Reklamı Kapat

Siyasetimize de yön verecek Miraç olayı

Peygamber Efendimizin 621 yılında yani “Hicret”ten bir buçuk yıl önce gökleri aşarak Cebrail’in vahiy aldığı son durağı “Sidret-ül’münteha”ya ve oradan Allah’ın yüce makamı “Arş-ı Âlâ”ya çıktığını tüm hocalarımız özellikle İsra ve Miraç gecelerinde anlatırlar.

Recep ayının 27. gecesinde gerçekleşen bu olay üç safhada cereyan etmiştir. Birincisi Mekke’deki Mescid-i Haram’dan Kudüs’teki Mescid-i Aksa’ya Burak üzerinde gerçekleşmiş, Mescid-i Aksa’dan Sidretü-ül’münteha’ya Cebrail’in refakatinde gerçekleşmiştir. Oradan Arş-ı Âlâ’ya çıkışı ise nurdan bir asansörle cereyan etmiştir. Böylece Peygamberimiz 6l0 yılında Hıra dağında aldığı risalet (ilahi elçilik) görevini 621 yılında Allah’ın özel makamı olan “Arş-ı Âlâ” (en yüksek çatı) ve Kürs’te bir kere daha almış olmaktaydı.

 Yüce makama varır varmaz Peygamberimizin ilk sözü: “ETTEHİYYATÜ LİLLAHİ VESSALEVATÜ VETTAYYİBAT” ifadesi olmuştur. Kısaca meali şöyledir: “Dil, beden ve mal ile yapılan tüm ibadet ve icraatlar Allah içindir, Allah için olmalıdır.” 

Peygamberimiz böyle güzel bir taahhütte bulununca Allah Teala: “ESSELAMÜ ALEYKE EYYÜHENNEBİYYÜ VE RAHMETÜLLAHİ VE BEREKATÜHÜ” şeklinde cevap vermiştir ki anlamı kısaca şöyledir: “Ey Peygamber! Allah’ın rahmeti, bereketi ve selameti senin üzerine olsun.”

Peygamberimiz yüce Allah’tan böylece selamet (esenlik), rahmet (maddi ve manevi nimet) ve bereket garantisini alınca şöyle demiştir: “ESSELAMÜ ALEYNA VE ALA İBADİLLAHİSSALİHİN.” Yani, “Selamet, rahmet ve bereket bizim ve Allah’ın yani senin salih (iyi) kullarının da üzerine olsun.” Böylece Peygamberimiz kendisine vaat edilen selam, rahmet ve bereketin tüm ümmetlerine verilmesini istemiş oldu. Dikkat edilirse kolayca anlaşılacağı gibi Peygamberimiz selametin yalnız kendisine değil beraberinde olanlara ve bütün iyi kullara da verilmesini dilemiştir.

Öyleyse onun ümmeti olanlar, yani bütün Müslümanlar bir makam ve mevkie, dolayısıyla da çeşitli varlık ve imkanlara kavuştuklarında onları sadece kendisine ve kendi aile ve akrabalarına, yandaşlarına tahsis etmeyip tüm halkına dağıtılmasını temin etmelidir. Halkı pazardan bir filesini dolduramazken veya doldurmakta zorlanırken makam ve mevki sahiplerinin büyük zengin olmaları, filolarıyla limanları işgal etmeleri çok yanlıştır. Bu durum halk arasında fitne uyandırır. Hele de dindarlıktan bahsedenlerin yakınlarını büyük zengin haline getirmeleri halkı dinden uzaklaştırır, hatta anarşiye sebep olabilir. “Biri yer biri bakar, kıyamet ondan kopar” atasözünün işaret ettiği olaylar meydana gelebilir.

Peygamberimizin 621 yılında taahhüt ettiği “devlet imkânları dâhil ele geçirilen zenginlikleri yalnız çevresine değil tüm ümmete, hatta ümmet arasında yaşayan tüm insanlara yaygınlaştırma” taahhüdünü bütün Müslümanlar olarak biz her namazda en az iki defa tahiyyat dediğimiz oturuşlarda yapmaktayız.

Namaz kıldığı halde suyun başına varınca onu daha çok yakınlarına ve yandaşlarına akıtanların kıldığı namazlar kabul olmayabilir. Nitekim üzerinde kul hakkı olanların kıldığı namaz onları Allah’tan uzaklaştıracağı gerçeği camilerde ve tüm İslami sohbetlerde dile getirilmektedir.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar M. Hamdi Güner - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket EYT konusunda ne düşünüyorsunuz?