Ekonomik krizin neresindeyiz?

Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak, enflasyonla mücadele programını açıkladı. Sizi bilmem ama ben bu programdan hiçbir şey anlamadım. Cek ve cak edebiyatından başka ortada hiçbir şey yok. Şu yapılacak, bu yapılacak… Zincir marketler ürünlerinde yüzde 10 fiyat indirecek… İşadamları, bu programa yürekten destek verecek. Kriz, almış başını gitmiş, çarşı pazardaki yangın insanların evinin mutfağına düşmüş. Bir kilo domates 10 lirayı aşmış. Kimsenin umurunda bile değil!

Neredeyse 8 aydır Türk ekonomisinde dövizdeki dalgalanma dolayısıyla yüzde 40’a yakın bir devalüasyon meydana geldi. Dövizle borçlu olanların vay haline… Özellikle ithal ikamesiyle işlerini döndürmek zorunda kalan, yani, ara mallarını ithal olarak alan işadamları, neredeyse kapılarına kilit vurmak zorunda kaldılar.

Dövizdeki dalgalanma dolayısıyla enflasyona yansıyan kısım hala halledilebilmiş değil. Bakan Albayrak’ın özellikle devalüasyonun Türkiye ekonomisine ve enflasyona nasıl etki ettiği ve bu etkilerin nasıl ortadan kaldırılabileceği noktasında açıklama yapmasını beklerdik.

Türk yatırımcısı, sanayicisi krizlere karşı şerbetli durumda. 2001 krizinde Başbakan Bülent Ecevit’in önüne atılan yazar kasa, Türk ekonomisinde psikolojik kriz eşiğinin aşılmasına ve bir gecede artan döviz üzerinden binlerce esnafın mahvolmasına yol açmıştı. Ardından gelen dönemde sözde bankalara çeki düzen verildi, sağlıksız finans sistemine müdahale edildi. O dönemin batak bankaları, bu milletin sırtına neredeyse 50 milyar dolarlık bir yük bindirdi. Her şeyi güzel yaptıklarını iddia ediyorlar ama görünen o ki, değişen bir şey yok… Kriz dönemindeyiz ama bankalar yine bildiklerini okumaya devam ediyorlar. Ekonomik kriz tüm ağırlığıyla piyasaları kasıp kavururken, bankalar verdikleri üç kuruş kredilerde bile esnafın, sanayicinin boğazını sıkmaya çalışıyorlar. Prof. Dr. Osman Altuğ’un ifadesiyle, dünyayı 15 senedir finans ve enerji sektörünün getirdiği sermaye birikimi yönetiyordu. Bankacılık sistemi, üretim ekonomisini desteklemesi için var olan bir sistemdir. Üretimin çoğalması, esnafın rahatlaması, sanayicinin tıkandığı noktada yatırımlarına devam etmesi için vardır. Ama Türkiye’de bankacılık sistemi, ekonomiyi sıkboğaz etmekten başka bir şey yapmıyor. Açıkçası, hükümetin yaşadığımız bu kesif ekonomi krize karşı bir direnç göstermesini beklemiyorduk. Nitekim beklentimiz de gerçekleşti. Bendeniz gazetemizin ilaveler editörü olmam hasebiyle sürekli piyasadayım. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, reel piyasalarda yaşanan ekonomik kriz için, “Bunlar manipülasyon” demiş olsa da, iş adamlarının, esnafın ve işverenlerin nasıl bir kriz içinde olduğunu bizzat görüyorum, ağızlarından dinliyorum. Tayyip Erdoğan Başbakan olduğu dönemde, 2008 yılında yaşadığımız krizde de, “Kriz bize teğet geçecek” diyordu, ama esnafın sırtına vurulan yükler dolayısıyla binlercesi kepenklerini kapatmak zorunda kaldı.

Şu anda enflasyon resmi olarak yüzde 25 civarında. Her gün evine ekmek zorunda olan, fakat stokçular ve döviz rantçıları sebebiyle sürekli artan fiyatlar dolayısıyla gayri resmi enflasyonu yüzde 40’a ulaşan vatandaşımızın durumu ise içler acısı vaziyette.

Memlekette her gün binlerce esnaf kapılarına kilit vuruyor. Binlercesi siftah etmeden dükkânını kapatıyor. Kriz, öylesine kesif boyutlara ulaştı ki, artık işadamları daralmak, küçülmek zorunda kalıyorlar.  Bu kriz, bu memlekette sadece bir noktaya uğramamış olabilir… O da, AKP Genel Merkezi’ne, bir de Beştepe’deki saraya… Zira Beştepe’deki Saray’ın günlük harcaması, 1 milyon 800 bin TL imiş… Ha bir de tuzu kuru medya plazalarına…

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar Nedim Odabaş - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz


Anket Son dönemde TL'nin yabancı paralar karşısındaki değer kaybının asıl nedeni sizce hangisidir?