Reklamı Kapat

Modern Barbarlar

Modern ve barbar tanımlamaları her ne kadar birbirinin zıddı gibi görünse de aslında insan zihni gibi iç içedir. Bilinç, bilinç dışılık, itki vesaire gibi modernlik ve barbarlık da insanlıkla beraber benzer safhaları birlikte yaşar. Burada gelişmiş gibi gördüğümüz birçok sebebin altında barbarlığı, eski diye hor gördüğümüz birçok meselenin altında da gelişmişliği görebiliriz. Bundan dolayı neyin barbarlıkla ilgili, neyin insana değer olduğunu iyice bir tartmak gerek.

Barbarlık, insanın en ilkel, en kaba halidir. Uygarlaşmamış ya da kendi gibi olmayana duyulan yüksek bir hınç olarak da tasvir edilir. Bu her ne kadar çağları aşan bir tecrübe ile aktarılsa da insanlık kadar insanlığımızla da ilgilidir. Öyle, insanın yazıya hâkim olması, tekerleği icat etmesi ve en nihayetinde makineleşme ve teknoloji ile milenyumu aşması ile izah edilecek bir hadise değildir. Barbarlık insanlık kadar eski, insan kadar yenidir.

Barbar bir düşünce ya da yaşam tarzı “ergeninki” kadar doğal görünür kendine. Olması gereken oluyormuş hissi verir. Temel ihtiyaç düzeyi, ana ihtiyaç düzeyi oluverir. Gaye, hormonların tatmininden öteye geçemez. Bilinçaltı ile üstü arasında hayvansı bir bütünlük vardır. Güçlülük ve vahşiliğin ayrılmazlığı hâkimdir. Kendi gibi olana gücünü, kendi dışında olana vahşiliğini tattırır.

Burada kullanılan birçok kavramın günümüzdeki en güçlü yönü sembolik ifadelere dayalı olmasıdır. Bundan dolayı barbarlığın ilkel yaşam formlarından öte ilkel düşünme formları ile de yakından ilişkisi vardır. Barbarlığın insan düşüncesindeki izdüşümü salt arzuların tatminliğinden öte, bilinçli olarak bir arzu halinde kalmayı kabul etme olarak görülür. Barbarlık; bir sarhoşluk, bilincin kapalılığı ya da ne yaptığını bilmemezlik değil, bilmeyi bilmeme, uzlaşıda uzlaşmama, rasyonel olanda aklı görmezden gelme eğilimidir.

Peki, barbarlık neden uygarlığın zıddı olarak görülmüş? Çünkü uygarlıkta insan çeşitliliğinin, farklı düşüncelerin ve yaşam tarzlarının eğitilmiş aklın hizmetine sokarak bilinç düzeyinin hayvansılıktan uzaklaştırılması vardır. Hayatta kalmak yerine, yaşamak; üremek yerine, nesli devam ettirmek; içgüdüsel birliktelik yerine, aile ve toplum olmak yani bilinç dışılık yerine, bilinçlilik/ussallık/farkındalık vardır.

Şehir, bu bilincin ortak hafızaya dönüştüğü yerler olarak karşımıza çıkar. Hukuk, bu bilincin ortak kurallara bağlandığı yasalar olarak karşımıza çıkar. Ahlak, bu bilincin ortak niyet ve eyleme dayandığı kabuller olarak karşımıza çıkar. Siyaset, bu bilincin ortak bekaya odaklandığı yönetim tarzları olarak karşımıza çıkar.

Bu minvalde medeniyet, insana sınırlarını tanıttığı için “özgürlük”; barbarlık insana her şeyi yapabilme arzu gücünü verdiği için “bağsızlık” verir. Nasıl ki bağını çözen bir hayvana “özgür” denmez ise sınır tanımayan ve sınırlarla ilgili garezi olan kimseye da “özgür” denmez. O sadece bağsızdır. Bunun için irfan mektebi insanda kalmayı “haddini bilmek” olarak tanımlamıştır. Haddini bilen, kendini bilir. Kendini bilen, Rabbini bilir.

Medineliğin yapım direnci kadar, barbarlığın yıkım arzusu vardır. Biri inşa eder, diğeri harap eder. Barbarların bundan dolayıdır ki tarihi olmaz. Çünkü tarih barbarlığın tahammül edemeyeceği kadar diridir, insan dokuludur. Felsefesi olmaz. Çünkü felsefe barbarlığın hazmedemeyeceği kadar iridir, insan kokuludur.

Barbarlığın siyasal sembolik dili de bu minvalde kayda değerdir. Arif Nihat Asya bu sembolik formu Naat’ında şöyle dile getirir: “Diller, sayfalar, satırlar / ‘Ebu Leheb öldü’ diyorlar: / Ebu Leheb ölmedi, ya Muhammed; / Ebu Cehil, kıtalar dolaşıyor.”

Yine kendinden başkasına yaşam hakkı vermeyen, zulmü reva gören, had tanımayan barbarlar siyasal sembolik dil olarak “Tebbet” ve “Fil” surelerinde ilahi formda ifade edilmiştir. Bundan dolayıdır ki barbarlığı zihinsel bir kategori içerisinde tanımlayamayanlar Kur’an-ı Kerim’de geçen benzer sure ve ayetleri anlamlandıramamışlar, alâkasını modern anlamda kuramamışlardır.

Netice itibari ile dönüp bir bakabilmeliyiz. Kendimize, derdimize, dengimize, içimize, işimize, siyasetimize vesaire…

Kim bu barbar?

Nerde, ne yapar?

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Yusuf Yalanız - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Asgari ücret 2 bin 825 TL oldu! Zamdan memnun musunuz?