Sadrazamın torunları

Gazetelerde dolar kuru ile haberler, ekonomi gemisinin su alması, insanların paniklemesi hemen her kesimin ortak konusu.

Dar gelirli de mağdur, orta sınıf da şikayetçi, üst gelir grubu da burnundan solumakta.

Hayatımızın her anını etkileyen bir zam furyası ile çevrelendik bir anda.

Fakat gözlemlerim bu memleketin alışkanlıklarından asla vazgeçmemesi.

Memleket manzaralarına baktığınızda öylesine refah içerisindeki görüntüler izlenmekte ki.

AVM’ler ağzına dek dolu.

Öğrenciler, işsizler, çalışmayanlar ellerine tutuşturulmuş kredi kartlarının dağları deviren özgüveniyle yarınlarını düşünmeden alışveriş yapmaktalar.

Tüketim ekonomisi doludizgin. Bir şey üretmeyen insanlar parmaklarını kıpırdatmadıkları gibi yaptıkları israflardan vicdanlarının sızlamadığı çok aşikâr.

Hiç anlam veremediğim de, bu yoksul ülkenin halkı nereden, hangi kaynaktan kazanmaktadır ki, zengin gibi yaşamaktadır.

Avrupa’nın hiçbir şehrinde bizim ülkemizdeki kadar yemek dükkânı görmedim.

Sit alanlarında, tarihi camilerin yanı başında, sanat eserinin burnunun dibinde yemek alanları.

Mümkünü var mı eski bir meydanda ya da tarihi bir kilisede, Sigtuna’da; bu kadar yoğun bir lokanta taarruzu olsun.

İnsanlar çok önemli bir vatani görev yapar gibi yemekteler belki de bu yüzden şampiyon olduk, en şişman Avrupa ülkesi payesini kazandık.

Gençler kafelerde tıkınmakta, ahali pahalı kahvaltı sofralarında; evlerinde çok daha temize, ucuza yiyebileceklerini bir kır lokantasında ya da deniz kenarındaki restoranda tüketmekteler.

Hani bir yabancı bu fotoğrafa baksa ne kadar zengin bir ülke der, en fazla da bizim pazarlarımızı dolaşsa, dağ gibi narenciye kamyonlarıyla renkli meyveler arasında yaşayan bu millete öykünür.

Zira Avrupa’da 3 EURO’ya elma, 2 EURO’ya domatesi kiloyla değil de, bir iki tane olarak satın alabilen insanlar bizim topraklarda yaşadığımız zenginliğe hayret etmekteler.

Üretmeyen insanlara, miskinler memleketine dair bu görüntülere inat çölde serap gibi de olsa temiz haberler gelmekte.

Aslında olması gereken bir vakıadır ama tembeller diyarında şaşarak okumaktayız;

“Bayan öğretmenlerin fedakârlığı duygulandırdı!

Bitlis’te köy okulunda görev yapan üç öğretmen, hem hademelik hem de öğretmenlik yapıyorlar.

Ellerine boya ile fırçaları alan bayan öğretmenler, önce okulun duvarlarını boyadılar daha sonra ise matkapla okulun tamirat ve tadilat işlerini yaptılar. Okulların açılmasına az bir zaman kala okulu öğrencilerine hazır hale getirmek isteyen üç fedakâr bayan öğretmen çocukların mutlu ve güzel bir ortamda eğitim görmeleri için ellerinden geleni yapıyorlar.”

Çok olağan bir durumu fedakârlık abidesi olarak görebilmekteyiz.

Zira toz kir içerisindeki okullarda sıraları silip, etrafı temizlerse sanki öğretmenin incileri dökülecektir.

Dizisinden, filminden feragat edip kapı önünü, yolu süpürürse; ev kadınının eline yapışacaktır.

Geçen gün İstanbul’un Anadolu yakasında bir sağlık ocağının arka bahçesine geçeyim dedim. Görüntü korkunçtu; çamur, çöp, kâğıt, pet şişe, mezbele idi. Korku filmi gibi idi her yan, köpekler muhtemelen kurbanlık bir koyunun derisini getirip parçalamışlar, her yan yün ve yağmurda ıslandığından kokuları duyulmayan deri parçaları ile dolu idi. Doktorlar, hemşireler ellerinde kahveleri, sigaraları o alanı kullanmakta, içlerinden biri demiyor ki, “Belli temizlikçi yetiştiremiyor biz bu bahçeyi yarım saatte temizleriz, spor da olur, temiz bir alana da kavuşuruz.”

Fakat hayır, mümkünü yok, yanaşmamakta sadrazamın torunları.

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar Mine Alpay Gün - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz

03

Abdurrahman Serdar - Japonya'da tüm okullarda tuvaletleri bile öğretmenlerin talebelerle birlikte temizlediğini M.Ş.Eygi bey hep yazıyor. Caddelerde gördüğünüz -VARLIKLI ÜLKE -manzarası, gelir dağılımının ne kadar bozuk olduğunun delilidir.

Yanıtla . 0Beğen 16 Eylül 22:40
02

Abdurrahman Serdar - Osmanlıyı görenleri görenler de bitti. Cumhuriyet nesli meydanlarda.

Her taraf yemekhane olacak tabii ki. İslam terbiyesinin yok edildiği bedevi bir topluluktan daha ne bekliyeceksin. Evlenen azaldı, boşanan çoğaldı. Hükumet çalışan kadın sayısını çoğaltmanın ŞEREFİ peşinde yırtınıyor. Kadınlar ekonomiye katkıda bulunsun diye. Ama hangi ekonomiye ? Buturama (haddi aşma) caka, zevk-safa, gösteriş başını almış gidiyor.

İslam Medeniyet dinidir. İlk Başkenti de Medinedir. Köy Kültürünü yaşatanlar ve sonradan görmelerden ne bekliyeceksin ?

Yanıtla . 0Beğen 16 Eylül 22:34
01

Rüstem Erol - Dün Eyüp Sultan camiine gittim eşim ile birlikte. Her tarafı lokanta ve kafeterya ile çevrilmiş. Ve hepsi de dolu. Üstelik İstanbul'da yemek çok da pahalı ama her taraf dolu.

Yanıtla . 0Beğen 16 Eylül 09:54

Anket Seçim barajı ile ilgili ne düşünüyorsunuz?