Reklamı Kapat

Eğitimimiz okumayı sevdirebilir mi?

Bismillahirrahmanirrahim;

Dün itibariyle yeni bir öğretim yılına girildi. Öğrenim çağında 26 milyon öğrencimiz var. Bu muazzam bir rakam! Pek çok ülkenin nüfusundan daha fazla! Bu kadar yüksek genç beyini üretime kazandırabiliyor muyuz? Okullar okuyan, öğrenen, eğitilip inceleme, araştırma yaptırılan kurumlar. Düşünen, sorgulayan ahlâklı nesiller yetişecek buralardan.

Okullarımızın var oluş fonksiyonunu yerine getirdiği söylenemez. Okullarda ilk yapılması istenen şey “okumayı sevdirmek”. Okumayı öğrenen öğrenci haz alarak yeni dünyalara açılma eylemine girişebiliyor mu? İsterseniz kendinizi ve çevrenizi bir yoklayın. Hatta toplumu yönlendiren üniversite öğrencilerine, din görevlilerine, öğretmenlere de sorun. En son hangi kitabı okumuşlar?  Kitap okumaya ilgileri ne ölçüde?

DESAM, 2011’de Dünya Kitap Haftası münasebetiyle bir araştırma yayınladı. Buna göre, bazı ülkelerin kütüphane sayısı şöyle: Türkiye’de 1.152; İngiltere’de 4.620; İspanya’da 5.209; Almanya’da 10.531 kütüphane var.

Kütüphanelerde bulunan kitap sayısı ise, Türkiye’de 13 milyon; Bulgaristan’da 46 milyon; Rusya’da 739 milyon.

Japonya’da toplumun yüzde 14’ü; ABD’de yüzde 12’si; Türkiye’de binde biri kitap okuyor.

Yılda 1 kişiye düşen ortalama kitap sayısı Japonya’da 25; İsviçre’de 10; Türkiye’de 10 yılda 1 kitap.

Sanırım, geçen süre içinde ciddi bir değişiklik yok. Okul ve öğrencimiz çok; eğitime ciddi paralar harcıyoruz; 1 milyona yaklaşan eğitimci kadromuz var. Fakat, yukarıdaki sonuç ne anlama geliyor, dersiniz?  

 

DÜŞÜNCE KISIRLIĞI

Dünya Üniversite Sıralama Merkezi, Haziran 2018’de “Dünyanın En İyi 1.000 Üniversitesi” araştırmasını yayınladı. Türkiye’deki Hacettepe Üniversitesi “en iyiler” arasında 525. sırada yer aldı. Diğerleri daha gerideler. Biz, üniversite sayımızın 200’e yaklaşmasıyla övünüyoruz ya! Dünyada ilk 500’e girebilen üniversitemiz yok. Kalite olmadıktan sonra her köye, her mahalleye üniversite açılsa ne fayda? Eğitimde sayı çokluğuna değil; kaliteyi yükseltmeye odaklanmalıyız.

Dünya Ekonomik Forumu Ağustos sonunda 2018 Eğitim Kalitesi’ni yayınladı. Türkiye’de genel eğitim, 137 ülke arasında 99. sırada. Katar, Malezya, Pakistan’dan daha gerilerdeyiz. İlkokul seviyesindeki eğitimimizin kalitesi daha düşük! 105. sırada. ÖĞDER Genel Başkanı Hamdi Sürücü uyardı: “Öğretmen ve öğrenciye yatırım yapın.”

Peki, öğrenciler hiç mi okumuyor, diyeceksiniz? Öğrencilerin çok azı dışında okudukları iki tür kitap var: Ders ve test kitapları. O da almak istediği not ihtiyacı kadar. Okulunu bitirip kolay yoldan geçim temin etmek için. Okuma eylemini bırakmayan o az sayıda öğrenciyi tebrik ediyorum. Onlar bizim yüz akımız. Bir kıpırdama oluyorsa, o fedakâr gençler sayesinde.

Yeni ders yılı başlangıcında yönetici ve öğretmenlerden en büyük isteğimiz, öğrencilere kitap okumayı sevdirmeleri. Bunu sağlayabilirlerse öğrenen, inceleyen, araştıran, yaşananları sorgulayan, uyanık, becerikli, işinin ehli insan yetiştirmenin yolu açılmış olur. İdealist, girişimci, üretken, vasıflı insanlar yetiştirmek buna bağlı.

 

“TAKLİTÇİ” Mİ; “MİLLİ” Mİ?

“Milli” olmaktan çok “taklitçi” ve “maddeci” bir eğitim sistemimiz var. Öğrenciyi kendi değerlerine, tarihine, kimliğine özendirecek yerde; yabancılara, Batı’ya özendiriyor. Öğrencinin ruh dünyasına, insani özelliklerine dokunamıyor. O yüzden “eğitim” ve “okullar” çekilmez hale geliyor. Yalnız, gelecekte “geçim” temin etmek için “katlanılan” kurumlar durumunda. Okulların düşünce ve çözüm üretememesinin; diploma fabrikası olarak algılanmasının sebebi bu!

Erbakan Hoca, “taklitçi eğitim”in bir ülkenin sonunu hazırladığını anlatır: “Taklitçi bir milletin ilim adamları orijinal kitap yazamaz; telif eser meydana getiremez. Sadece tercümelerle oyalanır. Taklitçi bir millet ileri teknoloji ve sanayiye sahip olamaz; montajla, gazoz fabrikalarıyla ve müstemleke tipi yatırımlarla vakit geçirir. Böylece geri kalır. İkinci safha sömürülme safhasıdır. Geri kalan bir milletin ekonomik yönden sömürülmesi, yabancı kültür istilasına uğraması çok tabiidir. Üçüncü safha bağımsızlığını kaybetme safhasıdır. Dördüncü safha ise, öz benliğini kaybetme, yani yok olma safhasıdır.” (Sorunların Doğal Çözümü Milli Görüş Konf.)

Türkiye vasıflı insan yetiştirmeyi amaçlamalı, eğitimde kaliteyi yükseltmeye çalışmalıdır. Mizacında okuma arzusu, öğrenme yeteneği olmayanlara “zorunlu” lise öğrenimine zorlarsanız; eğitimin seviyesini yerlerde süründürürsünüz. Yetenekli öğrencileri kaybedersiniz. Tabii olanı zorlamayın. Kurbağayı zorlasanız da, uçuramazsınız.

Kaliteli eğitimin ilk basamağı öğrenciye “okumayı sevdirmek”tir. İlgi, merak uyandıran; akıcı, sürükleyici metinlerle işe başlanmalıdır. Türkçenin iyi kullanıldığı metinlerle. Okumayı sevdiremeyen eğitimin başarısından söz edilemez.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Şakir Tarım - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Asgari ücret 2 bin 825 TL oldu! Zamdan memnun musunuz?