Borç! Hep borç! Daima borçlanma sendromu

Bismillahirrahmanirrahim;

Hükümetin 16 yıllık ekonomik trendini inceleyiniz. Ekonomiyi “borçlanma” üzerine kurdu. Borçlar artarak devam etti. Ödeme süresi gelenler, çok kere borçla kapatıldı. Borçların faizleri bile çoğunlukla “borçlanarak” ödendi. Daha 2002’de hükümet kurulurken Erbakan Hoca’nın; sonra da Saadet Partisi’nin “üretim ekonomisi” konusundaki sürekli uyarılarına kulak tıkamanın ülkeye yüklediği faturayı görüyor musunuz?

En küçük bir aile bütçesini bile daima borçlanmayla sürdüremezsiniz. Sürdürmeye zorladığınız zaman alacaklınız emir vermeye başlar. “Borç alan emir alır.” Alacaklınız evinize, malınıza ipotek koyar. Perişan olursunuz.

Bu anlamda devletin işleyişinin, ailenin işleyişinden farkı yok. Devlet ailenin büyütülmüşü. Hükümet baştan beri sürekli Borca Dayalı Kredi Sistemi modelini uyguladı. Borçlanarak büyümeye çalıştı. Yatırım borçla, enflasyonla mücadele borçla, ithalat ihracat ilişkisini sürdürmek borçla. Sürekli yükseklerden uçtu; ama böyle bir modelin sürdürülebilir olmadığı acı faturalarıyla ortaya çıktı.

Hükümet ekonomik politikaları “bencilce” yürüttü. İstişare etmedi. Uyarılara kulak tıkadı. Türkiye’yi yalnız kendisinin sandı. Bazen AKP’li kardeşlerimize mütevazi hatırlatmalar yapsak, “Siz bize akıl vermeyi bırakın; oy verin” diyerek uyarılarımızı dinlemediler; hep kendi akıllarını beğendiler.

“Küresel sisteme karşı durulmaz”, “Amerika ne der?” türünden yaklaşımlar acizliktir, yetersizliktir. ABD ne kadar bağımsız ülke ise, Türkiye de en az ABD kadar bağımsız bir ülkedir.  Keşke Erbakan Hoca’nın “Bana ne Amerika’dan!” sözündeki inceliği bir anlayabilseydiniz!

DAHA KÖTÜSÜ OLMADAN!

Hatırlayın! Temel Karamollaoğlu “üretime dönük olmayan yatırımları durdurup ‘üretim ekonomisi’ uygulayacaklarını” söyleyince; AKP Genel Başkanı celallenerek esip gürledi. “Yatırımları durduracaklarmış. Niyeymiş? Yatırımlar üretmiyormuş” diyerek ihracatın yükselişini örnek verdi; fakat ithalatın adını bile anmadı. Çünkü ihracat ithalat farkı uçurum noktasındaydı. Temel Bey hatırlattı: “E, be mübarek! Bir satırı okurken gözünü aç; bir de ondan sonraki satırı oku. Gözlük numaraları ayarlı değil.”

Peki, ne oldu? Uyarıya kulak vermediler ama doların ateşi yakınca, “Kendi para birimimizle ticaret yapalım” demeye başladılar. Şimdi Sayın Erdoğan, Bilge Başkan’ın uyardığı noktaya geldi: “İsraf ekonomisine değil; üretim, verim ekonomisine geçiyoruz” (12.09.2018). Hükümetler başta muhalefet partileri olmak üzere, ülkeyi halkıyla birlikte yönetme anlayışına sahip olmalı. Sözle değil; uygulamayla!

Uzmanların Erdoğan’ın görüşleri ışığında konuştukları belli! Değilse, öngörülerle gerçek arasında bu derece “uçurum” olmazdı. 2005’te TL’den 6 sıfır atılınca, hükümet bir iddiada bulundu: “1 dolar = 1 TL olacak.” Geldiğimiz noktada dolar 6 TL’yi geçti. İşte daima borçlanma sendromu!

Kütahya’ya Zafer Havaalanı yapılırken işletmeci şirkete “yolcu garantisi “ teminatı verildi. 5 yılda hükümetin yanılma payı yüzde 95,8 oldu. İşletmeci firmaya devletin bütçesinden 20 milyon 855 bin lira ödendi. Bu para halkın! Liyakate önem verilseydi, uçurum derecesinde bir yanılma farkı olur muydu?  

GELİN, MÜTEVAZİ OLUN!

Saadet Partisi, Cumhuriyet döneminde ilk “denk bütçe”yi yapan siyasi anlayışın sahibi! Çünkü paranın “hak ölçüsü” olduğuna inanıyor. Milli Görüş’ün ekonomik çözümlerini inceleyin! Halkı hiç yanıltmadığını görürsünüz. Çünkü ehliyet ve liyakat sahibi uzmanlarla çalışıyor.

Temel Karamollaoğlu 4 ay önce, seçime giderken hatırlattı: “Devletin borcu 453 milyar dolar. AKP döneminde vatandaşın bankalara borcu 70 kat arttı. Bu böyle gitmez. Hükümet devam edecek olursa büyük krizlerle karşılaşırız.”

Troller hemen harekete geçti. Saadet Partisi’nin doğru çözümleri halkın zihninde yer etmesin, diye işi farklı noktaya çektiler. Saadet Partisi’yle ilgili kara propagandaya giriştiler. Yaptıkları suçlamalarla, gerçekleri dikkatlerden kaçırdılar. Ülkeyi perişan ettiler. Hükümet FETÖ’ye aldandı; faturası halka kesildi. Tabii akışı bozan trollerle çalışılırsa ülke daha büyük krizlerin içine sürüklenir.

Saadet Partili ekonomistlerden Genel Başkan Yardımcısı Latif Öztek’e son ekonomik durumu sordum. Dedi ki: “Ağustos sonu itibariyle, belediyelerin borçları hariç, merkezi yönetimin iç ve dış borcu 1 trilyon 9 milyon 600 bin dolar.” “Çıkış yolu nedir?” dediğimde 3 kere “üretim ekonomisi” dedikten sonra ekledi: “İsrafı durdurmak ve tasarrufa yönelmek.”

Vahim durum ortada! Çok yönlü çözümler üretmeliyiz. Üretmeden tüketen ekonomiden; “üretim ekonomisi”ne geçmeliyiz. Okullar bunun eğitimini vermeli. Dış mihrakların niyeti belli. Borçlanma, yolsuzluk, israf, tedbirsizlik, ehliyetsizlik, liyakatsizlik at oynatırsa, içteki “mihraklar”ın gündeme gelmesi kaçınılmaz olur.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Şakir Tarım - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Asgari ücret 2 bin 825 TL oldu! Zamdan memnun musunuz?