimde işbirliğine devam eder. PKK, DEAŞ ve FETÖ başta olmak üzere terör örgütlerine karşı ortak bir mücadele yürütür.”

 “Terörist” dediğimiz, ajanlık belgelerini haykırdığımız Brunson’larını ülkesine uğurladıktan (!) sonra hâlâ ABD ile iki müttefike yakışır işbirliği temennisi. 

BİLEREK DEĞİL, HATIRLAYARAK TASNİF EDER, DOĞRU SONUCA GİDERİZ

Bütün bunları aslında son birkaç cümle için hatırlattım. Düşünmek için önce hatırlamak gerekir ilkesini hatırlayarak tabii. Hafıza, bilmek değil, hatırlamaktır. Olaylar tahlil edilirken tasnif gerekir; tasnif için de bilmek değil hatırlamak gerektir. Çünkü bilmek, hatırlamıyorsan eğer yetersiz kalabilir. Bildiğimizi hatırlayarak tasnif edebiliriz. Başa dönecek olursak, olayın matematiğini işletmek için önce olayın bütün yönlerini, parçalarını hatırlamak ve bunları gerektiğinde alt alta, gerektiğinde de yan yana tasnif etmemiz gerekir. Bilerek değil hatırlayarak tasnif ederiz, tasnif ettikçe de doğru sonuca gideriz.

PASTÖR BRUNSON OLAYI SİYASİ TARİHİMİZE KARA BİR LEKE OLARAK GEÇECEKTİR

Şu bir gerçek ki; PastörBrunson’un serbest bırakılış süreci Türk siyasi tarihine kara bir leke olarak geçecektir. Brunson’u serbest bırakmakla Brunson’dan kurtulmuş da değiliz. Bu sürecin psikolojik sonuçlarını da yaşayacağımız aşikârdır. PastörBrunson olayı tezlere konu olacak derin bir vakıadır. İyi yürütülememiş, yönetilememiştir! Sadece siyasi iktidar ya da iktidarın medyası değil; Cumhurbaşkanı Erdoğan da dahil topyekûn iyi bir sınav vermemiştir. Bağımsız Türk yargısı değil, siyasiler sürecin başaktörü olmuştur. Zira yargıya yargılama imkânı da, yargılama zemini de bırakılmamıştır. “Yargı bağımsızdır, biz değil yargı serbest bıraktı” ana fikirli basın toplantılarıyla durum idare edilmeye kalkışılsa da, hatalar zinciri herkesi bağlamaktadır. Daha önce Brunson’u ABD’ye vermemek için Trump’a karşı kurulan “yargının bağımsızlığı” sözleri, bu kez “bizim suçumuz, bizim bir kabahatimiz yoktur” manasında millete karşı kullanılmaktadır. Yani “Ajan papazı biz vermedik, yargı adaletle böyle hükmetti”ye getiriliyor olay. Peki buna kim inanıyor!?.

BRUNSON, İÇERDEKİ DELİKLERİN YAMASI OLARAK KULLANILMAK İSTENDİ

Brunson olayı zannedildiği gibi ABD ile ilişkilerin parçası değil, iç politikada enstrümanı olarak yönetilmeye kalkışılmıştır. Yine zannedildiği gibi Amerika’ya “koz” olarak değil de FETÖ’ye karşı bir koz olarak kullanılmıştır. Yine zannedildiği gibi PastörBrunson Amerika’nın baskılarına karşı bir kalkan olarak değil, iç politikadaki deliklerin kapanmasında yama olarak kullanılmak istenmiştir. İşte tam da bu yüzden Brunson olayı çökmüştür. Eğer ABD Başkanı Trump da Pastör’ü kendisine fırsat olarak görmeseydi, Brunson olayı Türkiye’de  iktidar zafiyetlerinin tümünün içerisine atılabileceği bir torba olarak dikilebilirdi.

KENDİ KALESİNE GOL ATAN TAKIM GÖRÜNTÜSÜ VERİLDİ

Brunson sürecinde kendi kalesine gol atan takım görüntüsü verildi. Dikkat ederseniz, “kendi kalesine gol atan devlet” demedim, “takım” dedim. Takımların performansı güne, şartlara, olaylara, ruh haline hatta hava şartlarına göre değişebilir. Fakat “devlet” görüntü vermez, devlet zaten devlettir, karakterdir. Devlet politikalarında çiğnenmeyecek sağlam dayanaklar vardır. Türkiye, Brunson olayına devlet olarak yaklaşmamış olmanın travmasını yaşamaktadır bugün.

