Sahip olduklarımız yorar

Eşya ile sahiplik bağı kuran insan, kendisinin olan bir malda başkasının hakkı yoktur diye düşünür. Bundan dolayı malını kimseyle paylaşmak istemez. Başkalarını, sahip olduğu malda gözü olan bir düşman olarak algılar. Binlerce yıl harcamakla tüketemeyeceği bir servete sahip insanın malını paylaşmaktan alıkoyan davranışın arka planında yatan düşünce budur. Ya da bir makamı sahiplenen bir kişi için o makama namzet herkes düşmandır.

Eksilme korkusu insanın sahip olduklarıyla alakalıdır. Çünkü eksilme olan ile mümkündür. Fazla mala sahip olanların daha fazla çalışma gayretinde olmalarının sebeplerinden birisi de budur. Kazanma hırsı, eksilme korkusunun bir sonucudur aslında. Bu korku daha fazla biriktirmeyi de beraberinde getirir. Bu mal ve servet için geçerli olduğu kadar makam, mevki ve itibar için de geçerlidir. 

Günümüz siyasetindeki statüko ve muhafazakârlık kavramlarının karşılığı tam da budur. Kişisel anlamda mevcut mal ve servetinin korunması ile siyaseten mevcudun ya da daha moda tabirle kazanımların korunması aynı psişik dürtülerden beslenir. Sahip olma dürtüsü sorunların ana kaynağıdır. Koruma ahlakı sahip olma ahlakıyla aynı motivasyondan beslenir. Hangi kaygıyla sahiplenirsen aynı kaygıyla korumaya çalışırsın.     

Mutsuzluğa sebep olan duyguların başında kaybetme korkusu gelir. Malı fazla olan ya da belirli bir makama sahip insanların kaybetme korkusu da fazladır. Bu korkularla yaşamak hem bizi hem de etrafımızdaki insanları yorar. Aslında korkular yaşamak kaderimiz değildir. Korkuları üzerimizden atma şansımız her zaman vardır.

Ebu Zer’in feryatlarına biraz kulak kabartmamız bizim için bu açıdan önemlidir. İnsan, ayaklarının altındaki dünyayı omuzladığı için yorulmaktadır. Dünyaya, kendisini asıl yurduna doğru taşıttırması gereken insan, koca dünyayı kendisi taşımaya çabalamaktadır. Bu çaba insana varlık amacını unutturduğu için sebebini bilmediği halde kalbi tedirgin ve endişelidir. Tedirgin kalp inşirah bulamayacağı için huzur ve sükûnetten uzaktır.

İnsan dünyada edindiklerini bir emanet olarak kabul ederse paylaşmayı kendisi için bir kayıp değil, bir kazanım olarak görür. Çünkü emanetler, mal sahibine iade edilmek üzere kendisinde beklemektedir. Emanet bir yüktür insan için, bu açıdan değerlendirdiğimizde dünya da bir emanettir. Yükü hafifletmek ise dünyalıkları üzerimizden atmakla mümkündür. Emanet sahiplenmek için değil, taşınmak için korunur. Asıl sahibinden asıl sahibine ulaştırmak emanet bilincinin bir gereğidir.

Mülkün asıl sahibi Allah’tır. Bu yüzden üzerimizde emanet olarak aldıklarımızı asıl sahibinin rızası doğrultusunda kullanmak zorundayız. O da bize malı ne kadar seversen sev, yakınlarla, yetimlerle, yoksullarla ve ihtiyaç sahipleriyle paylaşmayı emrediyor. Asıl mutluluk burada yatmaktadır. Çünkü huzur ve saadete paylaşmakla ulaşılır.

 

 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Muhammet Esiroğlu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Asgari ücret 2 bin 825 TL oldu! Zamdan memnun musunuz?