Tebessümün efsunu

Gittikçe daha fazla somurtkan olmaktayız.

Hayat şartları mıdır bilinmez, gülmeyi unuttuk.

Ya da yakınlarımızdan, yakınlarımız da bizlerden ekmek su gibi güler yüz görmeyi ummakta.

Çocuklar ebeveynlerinden, öğretmenlerinden gülümseme beklentisinde.

Hastalar, doktorlarından, yaşlılar çocuklarından tatlı dil güler yüz beklemekte.

Ne kadar acil bir toplumsal ihtiyaçmış ki onunla ilgili bir habere rastlayınca şaşırmadım bile.

Çok geç kalmış bu çabayı ilgiyle karşıladım.

Haber şu; “Doktorlara gülümseme eğitimi verildi.”

“Hastalara daha güler yüzlü hizmet verebilmek ve hasta memnuniyetini artırabilmek amacıyla, İzmir Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi çalışanlarına, Gülümseme Eğitmeni Psikolog K. Ürkmen tarafından, gülümseme eğitimi verildi.”

‘Gülümsemenin Büyüsü’ başlığı altında, Ürkmen, “İnsanlara günlük hayatta ne kadar az güldüğümüzü, gülümsediğimizi hatırlatmaya çalıştığımız bir farkındalık semineri yapıyoruz. Örneğin sabah yolda yürürken karşıdan gelen bir insana ‘günaydın’ diyebilmek ya da hiç tanımadığınız bir insanı alışveriş merkezinde gördüğünüzde, göz göze geldiğinizde tebessüm ederek selam verebilmek, bunlara benzer bazı evrensel değerleri hatırlatmaya çalışıyorum”.

Ürkmen’in ifadeleri çoğu insanı ürkütebilir “ama selam veriyoruz, almıyorlar” itirazında bulunabilirler.

Orta yaşlı bir hanım geçen gün vapurda anlatıyordu, “Yahu gençlik ne hale gelmiş, zombi gibiler, asansörde kızın kulağında kulaklık, günaydın yavrum dedim bana boş boş baktı.”

Boş boş baksa da inadına selamı yaygınlaştırmaya bakmalıyız, tebessümü çehremizin en güzel makyajı olarak pahalı bir fondöten görmeli ve ısrarla hayatımızın her anında kullanmalıyız.

Gülmeyi çoğu zaman unuttuğumuzu dile getiren Ürkmen, “Toplum olarak aslında bizim derdimiz gülümsemeyi bilmiyor değiliz gülümsemeyi yaş aldıkça unutuyoruz. Uzmanlar bir araştırma yapmış ve okul öncesi dediğimiz 4 yaş gurubu çocukların gün içinde 350-400 kez gülümsediklerini, aynı süre içinde biz yetişkinlerde bu rakamın 15-20’ye düştüğünü tespit etmişler”.

Aslında çok can alıcı devasa konular yanında küçük bir detay gibi durmakta fakat öylesine büyük dertlerle iç içe geçmiş ki.

Eğer anne babalar, gülümsemeyi bilse; evlatları daha mutlu bir çocukluk geçirecek.

Yaşlılığında yanına sığınmış anne babasına bakan evlatlar biraz daha sabırlı ve sevecen olsa yaşlılar daha az depresyona girecek.

Hastalarına şefkatle yaklaşan sağlık personeli onların daha hızlı iyileştiğini gözlemleyecektir.

Böyle asık suratlı ve başarısızlığa savaş ilan etmiş bir öğretim görevlisinin yüzünden öğrencisi intihar etmişti, vicdan azabından kavrulan hocası da erkenden ayrılıp emekliliğini istemişti.

Bizi can evimizden vuran haber de, hep bu anlayışsız katı tutumlar yüzünden gerçekleşmemiş miydi?

“Oğluna okul kıyafeti alamayan baba canına kıydı.”

Kocaeli’nin Körfez ilçesinde yaşayan Devrim ailesi, okulun istediği kıyafetleri aldı ama pantolona güçleri yetmedi, sonra alırız diyerek bir sonraki aya erteledi. Okul idarecileri çocuğu pantolonu olmadığı için eve geri yollayınca baba İ. Devrim, “Çocuklarıma bakamıyorsam, çocuğuma bir pantolon alamıyorsam niye yaşıyorum ki” diyerek canına kıydı.”

Çokbilmiş okul yöneticileri, çocuğu hiddetli bir suratla okuldan çıkarıp eve göndereceklerine, tebessümle biraz bekleselerdi; işsiz olduğu için zaten bunalımda olan babayı iyice çaresiz bırakıp hepimizin yüreğini yakan olay belki de meydana gelmeyecekti.

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar Mine Alpay Gün - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz


Anket Son dönemde TL'nin yabancı paralar karşısındaki değer kaybının asıl nedeni sizce hangisidir?