BRUNSON OLAYINDAN ÇIKARILACAK DERSLER…

  • Devlet, pencereye çıkıp bağırmakla yönetilmez.
  • Devlet; atılan manşetlerle, uçakta taşıdığımız gazetecilerin maharetleriyle yönetilmez.
  • Devlet algı yönetim teknikleriyle yönetilmez. Zira uluslararası arenada algı yönetimi ya da kurulan güçlü cümleler değil, güçlü devlet refleksleri işe yarıyor.
  • Devlet, kendi halkını algı yönetimine maruz bırakmaz.
  • Devlet, sözünü çiğnerse, içerde de dışarıda da inandırıcılığı kalmaz.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mustafa Kurdaş - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz

11

Beylerbeyi - Ortada Türk Devleti yok. Sadece bir muz cumhuriyeti ve onun ahalisi var.

Yanıtla . 1Beğen 18 Ekim 02:29
10

Faruk Kargı - Bu başyazılar daha sık olmuyor mu

Harika bir yazı yine

Yanıtla . 10Beğen 15 Ekim 14:27
09

Fatih Sultan - Dolar bir papaz yüzünden düşüşe geçti...Ülkeyi diğer dünya ülkeleri yanında zayıf gösterdi...Ben yine dünya ülkelerine osmanlı politikası yapacağım bakalım dik durunca dolar yükseliyormu...

Yanıtla . 2Beğen 15 Ekim 12:28
mozdemir
08
mozdemir

mozdemir - Bu süreçte her zaman olduğu gibi salvolar atıp daha sonra yerin dibine geçen ama hiç de yüzü kızarmayan nadanlara sesleniyorum: İnsan olun aslınıza dönün ki bir daha bu hatalara daha az düşmek durumunda kalasınız.

Yanıtla . 2Beğen 15 Ekim 12:20
07

Mehmet - Bu Brunson olayı başından beri zaten bir oyun, zaten hep oyunun biri bitiyor biri başlıyor. Bir papaz üzerinden casusluk yapma devri zaten çok eski devirlerde kaldı. abd'liler gelişen teknoloji ile zaten dünyada herkesi dinliyorlar, internet üzerinden tüm bilgilere ulaşabiliyorlar. abd'nin avrupa liderlerini dinlediği ortaya çıkınca, abd'liler açıkça "biz bilgileri medyadan mı öğrenecektik" demediler mi? abd-ab ile sözde gerilimlerin hiçbirine inanmayın. Bundan sonra artık sözde gerilimler yaşanmayacak ilişkiler daha aleni olacak gibi, açıklamalardan böyle anlaşılıyor...

Yanıtla . 3Beğen 15 Ekim 10:56
06

Şerif - Türkiye de, ''Ne olur beni kandır, beni uyut, beni sahoş et, beni uyandırma, gerçekleri görmek , duymak istemiyorum, bana yalan söyleyin, çalın ama bana da ufak tefek hırsızlık fırsatları verin '' diyen en az %75 seçmen kitlesi varken. daha çok aldatılırız.

Yanıtla . 9Beğen 15 Ekim 10:29
05

Abdurrahim Ceylani - Gerçekten güzel...

Yanıtla . 6Beğen 15 Ekim 10:28
04

Adam Smith - kaleminize sağlık .tek kelimeyle harika tesbitler olmuş...üzerine koyacak laf bulamadım.

Yanıtla . 6Beğen 15 Ekim 10:28
03

Bi̇lal Türkmen - harika bir köşe yazısı;konuyu çok yalın ve açıklayıcı anlatmışsınız.AKP hükumetinin ülkeyi düşürdüğü bu rezil durum daha güzel anlatılamazdı

Yanıtla . 7Beğen 15 Ekim 08:28
02

Maraşlı - Iyide kardesimmm bu kadar olay oldu.böyle bur surecten geçiyoruz.

Kim kirdiki iphonelarini..

Değiştirme zahmetinde bile bulunmadikki...

Yanıtla . 4Beğen 15 Ekim 07:45
01

Fazıl - '' PAPAZI VERMEMİZİN SEBEPLERİ!''

1- Ak Pati'nin kutsal bir parti olmaması!

2- Liderinin vahiyle gelmemesi!

3- Ak Partinin hatasız ve günahsız olmaması!

4- Liderinin hatasız ve günahsız olmaması!

5-Sayın Erdoğan'ın ''BİLGE BİR BAŞKAN'' olmamasıdır.

Dolayısıyla ''İPHONE'' telefonlarımızı kıracağımıza ''ELLERİMİZİ'' kırıp SAADET PARTİSİ'ni iktidar yapsaydık,''PAPAZI'' vermezdik!

Yanıtla . 10Beğen 15 Ekim 07:05

Şehir Markaları

1 yıllık yayın süresi ve makul bütçesi ile markanızı parlatın.

0 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Seçim ittifaklarını faydalı görüyor musunuz?