Reklamı Kapat

Kudüs Düşünce…

Üniversitelerin karşılıklı iş birliği çerçevesinde yıllar önce MÜ İlahiyat Fakültesi öğretim üyeleri ağırlıkta olmak üzere Kudüs’e düzenlenen geziye katılmıştım. Resmi niteliği dolayısıyla belirli bir program uygulanıyordu ve Türkiye’de bulunmuş bir diplomat, rehber olarak görevlendirilmişti. Tel Aviv ve Kudüs üniversitelerinde birer toplantı da yapılmıştı. Tel Aviv Üniversitesi’nde yapılan toplantıda uluslararası ilişkiler konusunda yapılan çalışmalar hakkında verilen bilgiler, doğrusu şaşırtıcıydı. Kudüs Üniversitesi’nde oluşturulmaya çalışılan Osmanlı araştırmaları birimi dikkatimizi çekmişti. Nitekim bir araştırmacı, yanılmıyorsam Osmanlı Devleti’nin XV-XVI. yüzyılları üzerine çalışmasını bizzat Osmanlı Arşivleri’nde gerçekleştirdiğini söylemişti. Tarihi boyunca birçok sorun yaşamak durumunda kalan, çoğunlukla da yeni yeni sorunların çıkmasına kaynaklık eden Kudüs ve çevresinin sınırlı sayıda askeri bir güçle yönetilebilinmiş olması merak ve hayranlıkla karşılanıyordu.

Program gereği Mescid-i Aksa ve Kubbetü’s-Sahra’yı ziyarete giderken, Doğu Kapısı (Kanuni ya da Osmanlı)’ndan girdikten sonra başlayan çarşı içinde geçerken, bir dükkândan genç bir insanın heyecanla bağırarak konuşmasıyla durduk. O genç insan, ihtimal tavır ya da konuşmalarımızdan, Türkiye’den gelmiş olduğumuzu anlamış olmalı ki, yüksek sesle bağırarak, neden geç kaldığımız mealinde sözler sarf ediyordu. İnsiyaki olarak “artık geçti” şeklinde başlayan birkaç cümleyle söylendim kendi kendime, yanımdaki arkadaşlar da duydular. Rehberin yürümesi üzerine onu izleyerek Aksa kapısına ulaştık. Rehber, iki askerin beklediği kapıdan içeri girmedi, biz topluluk olarak denetimden sonra içeriye geçtik. Meğer, inançları gereği Yahudi olan birisinin ancak Ağlama Duvarı önüne kadar gidebilmesine izin varmış, daha ilerisine gidemezmiş. Nitekim gezinin gerçekleşmesinde katkısı olan ve ilahiyat fakültesinde İbranice dersleri de veren İstanbul Musevisi de içeriye girmedi. Nedenini ondan öğrenmiştim.

Gezi programında olmadığı halde, o sırada Türkiye ve dünya kamuoyunda yoğun bir ilgi odağı olan Batı Şeria’yı ziyaret etmeyi ısrarla istememe rağmen, gerçekleştirmek mümkün olmadı. Görevlendirilen diplomat rehber, Batı Şeria’ya gidebilmemiz için izin alabileceğini, ancak güvenliğimizin sorumluluğunu alamayacaklarını söyleyince ve başka bir istekte olmayınca, bu isteğim akim kaldı.

İstanbul’a döndükten sonra, gezi izlenimlerini, ESAM’ın, o zaman Topkapı’da bulunan mekânında, bir grup gazeteci ve yazar arkadaşlara aktardım. Bu kısa süreli gezide edindiğim izlenimin doğurduğu düşünce, Filistin sorununun çok yönlü ve kapsamlı ele alınması gerektiğiydi. Yıllar içinde yapılan çalışmalar, kurulan ilişkiler ile Filistin’in insani bir sorun olduğu belli ölçüde, Türkiye, Avrupa ve dünya kamuoyunun dikkatini çekmede belli bir aşama kaydedebilmiştir. Bu sorunun çözümü için sadece silah gücüne dayanarak çözülmesi imkânı, ne yazık ki, tek başına yeterli gözükmemektedir. Filistinlilerin, öncelikle bilim ve iktisadi alanlar başta olmak üzere yeni yollar bulmaları, ona göre yeni yapılar oluşturup faaliyetlere yönelmeleri gerekmektedir. Silahlı mücadele bir noktadan sonra İsrail’in yayılma politikasını dünya kamuoyunda meşrulaştırmasına zemin hazırlamakta ve bunu, önceden öngörerek adeta kışkırtmaktadır. Toprak ve nüfusun elde tutulabilmesinde silah gücü bir yere kadar etkili olabilmektedir. Bilim ve iktisadi güç yeterli oranda değilse, onu da korumak giderek zorlaşmaktadır.

Geçen yıllar içinde, ne yazık ki, Filistin hem toprak hem de nüfus olarak devamlı küçüldü, nihayet Gazze’ye hapsedildi. Filistin sorunu da dünya kamuoyunda zaman içinde kabuk bağlamaya başladı. Belki unutulmadı ama niteliği dönüşüme uğratılarak sadece bir şehre indirgendi. Elbette İsrail lanetlenmeli, telin edilmeli ama salt bu duygusal düzeyde bırakıldığı ölçüde, sorun, çözümlenmek imkânından değil, önemsenmesinden de uzaklaşacak gibi görünüyor. Ortadoğu’nun mübtezel yönetimlerinden herhangi bir kıpırtı beklemek, Kaf Dağı’nın arkasındaki umuttan bile muhaldir.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İsmail Kıllıoğlu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Erdoğan tarafından 'yüzde 5' ek zamla duyurulan 10 bin TL'lik emekli maaşı sizce yeterli mi?